BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Elleri kırılasıcalar acımadan yumruklamışlardı... Biraz sonra Hüseyin gelecekti. Onu fazla hırslandırıp da başını belaya sokmamak gerekirdi. En iyisi Hüseyin’e merdivenden düştüm demeli onu da üzmemeliydi. Ama inanılır gibi değildi ki...



Naciye evde işleri olduğunu bildirerek müsaade isteyip gitti. Fakat şükran teyze bu garibanlara yardımcı olabilmek için yanlarında kalmıştı. - Kızım, Allah büyüktür. Zalimin zulmü varsa mazlumun Allahı var. O canavarların yaptıkları yanlarına kalmaz, diyor teselli etmeye çalışıyordu... Şükran teyze Mihriban’ı rahatlatmak için değişik konulara giriyor, yaşadığı kâbustan uzaklaştırmaya gayret sarfediyordu. - Kızım “sonradan görme” bunlar... Bu semtin insanlarının çoğu sonradan helal haram demeden zengin olmuşlar. Kendilerinden başka kimseyi düşünmezler, sadece kendilerini düşünürler bunlar. Birinin ayağına bassan hep birlikte çullanırlar üzerine, vururlar acımasızca. Neler çektik kızım bu şehir eşkıyalarının elinden ah bir bilsen... Mihriban, Şükran teyzeyi dinlerken yediği darbelerin acısını unutup haline şükretmeye başlamıştı. Bu semte geldi geleli şöyle dertleşecek bir insana o kadar çok ihtiyacı olmuştu ki Şükran teyze Hızır gibi yetişmişti imdadına. Fakat yaşlı kadın tedirginlik içindeydi. Sanki onun bu garibanlarla ilgilendiğini görürlerse onu da cezalandıracaklarmış gibi bir korku içinde olduğu hissediliyordu. Şehir eşkıyaları burada müthiş bir terör havası estirmişti. Asker ve polisi hunharca şehit eden, kundaktaki bebekleri acımasızca katleden dağ eşkıyalarının yerini burada sokak eşkıyaları almıştı. İki eşkıyanın da yaptığı aynıydı. İkisi de acımasız, hissiz ve ruhsuzdu. Aralarındaki tek fark birisi dağları mekan etmişti kendine, öteki şehirleri. - Kızım bu eşkıyalar, çocukluk çağlarından itibaren haram lokma ile beslendiler. Aile terbiyesi nedir bilmediler. Baba ve anneleri konken partilerinde arzı endam ederken, onlar da vahşetin kucağında büyüdüler. Esrar alemlerinin içinde boy attılar. Ne gördülerse şimdi onu işliyorlar. Sizin gibi Anadolu’dan yeni gelmiş garibanları buldular mı oyuncak gibi oynuyorlar. Yumruğu büyük olanlara dokunamaz onlar. Korkarlar. Ancak kimsesizlere, zavallılara güçleri yeter... Geçer kızım, üzülme bu günler de geçer... Şükran teyze geç vakitlere kadar Mihriban’ı yalnız bırakmadı. İlgilendi onunla. Eczaneden kendi parasıyla ilaç aldırıp verdi. Yaralarını sardı. Herhangi bir ihtiyacı olursa bildirmesini isteyip evinin yolunu tuttu... Kötü insanların bulunduğu ve şerlerinin herkese bulaştığı bir ortamda Şükran teyze ve gelini ilaç gibi gelmişti. Büyüklerinden, “iyi insanlar ilaç gibidir şifa verir, kötü insanlar ise hastalık gibidir, insanı felakete sürükler” diye duymuştu. Şu fani dünyada neler geliyordu insanın başına “yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmuşlardı” Abuzer’in şerrinden kurtulmak için geldikleri bu memlekette Barış Sokağı çocuklarının oyuncağı olmuşlardı... Vücudunun her tarafı ağrıyordu. Elleri kırılasıcalar acımadan yumruklamışlardı. Biraz sonra Hüseyin gelecekti. Onu fazla hırslandırıp da başını belaya sokmamak gerekirdi. En iyisi Hüseyin’e merdivenden düştüm demeli onu da üzmemeliydi. Ama inanılır gibi değildi ki yüzü, gözü her tarafı morluklar içindeydi. Yediği yumruktan kaşı patlamıştı. Ayrıca Cemal oturağındaki raptiye yarası yetmezmiş gibi kafasına oklavayı yemiş, başı yumurta gibi şişmişti. Bunları izah etmek zordu, Hüseyin’e... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT