BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOCA YUSUF

KOCA YUSUF

İsmail Ağa, elindeki martini tüfeğini ve tabancayı Yusuf’a verdi: -Pelvan uulum. Bunlaa yanında bulunsun. İnşallah gerekmez. Ancak, gerekirse tereddüt itmeden kullan. Şartlaa ne ulursa ulsun, mutlaka Filibe’ye, uradan da Karlaova’ya ulaş. Yüzümüzü kara çıkarma.



İsmail Ağa, elindeki martini tüfeğini ve tabancayı Yusuf’a verdi: -Pelvan uulum. Bunlaa yanında bulunsun. İnşallah gerekmez. Ancak, gerekirse tereddüt itmeden kullan. Şartlaa ne ulursa ulsun, mutlaka Filibe’ye, uradan da Karlaova’ya ulaş. Yüzümüzü kara çıkarma. “İnşallah” diyen Yusuf, piştovu önden kuşağının arasına yerleştirdi. Avucu, piştovun kabzasına değer değmez bütün vücuduna tatlı bir sıcaklık yayılmıştı. Babası, fildişinden kabzası bulunan, gümüş kaplama bu piştovu çok severdi. Değil vermek, ona dokunulmasına dahi müsaade etmezdi. Bugünse, Yusuf’a vermişti. Yusuf, dünyalar kendine verilmiş gibi sevindi. Kendisine güvenenleri mahcup etmemek için daha da bilendi. Çavuş Ana da, hiç yanından ayırmadığı, Kırım Harbi hatırası hançeri Yusuf’a verdi, kendi elleriyle kuşağına yerleştirdi: -Pelvan turunum. Bu ançere baktıkça Çavuş Nineni, Silistre, Kırım kahramanlaanı atırlayasın. Unlara layık ulmaa çalışasın. Yusuf, Çavuş Ninesinin yanından hiç ayırmadığı, en kıymetli varlığı, onun için manevi değeri çok yüksek hançeri vermesiyle çok duygulanmıştı. Yükü daha da ağırlamıştı. -İnşallah Çavuş Ninem. Dualaanla yüzünüzü kara çıkarmam. -Çıkaamazsın turunum çıkaamazsın. Sen, Demir Buba’da yitişmiş bir pelvansın. Yusuf, orada bulunanların elini öptü. Filiz’in sırtına şaplağı vurarak veda havasını bir nebze olsun dağıtmak için çırpındı.. Hepsiyle helalleşti. Anacığı, bir daha göremiyecekmiş gibi, Yusuf’u bir türlü göğsünden bırakmıyordu. Elceğizle, Yusuf’un iç gömleğine bir muska iğneledi. Konuşmak istedi, konuşamadı. Nemli gözlerle Yusuf’a bakakaldı. Durumu farkeden İsmail Ağa, seslendi: -Uulum. Yolcu yola yakışır. Adi bakaam. Bismillah de de çık yola. Yusuf, bir sıçrayışta Karaok’un sırtına yerleşti. Üzengi ve gemi şöyle bir tarttı. “Allahısmarladık” deyip yola koyuldu. Hedef, önce Şumnu, sonra Filibe’ydi. Anacığı, çok arzu etti, geriye baksın, bir sefercik daha yüzünü göreyim diye. Ama bakmadı, atını sürdü, gitti, bilinmezlere doğru. Ayşe gelin, ayrılık ateşine daha fazla dayanamadı, bulunduğu yere çöktü...  Filibe’ye bağlı Pazarcık’ın Kaymakamı, Nenko Çorbacı’nın, gece yarısı, üstü başı parçalanmış, soluk soluğa anlattıklarına inanamadı. Böyle bir çılgınlığa kalkışmaları mümkün değildi. Büyük laflara karnı tok olan bir Bulgar, komitenin Yaldova temsilcisi Nenko Çorbacı, Bulgarlar Komitecilerinin büyük davasına ihanet etmiş, ancak Osmanlı tebası olmanın gereğini yerine getirmişti. Filibe Komitesi, umumi ihtilalden üç gün önce, 3 Mayıs 1876’da Obreşta’da bir gizli toplantı yaptırdıktan sonra, hemen ertesi gece Maçka deresi kenarında ikinci bir gizli toplantı yapılmasını emretmişti. Buna niçin lüzum görülmüştü? Rivayete göre, komitebaşı, Obreşta’ya zamanında gelmemiş bazı çete kaptanları ile mutlaka konuşmak istemişti. İstemişti ama Maçka deresine inen bir bayırda, zifiri karanlıkta, fundalıklar arasında yapılan bu toplantı, ihtilalin akışını değiştirmişti... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT