BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Mihriban, kafasındaki soruların cevabını ancak Hüseyin işten döndüğü zaman alabilmişti. Karısı ve çocuklarının harpten çıkmış gibi perişan halini gören Hüseyin bir anda şuurunu kaybetmiş, deli gibi nara atmaya başlamıştı.



Mihriban yediği dayağın şiddetiyle sendelediği için olacak, bu sokak eşkıyalarının kendisini niye dövdüğünü düşünememişti. Sahi niye vurmuşlardı böyle hınçla, kinle. Çocuklarının dövülmesinden bahsetmişlerdi. Acaba Hüseyin gidip Cemal’in altına raptiyeleri koyan çocuğu mu dövmüştü? Hüseyin dünyada yapmazdı böyle bir şeyi. Peki kim dövmüş olabilirdi?!. Mihriban kafasındaki soruların cevabını ancak Hüseyin işten döndüğü zaman alabilmişti. Karısı ve çocuklarının harpten çıkmış gibi perişan halini gören Hüseyin bir anda şuurunu kaybetmiş, deli gibi nara atmaya başlamıştı. - Sığamadım ülen koca dünyaya, koskoca dünyada barınacak bir mekan yok mu bana. Ne istiyorsunuz benden neee! Şu zavallı kadından ne istediniz! Mihriban zaptedememişti kocasını, küçük gecekondunun bahçesine çıkmış uluorta bağırıyordu Hüseyin: - Ülen gosgoca dünyada bir dilim ekmeği çok mu gördüğüz bize. Şu masum çocuklardan ne istediğiz ha?! Erkekseniz gelin hadi. Gelin beni dövün. Masum bir gadından ne istediğiz! Vicdansızlaaar! Ahlâksızlaaarr! Barış Sokağının sakinleri Hüseyin’in naralarını işitince balkonlara üşüşmüştü. Koskoca sokakta çıt çıkmıyordu. Lara hanım sakınarak bakıyordu balkondan. Belli ki büyük bir tedirginlik yaşıyordu. Hüseyin zıvanadan çıkmıştı. Bu halde çok tehlikeli olabilirdi. - Köye gidemedim hayat hakkı yok diye. Yurdumu terkettim yaşamak için... Ne istiyonuz bizden neee?!. Bir canımız var gelip alın. Alın da gurtulalım. Biz insan değel miyiz, bizim yaşama hakkımız yok mu ha! Bir gadına böyle vurulur mu? Seyredin seyredin!.. Burda şebek oynuyomuş gibi seyredin. Def çalıp oynayın... Gelin öldürün bizi sevinin sevinin! Hüseyin bağırdıkça bağırıyor hırsını alamıyordu. Asabı fena halde bozulmuştu. Kalfa Yunus okula çocuğu dövmeye giderken içine bir sızı düşmüştü zaten. O çocuğu dövdü de iyi mi olmuştu. Ceremeyi gene Hüseyin çekmişti. Çaresizdi Hüseyin... Karısına, çocuklarına mahcup olmuştu. Onlara daha iyi bir gün göstermek ve kendi canını kurtarmak için gelmişti bu şehre, ama günlerin en kötüsünü göstermişti onlara. Böyle insanca yaşamak mı olurdu! İnsan bir kere ölürdü. Her gün korkuyla yaşamaktansa, ciğerparelerinin her gün böcek gibi ezildiğini görerek yaşamaktansa bir kere ölmek evla değil miydi? Şu anda karşısına biri çıksa gözünü kırpmadan saldırırdı. Ama kendini seyredenlerden çıt çıkmıyordu. Diz çöktü toprağa, katıla katıla ağlamaya başladı. Ağlarken bir taraftan dua ediyordu: - Yarabbim bana sabır ver, tahammül gücü ver... Mihriban büyük bir acıyla doğrulup dışarı çıktı. Kocasının yanına geldi. Yavaşça fısıldadı: - Haydi içeri gir efendi... Hüseyin karısını duymadı bile. Uzun müddet ağlamaya devam etti. Çok geçmeden gecekondunun önünde bir polis otosu belirmişti. Anlaşıldığı kadarıyla gene karşı komşulardan birisi polise telefon edip “vukuat ihbarı” yapmıştı. Polis otosundan süratle inen polisler Hüseyin’i yaka paça ettiler. Mihriban acıyla kıvranarak yalvardı polislere: - O bişey yapmadı beni döğdüler... Polisler Mihriban’ı duymamıştı bile. Hüseyin bir müddet direndi polislere: - Beni niye götürüyonuz? Şu gadının haline baksanıza... Fakat vukuat şikayeti Hüseyin içindi. Sokak sakinlerini rahatsız etmişti... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT