BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Besicilerimiz kan ağlıyor

Besicilerimiz kan ağlıyor

Şu anda Türk tarımı, can çekişiyor. Mevsimlerin kurak geçmesi, bu sene buğday ve diğer hububatın rekoltesini yarıdan aşağıya indirmiştir. Tarlasından dönüm başına 100 kg buğday alabilen köylü yatıp kalkıp şükretmektedir. Anadolu susuzluktan kavruluyor. Nehirler çay, çaylar dere halini almış, dereler de kurumuştur.



Şu anda Türk tarımı, can çekişiyor. Mevsimlerin kurak geçmesi, bu sene buğday ve diğer hububatın rekoltesini yarıdan aşağıya indirmiştir. Tarlasından dönüm başına 100 kg buğday alabilen köylü yatıp kalkıp şükretmektedir. Anadolu susuzluktan kavruluyor. Nehirler çay, çaylar dere halini almış, dereler de kurumuştur. “İnsan ömrünü 2000 seneye uzatabilmenin sırrını bulduk. Tabiat şartlarına artık boyun eğmeyeceğiz” diye yapılan isyankar yayınlar fos çıktığı gibi, bütün teknik imkanlara rağmen tarlalarımızı kuraklıktan cayır cayır yanmaktan kurtaramadık.. Hükumet, köylünün zirai kredi borcunu, % 25’ini ödedikten sonra kalanı 36 aya yayma kararı almış. Bunu köylüye müjde diye sunmak herhalde ciddi bir haber değildir. Köylümüz kimseden iane istemiyor. Kimseye boyun eğmek zilletini yaşamaya niyetli değil. Ancak, devletin elinden tutmasını istiyor. Balık vermeyin, balık tutmayı öğretiniz. Bu da çiftçinin Anayasal hakkıdır. Köylünün ürün verimi düşmüştür. Üstelik ürünü para etmemektedir. Zirai girdileri çok yüksektir. Masrafları gelirlerinden çoktur. Sanki tarlasını ekmese daha kârda olacak gibi. Ne yapsın bu insanlar. Borsayı ve dövizi de tanımazlar. Gübre % 100, mazot % 130, motorlu taşıt vergisi % 90 arttığı halde buğday fiyatı, % 50 bile değil. Köylü ne yapsın. Büyük Millet Meclisinde ilk defa defile yapma ile köylü kalkınır mı. Ulu önder Atatürk’ün milletin efendisi bildiği köylüler aç efendi mi olacaktı! Her köyde mevcut traktörün % 70’i hacizlidir. Esas yazmak istediğim ise Türkiye’de kökü kurumak üzere olan besi hayvancılığıdır. Bir ara Türk tipi inek müjdesini almıştık. Şimdi ise ondan vaz geçtik, ithal türlerin kökü kurumak üzere. Ocak 2001’de karkas et kg fiyatı 2.800.000 lira idi. Ekim 2001 başındaki fiyat ise 2.700.000 liraya inmiştir. Aradan on ay geçmiş . Resmi enflasyon % 60’ları aştı. Besicilerin masrafları ise büyük oranda arttı. İşte bazı örnekler: Sun’i yem 50 kg’lık torbası 5.000.000 liradan şu anda 10.000.000 lirayı buldu. Bir dana haftada bir torba yem yer. saman 40.000 liradan 80.000 liraya çıktı. Veteriner ilaçları fiyat artışı % 100’ü çoktan geçti. Söyleyin şimdi, masrafları yüzde yüz artan besici, on aydır ilerlemeyen et fiyatları ile nasıl kâr etsin, geçinsin ve ayakta kalabilsin? Besici açtır. Anadolu’da bir aile 20 büyük baş hayvana bakardı. Kurbandan sonra da senelik ihtiyaçlarını alarak, evini tamir ettirir, çocuğunun düğününü yapar ve huzurla yaşardı. Şimdi besiciler ve aile fertleri tam bir bunalım yaşamaktadır. İran’da devlet, veteriner ilaçlarını çok ucuza yani büyük oranda sübvanse ederek bisicisine verir. Türkiye’de ise bir kuruşluk destek yoktur. İran’dan el altından, veteriner ilaçları kaçak olarak girmekte, bu ilaçlar soğuk muhafaza zincirini birçok yerde koparttığı için onlar da bozulmuş olarak kullanılmaktadır. Besici, veterinere bakım ve aşı yapma parasını veremediği için, bunları kendi yapmakta, bu da hayvan hastalıklarını artırmaktadır. Şu günlerde yayladan dönen hayvanların pazarları doldurması gerekirken, pazarlar bomboştur. Alan yok. Satılacak hayvan yok. Et fiyatlarının böyle kalmasının bir sebebi de yasadışı yollardan Türkiye’ye et girişi ihtimalidir. Bunu önlemek için çıkarılacak kanun, beş senedir söylenir söylenir, bir türlü yasalaşamaz. Sınırlardan kaçak et girişinin suçunu üç bakanlık birbiri üzerine atmaktadır. Tarım Bakanlığı, “benim sınırlarda kontrol yetkim” yok der. İçişleri Bakanlığı “emtia girişleri gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanlığının kontrolünde” der. Gümrükler ise, “ben mevzuata uygunluğu titizlikle kontrol ediyorum” diyor. Peki buffalo, kanguru, deli dana etleri nereden, nasıl giriyor. Hani Nasreddin hocanın kedi buysa, et nerede demesi gibi. Mevzuat don yağı ithaline izin verir. TIR’larla binlerce koli don yağı gümrükten geçer. Bir ihbar olursa bunların içinde lop et olduğu ortaya çıkar. Ama firma adı basından saklanır. İthalatçı ise, “Efendim ben Almanya’dan don yağı getirttim. Ancak yanlışlıkla yağ yerine et koymuşlar. Fabrikamda kolileri açtığımda eti görsem, zaten Almanya’ya iade ederdim” diyerek kargaları güldürüyor. Sayın Bakanlarım; besiciler dahil tarım kesimini lütfen bir dinleyin. Köylerine gidip bir acı kahvelerini için. Köylümüz devlet adamına hürmette kusur etmez. Başarısızlıklarını yüzüne vurmaz. Yemez yedirir. Sizi ayakta dinler. Devlet için, millet için. Türklük için bu insanların dertlerine eğilelim. Artık borç yükünden dizleri titriyor. Tarım bir çökerse, ayağa kaldırması pek zor olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT