BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOCA YUSUF

KOCA YUSUF

Maçka deresindeki toplantıya katılan Nenko, duyacağını duyduktan, anlayacağını anladıktan sonra, bir fırsatını bulup karanlık fundalıklar arasında sıvıştı... Toplantı yerini çevirmiş olan çete kordonlarını da aşmağa muvaffak olarak soluğu Pazarcık’ta aldı.



Maçka deresindeki toplantıya katılan Nenko, duyacağını duyduktan, anlayacağını anladıktan sonra, bir fırsatını bulup karanlık fundalıklar arasında sıvıştı... Toplantı yerini çevirmiş olan çete kordonlarını da aşmağa muvaffak olarak soluğu Pazarcık’ta aldı. Durumu Kaymakama anlatma konusunda epey tereddüt etti. Ama dinledikleri, onu dehşete düşürmüştü. İhtilal Komitesi kararına göre, Türklere ait ne varsa, yıkılıp yakılacak, bütün Türkler acımadan öldürülecekti. İhtilal Komitesi’ne yardım etmeyen Bulgarlar da öldürülecekti. Nenko, davaya ihanet ile, 600 yıldır kendilerine en güzel şekilde muamale eden Osmanlıya sadakat arasında bocaladı. İhtilalin başarılı olacağına inanmıyordu. Koca Osmanlıya karşı koymak o kadar kolay mıydı? Sonunda, anlatmaya karar verdi ve anlattı, bildiklerini, duyduklarını, gördüklerini ve tahmin ettiklerini Pazarcık kaymakamına. Kaymakam saniye kaybetmeden Nenko’yu Filibe Mutasarrıfına gönderdi. Yanına zaptiye bölük ağası Necip ağayı da katmıştı. Kaymakam, telgraf çekmekten çekinmişti. Çünkü, komitacıların muhabereleri tellerden çaldıkları, mesajları öğrendikleri tecrübe ile anlaşılmıştı. Necip ağa ve Nenko yola çıktıktan sonra o da yatmak üzere eve gitti... Kaymakam, yattı, uyumağa çalıştı. Ama ne mümkün. Sabah erken saatte ihtilalci takibine çıkacaktı. Kaymakam memnundu... Büyük bir ipucu yakalamış bulunuyordu. Herhalde böyle bir başarı mükafatsız kalmazdı. Bir nişan? Belki... Yahut uzun zamandır beklediği tayin gerçekleşirdi. Her gece bir başka korkulu rüya gördüğü şu Balkanlar’dan bir başka yere tayini çıkardı. Suriye’de deniz kıyısında ılık ve şirin bir kasabaya.. Kaymakam hayaller dalmış, Akdeniz kıyılarında geziniyordu. Bir türlü uyuyamadı. Bir saat geçti geçmedi, bütün bu tatlı hayaller uçup gitti. Kendisini kaldırdılar. Hanımı telaşlanmışı. Kocasının vakitli vakitsiz uyandırılmasına alışmıştı. Ancak, yine de endişeleniyordu. Burası Balkanlar’dı, komitacılar her tarafa sızmıştı. Bir zaptiye onbaşısı gelmişti: -Bey çabuk hazırlansın, demişti. Paşa hazretleri konakta onu bekliyorlar. Paşa hazretleri ha? Hem de bu vakitte. Bunda bir yanlışlık olmalıydı. Kaymakam Bey, hemen yatağından fırladı. Hücum emri verilmiş nizam-ı cedid askeri gibi giyindi. Bu saatte gelen Paşayı çok merak ettiği için pencereyi açıp konağın üst katındaki yatak odasından aşağıda bekleyen onbaşıya seslendi: -Onbaşı oğlum! Gelen hangi Paşa. Zaptiye onbaşısının nezle görmemiş sesi, o Arnavut kaldırımlı dar Pazarcık sokağında uyuyanları değil, geceyi bile uyandırcasına top gibi, Kaymakamın yüreğinde gürledi: -Aziz Paşa efendimiz teşrif buyurdular beyim. Kaymakam şaşırdı. Aziz Paşa, Filibe Mutasarrıfıydı. Gecenin bu saatinde, Pazarcık’ta ne işi vardı. Yoksa...Yoksa... Görevden mi... Nenko ve Necip Ağa’yı hatırladı. Onlar boşuna mı Filibe’ye gitmişlerdi? Kaymakam, merdivenleri dörder dörder inerek elli adım ötedeki hükümet konağına gitti. Odasını girince ne görsün. Mutasarrıf Paşa, masa başındaydı. Nenko da hemen yanıbaşında. Bir de, heybetli, gençten biri vardı. Paşa, Kaymakam’ı büyük bir telaş içinde görünce gülümsedi, elini öptürmedi, karşısına oturttu, delikanlıya seslendi: -Yusuf, sen de şöyle otur. *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT