BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Paylaşmayı seviyorum’

‘Paylaşmayı seviyorum’

Geçenki söyleşimizde, Faruk Peker’in aktüel ve siyaset üzerine yorumlarını sizlerle paylaşmıştık. Hatta hatırlarsınız, Faruk Peker iki hafta öncesinde, “Amerika illa ki Afganistan’a vuracak. Vurmak zorunda” diye görüş belirtmişti. Dediği gibi, savaş patlak verdi. Bu hafta da, sanatçımızın kişiliği ve sanatçılığı hakkındaki duygu ve düşüncelerine yer veriyoruz.



Çok disiplinli yetiştirildim Ben, Recep Peker’in torunu olmam itibariyle çok sıkı disiplinle yetiştirildim. Biraz asi oluşumdaki sebepler bu ağır disiplinli yetişme tarzından. Ben bir torun olarak bu ailenin saygın ortamına dikkat edeceğim. Oysa benim yapı itibarıyla şakacı, çocuksu, yapıcı-üretici bir tipim vardı. Ama bütün bunlara bir müddet ket vurmak zorunda kaldım. Sonra da bunlara isyanımı dile getirdim. Hem aileme hem topluma. Her iki taraf da bu isyanımı yanlış anladı. Topluma olan isyanımı dile getirirken bir manifestom vardı. Aileme de bir manifestom vardı ama her ikisi de belirli bir müddet için beni dinlemediler. Sesi duyulmadığında insan daha da haşinleşiyor. Sonra askerliğim geldi falan... Basketbolculuğum vardı Şimdi belli bir disiplinle gelip de o disiplinin her zaman var olduğunu yerleştiğini yaş ilerleyince görüyorsunuz. Benim bu anlattıklarımın içinde basketbolculuğum var. GS’de basketbolculuğum var. Ankara Koleji’nde başladım ve GS’de devam ettim. Bitirmek zorunda kaldım. Halbuki devam ederdi. Yine bir çocukluk, bilgisizlik gençlik hatasını bana ağır ödettiler. GS’den hiçbir ağabeyim, “Yahu biz de 19 yaşında olduk. Bu çocuk o yaşın ergenliğini gösteriyor. Bırakalım çocuğu, geçer bunlar” demedi. Sık sık olayı anlatmayacağım, ama demedi. Maziye dönersek tekrar Yine geri dönelim biz. Bu disiplin içersinde basketbol, askerlik derken sinemayla tanıştım. Benim bu mesleğe girişimin sebebi Yılmaz Duru’dur. “Ferhat ile Şirin” ile, çok da güzel takdim etmiştir beni. Sinema atmosferinde benim çocukluğumdan gelen aile disiplini yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Basketbol disiplinine, spor disiplinine alışık olmam ki, benim tenis şampiyonluğum var. Yüzme şampiyonluğum var. Basketbol bunlardan sonra. Niye basketbolu seçtim? Bana bir kişi bile sormadı. Ben Ankara’da tenis şampiyonu olmuştum. Müthiş bir istikbal bekliyordu. Babam beni Wimbledon’a sokacaktı. Şekil fizik tamam. Güç kuvvet tamam. Atletik yapı tamam. Babadan kalma bir tenis kültürü ve iyi bir hocayla yetişiyorum. Muazzam servisler atıyorum, filede geçilmez biriyim. Ama ben babama dedim ki: -Baba ben basket oynayacağım. -Oğlum niye? -Baba ben yalnız sporu sevmedim. Ben paylaşmayı seviyorum. O da takım. Babamdan vize aldım. Ankara Koleji’nin seçmelerine katıldım. Seçildim. 12 kişi beraber oynuyoruz. Herşeyi beraber paylaşıyoruz. O çok hoşuma gitti. Ben basketbol oynamayı çok sevdim. Çünkü onda acısını da kederini paylaşıyorsun. Çok başarılı bir basketbol dönemim oldu. Yeni bir kabiliyetimi keşfettim Sinemanın içersinde, yaşım da ilerledikçe kabiliyetim de ortaya çıkıyordu. Kullanmadığım köşelerimden bir akım vardı ana damara doğru. Ben bunları keşfettim. İnsanlar yönetmenler de bunu söylediler. ABD’ye yaptığım seyahatte de küçük ama etkili bir stüdyoda çalışmalar yaptım. Sonra döndüğümde burada çalışmalar yaptım. Sonra da gözlemlerimi yazmaya başladım. Senaryo haline getirdim. Yedi tane senaryoyu çektim. Sinemayı daha iyi anlamaya başladım. Oyunculuğum daha derinden, daha inandırıcı oldu. İşime ciddi bakıyorum Geçmişimden bugüne kendi özümle yaptığım çalışmalarla kendi kendimi bu kadar eğitebildim. Ben işime ciddi bakıyorum. Gırgırımdır, şamatayımdır. Ama hiçbir şekilde işime karşı herhangi birisinin yapacağı saygısızlığı, asla çekmem. Ve yanımda çalışmayan insan varsa katiyyen affetmem. Çünkü onunki setteki bütün i nsanlara saygısızlığıdır. Ve yanımda iş yapmayan birisi varsa, bir gün muhakkak benim yaptığım iş kötü görünebilir. Bulaşıcıdır çünkü bu. Herkesin işine saygılı dört elle yapışması benim en sevdiğim şeydir. Sinema bir yalandır Ben onu söylerim. Sinema bir yalandır. Mühim olan bu yalana inandırmaktır. Şimdi sinemanın geri kalan departmanlarını bırakıp oyunculuğa döndüğümüz zaman, ben hep onu söyledim. Arkadaş role çalışmak rolü ezberlemek değildir. Oynayacağın kahraman Ahmet ise, Ahme’e ait olan rol, onun hayatının bir kesitini anlatıyor. Sen o kesitten önce Ahmet’in evvelini bulamazsan, oynaman gereken rolde de inandırıcı olamazsın. Ahmet’in buraya nasıl geldiğini ve Ahmet’in geleceğini ortaya koymazsan, oynadığın rol de yapay olur. Sevmediğim rolüm olmadı Şimdiye kadar içime sinmeden oynadığım rol olmadı. Oynadığım sahnelerde de içime sinmeyen bir rol olmadı. Çünkü bazılarında hem prodüktör hem yönetmen olmazdaki bazı mantıklı değişimlere her zaman onay veriyorlar. Benim de senarist yanım olduğu için değiştirdiğimiz bir yerde, giriş ve çıkışı yine aynı bağlıyorum. İçerdeki aksiyon belki değişik oluyor ama, sonuç bir diğer sahneye yine uyum sağlıyor. O bakımdan sahnelerde hem oynadığım kişilere aykırı yahut da dış camiada benim kişiliğime aykırı bir rol varsa, rica ediyoruz, olay düzeliyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT