BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Günbay bey düşünmeye vakit bulduğunda kızı ve karısının yaptıklarını, oğlunun ve kendinin işlediği hataları ve yaşama biçimini tenkit ediyor, pişmanlık duyuyordu. Güneydoğu çöllerinden kıtlık ve yokluk içinde gelmiş hasbel kader zengin olmuştu...



Köyüyle irtibatı kesmiş gibiydi Günbay bey kolu kırık oğlu Haluk’a Cadillac marka son model bir araba siparişi vermişti. Bu marka arabalar çok pahalıydı. Ama nasıl olsa bol para kazanıyordu. Çocuğu niye kırsındı. Borsadaki hisse senetlerinin bir haftalık getirisini bir tek oğu için harcamaya değmez miydi. Kaldı ki Cadillac marka arabalar altından daha kıymetliydi. Devamlı prim yapıyordu. Şu fani dünyada bir tek oğlu Haluk, bir de kızı Tijen vardı. Zaten bütün servetinin varisi onlar olacaktı. Şu ana kadar gününü gün etmişti Günbay bey... Çocuklarıyla ve karısıyla fazlaca ilgilendiği söylenemezdi. Günbay beyin evinde herkes kendi hayatını dilediği gibi yaşamaya alışmıştı. Kızı Tijen tutturmuş ben Avrupa’nın en ünlü mankeni olacağım, diye. Ver elini Avrupa, Amerika. devamlı seyahat halindeydi. Karısı ise her gece konken partilerindeydi. Günbay bey düşünmeye vakit bulduğunda kızı ve karısının yaptıklarını, oğlunun ve kendinin işlediği hataları ve yaşama biçimini tenkit ediyor, pişmanlık duyuyordu. Güneydoğu çöllerinden kıtlık ve yokluk içinde gelmiş hasbel kader zengin olmuştu. Bir tas keçi sütü sağabilmek için bin bir meşakkate katlanırlardı. Şimdi ise her hafta yüz litrelik banyo küveti saf sütle dolduruluyor, kızı ve karısı süt banyosu yapıyordu. Birinin girdiği sütün içine öteki girmiyor, her birisi için küvetteki süt değiştiriliyordu. Tahsil yıllarında hep bu yaşantıyı tenkit etmişti. “Benim köyümdeki bebekler açlıktan ölürken, burjuva sınıfı köpeğine Avrupa’dan mama ısmarlıyor, bu çarpık düzen değişmeli, halklar özgürlüğüne kavuşmalı” fikrini savunmuştu. Şimdi memleketin en ünlü iş adamları arasındaydı. Köyünü neredeyse unutmuştu. Köyüyle irtibatı kesmiş gibiydi. O yöreye tek bir çivi çakmamış, tüm yatırımlarını İstanbul ve Marmara bölgesi civarına yapmıştı. Doğuya ve Güneydoğu’ya yörenin iş adamları sahip çıkmaz, yatırım yapmazsa kim yapacaktı? Günbay bey iş aleminin acımasız şartlarını olduğu gibi uygulamıştı. Kimseye acımamış, helal, haram dememiş sadece çalışmış ve kazanmıştı. Bu kazandığı paraları iyi değerlendirmiş, tasarruf etmiş, tasarruflarını tekrar işe tahvil etmişti. Fakat en büyük parayı “beyaz zehir” işinden götürmüştü. Avrupa ve Amerika ile beyaz bağlantısı vardı. Bu konuda teşkilat gayet iyi çalışıyordu. Ama esefle takip ettiği kadarıyla bu işe bulaşanların yüzü hiç gülmüyordu. Binlerce insanı zehirliyor, hayatlarını solduruyordu. Ama ava giden avlanır denirdi. Ciğerpareleri Haluk ve Tijen’in kolları delik deşik olmuştu. Demek ki beyaz zehiri onlar da kullanıyordu. İçi sızlamıştı görünce. Etme bulma dünyasıydı bu dünya. Sırf para kazanma hırsı uğruna gencecik bedenleri zehirlerken ilahi adalet tecelli etmişti. Bol rüşvet vererek bu dünyadaki işlerini yürütmüştü. Ama ilahi adaletten kurtulamamıştı. Öz çocuklarının uyuşturucu müptelası olmasını önlüyememişti. Rahmetli anası “oğlum büyüdükçe küçüleceksin” diye nasihat verirdi daima. Ama galiba Günbay bey bu nasihati pek tutamamıştı. Zira yanında çalışan insanlara çok kibirli davranıyordu... * DEVAMI YARIN Yazan: KEMAL ARKUN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT