BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bugünkü rezilleri gördükçe...

Bugünkü rezilleri gördükçe...

Babamı kaybettiğimizde ben ilkokulda, ağabeyim de liseyi yeni bitirmiş üniversiteye kayıt hazırlığında idi... Efendisini yitirmenin acısının yanı sıra, altı çocuğunun gelecek düşüncesi annemin yüzünden okunuyordu...



Bu köşenin aktif tiryakisi; hem okuyan hem hatıra yazanı, Ankara’dan Opr. Dr. E. İlhan Olgay’ın duygularına yer veriyoruz. “Hayatım Roman” ismi güzel seçilmiş bir köşe. Hayat öyle bir roman ki, bir sonraki sayfanın okunması imkansız ve kaçıncı sayfada biteceği meçhul... Benim romanımın ilk sayfası 1931 yılının Eylül ayında başlamış. Ebem, komşu Şerife abla imiş. Pek ufacık bünyesi ile anam, altıncı çocuk olarak beni doğurmuş. Altı çocuğunu da evde, sessiz ve gürültüsüzce... Zira onun değişmez ebesi, sabır, tevekkül, kanaat ve edep idi. Eğitimin temel gayesi nefis eğitimi olmaz ise, yüz karası okumuşlar cemiyete hakim olur. Analarımız nefislerini esir almış devler gibiydi. Sapasağlam aile yapımız o devlerin en büyük eseri idi. Manevi zenginlikler ortamında yetişmiş analarımızın imanı, her zorluğu kolaylaştırıyor, hayatı güzelleştiriyordu. Şimdi en modern hastanelerde normal doğumdan korkup, sezaryenle doğum yapan, tek çocukla yetinen anaların haline bakıp, moral olarak ne hallere düşürülmüşüz diye üzülüyor, anamı her an anıyorum. Babam da tevekkül yüklüydü. Felaket gibi gördüğümüz olaylarda dahi: “Her şeyde bir hayır vardır, aklımız ermez” diye kendini teselli eder, “Artık değiştiremiyeceğimiz geçmiş olaylar için vah-tüh edip dövünmek şeytanın vesvesesidir” derdi. Ama tevekkülü onu asla tembelliğe sevk etmiyor, zorluklar karşısında yılmadan mücadele için bir enerji kaynağı oluyordu. Nitekim üç ayda otuz lira maaşla emekli olunca, altı çocuğuna daha iyi istikbal sağlayacak parayı kazanabilmek için, uzak bir köyün halkının hocalık teklifini derhal kabul etmişti. Babamı kaybettiğimizde ben ilkokulda, ağabeyim de liseyi yeni bitirmiş üniversiteye kayıt hazırlığında idi. Efendisini yitirmenin acısının yanı sıra, altı çocuğunun gelecek düşüncesi annemin yüzünden okunuyordu. Bunu sezip hemen boynuna sarıldım: -Anneciğim korkma, ben erkek işlerini yüklenirim, seni hiç yormam” dedim. Bağımızın içine çalışmaya koştum. Yazın şehirden bağa taşınır, güzün şehre dönerdik. İlk baharda bağa taşınmadan evvel de bahçeyi sulamak gerekirdi. Bazen sulama işi geceye kalır, elektrik olmadığından fener kullanılırdı. Büyüğümüz olarak bu işi ağabeyim yapardı. Tabiidir ki ağabeyim bağdan dönünceye kadar annem huzursuz olurdu. Yine böyle bir bahar akşamı annem, minderin üstünde yorgunluktan uyuklamaya başlamıştı. Bir kadıncağız, sokakta, “Senem!.. Senem!..” diye, yüreği parçalanırcasına haykırıyordu. Öğrendik ki Senem isimli kızı hastaneye yatırılmış olduğundan, kadıncağız yalın ayak “Senem... Senem...” diyerek hastaneye doğru koşuyormuş. Feryatları gökleri deliyordu. O bir ana idi. İşte uyurken de benliği bağdaki evladı ile bir olan ve “Senem” kelimesini “Fener” gibi anlayan anamın “Aman çocuklar, ağabeyiniz feneri mi kaybetti, fener fener diye bağıryor” sözleriyle öyle heyecanla bir fırlaşıyı vardı ki asla unutmam. Uyurken de uyanıkken de hep bizimle olmuş, hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış olan annem, ben ortaokulu bitirdiğimde vilayetimizde lise bulunmadığından benimle Kayseri’ye gelip ev tutmaya karar vermişti. Hiç memkeletinden dışarı çıkmamış, hiç trene binmemişti. Ablamı da yanımıza alıp Kayseri’ye gidecektik. Tren hareket etmek üzereydi. Ablamın, boyundan büyük valizle sıkıntıda olduğunu gören bir adam, valizi alıp, ablamın da binmesine yardım ederken aşağıda annemin: “İmdaat, kızımı kaçırıyorlar!” diye feryadını da hiç unutmuyorum. Adamcağız mahçup cevap vermişti: -Korkma bacım, yardım ediyorum, dedi de annem sakinleşti. Ama trenin merdivenlerini tırmanmada hayli zorlanıyordu, adamcağız onun da elinden tutup trene bindirdi de bağışlandı. Ne kadar saf, masum ve tertemiz idi. O pek ufacık bedeni ile dağlar kadar hem de yabancısı olduğu yükler altında idi. Ama hiç ezilmedi. Zira onun büyük manevi gücü, azmi, halis idealleri vardı. Hiç dert yandığını hatırlamıyorum. Onlar tarife sığmaz sabırları, tevekkülleri, kanaatleri ve edepleri ile melekleşmiş, büyük milletimin üstün karakterinin temeli olmuş analardı. Nur içinde yatsınlar... Bugün azgınlaşmış, pis nefislerinin esiri olup, her türlü basitliklere bulaşmış milletimizin temel unsuru olan aile yapısını bile kirletmiş rezilleri gördükçe gözümde daha da güzelleşen, devleşen o anaları her an nasıl da saygıyla yad ediyor, dualar ediyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT