BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Günbay bey hayatının öz eleştirisini yapıyordu. Mutlu olmadığı kesindi... Hayatını vakfettiği serveti ona huzur veremiyordu... Peş peşe yudumladığı viski geçici bir rahatlık veriyor fakat daha sonra büyük bir huzursuzluk kuyusuna düşüyordu...



Son olarak oğlu Haluk’un kolunun kırılarak denize atılmasını sağlayan “terörist”in bulunmaması bütün sinirlerini gerginleştirmişti Günbay beyin. Muhtemelen kendisinin de Doğu kökenli olduğunu bilen bir terörist olmalıydı! Zaten yıllardır bölücü örgüte haraç veriyordu. Bu bile bile bu özgürlük hareketini desteklemek demekti. O halde örgüt elemalarının bu işi yapmaları çok zordu. Peki kim olabilirdi. Koskoca Günbay Taran’ın oğlunun, kolunu kırarak denize atmaya hangi babayiğit cesaret edebilirdi. Bu kişi canına susamış olmalıydı. Emniyetin tüm aramalarına rağmen bu kişiyi yakalayamaması sinirlerinin daha fazla gerilmesine vesile olmuştu. Mutlaka cezalandırılmalıydı Günbay Taran’ın Oğlunun kolunu kırıp denize atanlar. Feci şekilde cezaladırılmalıydı. Eğer cezasını çekmezse cüretkarlar gitgide artar, bu tip suçlar çoğalırdı... Günbay bey balkonda Boğazın güzelliklerini seyrederken bir taraftan ithal viskisini yudumluyordu. Koskoca yalıda hizmetçilerden başka kimse yoktu. Kızı Tijen kimbilir hangi podyumda arzı endam ederken karısı konken partisinde olmalıydı. Ya oğlu Haluk kırık koluyla nereye gidebilirdi. Gene birisine dalaşıp öteki kolunu da kırabilirlerdi. Günbay bey derinden bir ah çekti. “Ah! Gülşah ah! Ne yaptım, ne ettim ben. Sen hayatımın gülüydün, senin kıymetini bilemedim, seni hor gördüm, küçük gördüm. şimdi sana o kadar muhtacım ki...” dedi. Gülşah, Günbay beyin Diyarbakır’da evlendiği ilk hanımıydı. Uzaktan akrabası olurdu. Kapkara uzun kirpikler, ceylan gözler ve beline kadar sırma saçlarıyla nadir güzellerden biriydi. Çok namuslu bir kadındı. Günbay beyin önlenemez yükselişine ayak uyduramamıştı Gülşah. Günbay inanılmaz derecede değişirken, Gülşah içine kapanmış bu değişimi kabullenememişti. Bu inadı Günbay’ın Gülşah’ı boşamasına sebep olmuştu. Beş para vermeden göndermişti babasının evine. Sonra evlenmişti Gülşah biriyle. Belki de şu anda Günbay’dan çok daha mutlu olmalıydı... Günbay bey hayatının öz eleştirisini yapıyordu. Mutlu olmadığı kesindi. Bunca varlık içindeydi ama huzuru yoktu. Hayatını vakfettiği serveti ona huzur veremiyordu... Peş peşe yudumladığı viski geçici bir rahatlık veriyor fakat daha sonra büyük bir huzursuzluk kuyusuna düşüyordu. Dumanlı kafayla Boğazı seyrederken bu muazzam eserin müessirini hiç mi hiç düşünmüyor, ona karşı olan sorumluluklarını görmezlikten geliyordu. Yalının bahçesi oldukça büyüktü. Asırlık çam ağaçları ve akasyalar, çınarlar vardı. Kimbilir bu yalıdan nice ağalar, beyler gelip geçmişti. Bahçedeki çam ağacının dibinde gördüğü bir manzara düşüncelerini beyninde dondurmuştu adeta. Havuzun yanıbaşındaki büyük çam ağacının dibinde oğlu Haluk ve komşu yalının sahibi Sinan Günay’ın kızı Yeşim sereserpe uzanmışlar esrar keyfi sürüyorlardı. Oğlu Haluk belli ki kolunun kırığını da unutmuş gibiydi. Günbay bey viskisini yudumlarken hayata kahrediyordu. Bu kadar mücadeleyi bu evlatlar için mi vermişti! Kendi çocukluk ve gençlik günlerini yad etti. Merada öküz güttüğü günleri hatırladı. Hiç böyle sorumsuzca davranışını hatırlamıyordu. Niye bu çocuk böyle olmuştu. Avrupa’da okuyabilmesi için tüm imkanları seferber etmiş, bir dediğini iki etmemişti. Buna rağmen niye böyle olmuştu. Sebep neydi? Babasını hatırladı bulanık kafayla... 11 çocuğuna hiç haram lokma yedirmeyen, komşu tarladan gelen arpa başaklarını gene o tarlaya atan o dürüst ve namuslu köylü. Ya kendisi binlerce insanı zehirleyen bir cani. “Ettiğini buluyorsun Günbay!” diye mırıldandı kendi kendine... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT