BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Neşet Çavuş Karacabelen’in sevilip sayılan bir ferdiydi. Çocukları İstanbul’da iyi iş tutup bol para kazanmış apartman yaptırmış dükkanlar açmışlardı. Neşet Çavuş’u Karacabelen’de bırakmak istemeseler de o bir orda bir burda gün geçiriyordu...



Mahmut işten gelene kadar beklemeye karar verdi. Garson İlhan’dan Mahmut’un evini öğrendi. Şu anda yengesi ve çocukları evde olmalıydı. Mahmut olmadan onları rahatsız etmek yakışık almazdı. Neşet Çavuş Karacabelen’in sevilip sayılan bir ferdiydi. Çocukları İstanbul’da iyi iş tutup bol para kazanmış apartman yaptırmış dükkanlar açmışlardı. Neşet Çavuş’u Karacabelen’de bırakmak istemeseler de o bir orda bir burda gün geçiriyordu. Hele hanımı rahmetli olduktan sonra öksüz çocuklara dönmüştü. Müslüm Dede’nin has adamıydı. Hüseyin’i görünce defalarca kucaklayıp hasret gidermiş, gözlerinden öpmüştü. - Eee! Üseyin oğlum nerelerdesin sen yolunu, izini gaybeddüdün.. - Isdanbul’dayım Neşet dayı.. - Neresindesin Isdanbul’un? - Boğaz’dayım dayı Barış Sokağı’nda. - Oğlum orayı nerden buldun yahu? - Bir mahpus arkadaşımın gecekondusunda oturuyom orada... Garson İlhan kulak kesilmişti. “Boğazda Barış Sokağı...” Hemen tezgahının başına koşup gazete kağıdına not aldı. Abuzer ağadan bol bahşiş alacaktı... Hüseyin, İlhan’ın bu telaşlı halini görse de Abuzer’e kendi adresini yetiştirmek için gayret ettiğini düşünecek halde değildi. İstanbul’a geldiği günden beri öyle günler görmüştü ki Abuzer tehlikesi o acıların yanında çok hafif kalırdı. Neşet Çavuş şu koca İstanbul’da konuşup dertleşecek eski bir dost bulmanın keyfiyle sorup duruyordu: - Otuduğun yerde bizim köylü kimse var mı? - Yok Neşet dayı. - Çoluk çocuk ne yapıyo yalunuz gene, canları sıkılır orada be... Neşet Çavuşun tesbiti aslında ne kadar doğruydu. Tecrübeli adam gurbetteki insan halini iyi biliyordu. Ona diyemedi ki: “Ah Neşet dayı bizim çocuklar ne acılar çektiler Barış Sokağında. Daha sokağa girdiğimiz gün Hanzo dediler. Camlarımızı kırdılar. Bizi insan yerine koymadılar. Çocukları aralarına kabul etmediler, Cemal’in oturağına raptiye sapladılar, küçücük kızımın önlüğünün ardına satılık eşek yazdılar. Minik dudaklarına yağlı boya ile bıyık çizdiler. Bütün bunlara rağmen karım Mihriban ve yaralı oğlum Cemal’i linç derecesinde dövdüler, işten attılar, hem mazlum olduk hem dava edilip, karakola götürüldük..” Bunları söylemek geldi bir ara içinden. Ama ne faydası olacaktı ki. Neşet Çavuş çekilen sıkıntılara çare mi bulacaktı? Faydası yoktu bütün bunların. Neşet Çavuş köyden haber verirken can kulağıyla dinledi onu: - Ben geçen gün geldim köyden. - Ya! Öyle mi ne var ne yok köyde Neşet Dayı, babamı gördün mü? Neşet Çavuş durakladı bir müddet. Müslüm Dede hastaydı. Yatağından kalkamıyordu. Fakat bu gurbet diyarında Hüseyin’e söylemek onu üzüntüye gark etmek olurdu. - Eyi yeğenim, Müslüm Dayı maşaallah çok eyi. Soranlara çok selam söyledi. O da sizleri çok merak ediyordu... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT