BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Toplum birbiriyle buluşuyor’

‘Toplum birbiriyle buluşuyor’

Ben Nazım Hikmet hayranıyımdır. Ama bunun yanında Necip Fazıl’ın da mısralarına bayılırım. Ben böyle bakıyorum. Ha bunlar istismar ediliyor. O bile bu toplumu yönetenlerin, kültür ve sanatla uğraşanların hatalarıdır. Çiçeği burnunda gençlere bu solcu bu sağcı diyerek insanımızı sınıflara ayırıp birbirinden kopardılar. Ama artık toplum birbiriyle buluşuyor



Türkiye aşağı yukarı on yıldan beri geçmişini çok çabuk unutan, içinde bulunduğu ekonomik sosyal durumları hiç irdelemeyen, tepkisiz, duygusuz sessiz silik bir toplum haline, “geldi” demiyorum, “getirildi” diyorum. Hergün herşeyi görüp, ikili sohbetlerde eleştiri yapıyorlar ama pratikte hiçbir şey olmamış gibi yaşamalarına devam ediyorlar. Bu bir defa sanatçı olarak beni çok üzüyor. Ben otuz yıldır yaşadığım topluma sevgiyi barışı ışığı direnci vermeye çalışıyorum. Ama toplumun böyle olduğunu görünce de, yahu neden “kör, sağır ve dilsiziz” diye düşünüyorum. Dünyanın her ülkesinde tepkili toplum her istediğini alan toplumludur. Bize bakıyorsunuz, suskun, düşüncelerini söylemekten korkan, aktif bir toplum yok, olamadık. Bence bu korkunun sebebine baktığınızda sindirilmiş bir toplumun profilini görüyorsunuz. Dünyanın her yerini geziyorum. Keşke gezmez olsaydım da Türkiye’de kalsaydım. Başka yerlerde gözümü açmasaydım. E şimdi gidiyorsunuz Avrupa ülkelerine falan, insan haktları, alım gücü, bireyin yaşama hakkı, hukuk, ekonomi, siyaset herşey özgürce. İnsanına bakıyorsunuz, kişi başına asgari ücret beşyüz dolar. Peki bizde “yüzyirmiiki milyon” asgari ücretle bu insanlara “çalışın bir ayınızı geçindirin” diyorsunuz. Ulusal kahraman mı bu insanlar yahu? Müzik bir tutkuydu Ben 1964 yıllarında lise de öğrenciyken kendi şehrimde bütün kültürel etkinlikleri takip ederdim. Okulun müzik kolu başkanıydım. Müzik o zamandan beri içimde bir tutkuydu. Müzik hocam da bunu hep teşvik eder, beni müziğe karşı motive ederdi. Amatör bir orkestra kurarak müziğe ilk adımımızı attık. Okul etkinlikleri derken Gaziantep’in çeşitli kültür etkinliklerinde yavaş yavaş boy göstermeye başladık. Gaziantep bir zaman sonra bize küçük gelmeye başladı. Ş. Urfa Adıyaman Siirt gibi civar yerlerde de etkinliklere katılmaya başladık. Artık yarı amatör yarı profesyonellliğe doğru gidiyordum. Liseyi bitirdim. Üniversite sınavlarına geldim 1971’de. Okul üniversite için çalışırken karşıma çıkan bir yarışma hayatımı çok olumlu bir yönde değiştirdi. İstediğim doğrultudaki müzik etkinliklerime yön verdi.Altın mikrofon ödülü kazandığım birinciliği aldım. 1972’den bugüne kadar da profesyonelce müzik ve sanat hayatım devam ediyor. Adam gibi kaset satayım 33 yıllık profesyonel sanatçıyım. Ben hâlâ her zaman şunu söyleşimişdir. Benim onbin tane kasetim satsın. Ama benim 10 bin tane adam gibi kasetim satsın. Bir milyon tane satıp da bir kulaktan girip bir kulaktan çıkacaksa o benim için kalıcılık değildir. Bu düsturu hep kendime edinmişimdir. Bir de müziği çok sevdiğim için, hiçbir zaman, müziği ayaklar altına almak için, bir idol imaj kaygısı yakalamak için, hiçbir zaman türümü ve tarzımı değiştirmedim. Bunun edinimini geniş bir kitle yelpazesini de yaptığım dört beş yılda gözlemlemeye başladım. Herkes birşeyler çalar söyler ama toplumun yıllarca sanatçıya sağlıklı bakması ve sahiplenmesi çok önemlidir. Dürüstlük... Sanıyorum bu toplumda, çok kimsenin güzel sesi vardır, güzel besteleri güzel albümleri vardır ama insanın sanat hayatının yanında sosyal yaşantısını da göz önüne alıyor toplum. Dolayısıyla bu toplum her zaman her yerde size sahipleniyor ve siz ayakta kalıyorsuuz. Ha onbin satmıyor kasetimiz çok şükür üçyüzbin dörtyüzbin satıyor; genç popçu adaylardan daha fazla satıyor ama bunun bence başlıca tek şeyi, namuslu ve kimlikli bir sanatçı olmaktan kaynaklanıyor. Yani siz namuslu olduğunuz zaman bugün olmaz ama yarın bunun bedelini yaşadığınız toplumdan alıyorsunuz. İlkeli olmak Bugün Türkiye’nin sanatçı profiline bakın. Yanlış bir olgu ki, sanatçı, devamlı magazin programlarında televolelerde şuralarda buralarda olmakla sanıyor ki albümümüz çok satılacak. Aslında kendilerine çok büyük kötülük yapıyorlar. Hergün o yüz, o sima, o çarpuk hareketlerin aynısı insanı bitiriyor. Öldürüyor. Sanatçının her şeyiyle kendisini ölçülü sunması lazım. Ben mesela seçici bir insanım. Tavrıma sanatçı kişiliğime uymayan gazete olsun ne de görsel basın, renkli basın televizyon çıkmam. Çıkmadığım müddetçe de kazanırım. Bunu ilkeli yapmak çok önemli. Asla kabul etmem Bana göre Türkiye’de parayla düşüncesi satın alınamıyan birkaç kişiden biriyim diyebilirim. Bu benim için onurdur. İnsanları o hale getirdiler ki, markları dolarları önüne attığınız zaman her an bizim yanımızda olur zannediyor bazıları. Ama kendini bilen insan için, değil milyonlarca dolar, trilyonlarca doları bile elinizin tersiyle itebilmelisiniz. Ben hayatım boyunca hep elimin tersiyle itmişimdir. Nemelazımcılık Seviyesiz niteliksiz hiçbir programı izlemiyorum. Türkiye televizyonlarında pek seyredecek programı da göremiyorum. Çünkü hangi kanalı açsınız, “Uçurun beni” kaçırın beni” “kim kimi götürdü “ falan bu benim nemelazımdır. Bunu izleyeceğime bir Fransız kanalını açıp bir Fransız sinemasını, bir tiyatrosunu, Türkiye’de de belli başlı birtakım kültüler aktüel yarışmaları takip ediyorum. Çok az miktarda da haber izliyorum. Çünkü haberi izleyip de bir sanatçı olarak Türkiye’nin bu karanlık tablosunda içimi karartmak istemiyorum. Önemli olan... Bizim başımıza ne geliyorsa, tecrübeme dayanarak söylüyorum, tek taraflı kişilik geliştirmekten geliyor. Tek taraflı yayın okuyoruz. Bakıyorsunuz insanlarımızda bir diyalog kopukluğu yaşanıyor. Kültürel kopukluk yaşanıyor. Bizim en büyük suçumuz kendi ülkemizi sevmemiz... Ben bugün bu anlamda en radikal milliyetçiden çok daha milleyetçiyim. Ben gidiyorum Avrupa’nın her yerinde, yani para kazanıyorum. İnsanın gezebileceği en güzel yerlerde kalıyorum. Ama dört gün sonra biri beni dürtüyor. Ah diyorum, İstanbul’da çay bardağıyla denize karşı bir çay yudumlayabilsem. Bu ülkeyi sevmenin en büylük örneğidir. Ben bu ülkeyi sevmesem gider başka ülkelerde yaşarım. Bunu halk görüyor. Ben böyle bir devrimciyim işte. Ben Nazım Hikmet hayranıyımdır. Ama bunun yanında Necip Fazıl’ın da mısralarına bayılırım. Bunun anlamı nedir, “Yiğidi öldür hakkını inkar etme!” Bir daha bir Necip Fazıl gelmez bu ülkeye. Ben böyle bakıyorum. Ha bunlar istismar ediliyor. O bile bu toplumu yönetenlerin, kültür ve sanatla uğraşanların hatalarıdır. Çiçeği burnunda gençlere bu solcu bu sağcı diyerek insanımızı sınıflara ayırıp birbirinden kopardılar. Ama artık toplum birbiriyle buluşuyor. Sanatçı da insandır Bir sanatçının en olumlu tarafı zaman zaman kendisini eleştiriye tabi tutmasıdır. Sanatçı da insandır. Dört dörtlük değildir. Ben zaman zaman kendi kendime öz eleştiri yapmışımdır. Ne yaptın? Neredesin? Nereye gidiyorsun? Aşağı yukarı otuz üçyıldır soruyorum bu soruyu... Kötü bir şey yapmamışım ben. Yani gece kafamı yastığıma koyduğum zaman beynimle yüreğim her zaman rahattır. Ben otuz üçyıldır parayı düşünmeden, çünkü ben parayı hiç sevmiyorum. Maddeyi düşünmeden elimden geldiğince yaşadığım topluma, toplumun eksikliklerini, fazlalıklarını, çarpıklıklarını şarkılarımla söylemeye çalıştım. Bunun yanında sosyal yaşantımla iyi bir aile reisi ve iyi bir sanatçı olma adaylığını sunmaya çalıştım. Çok şükür bu da benim onurumdur. Çünkü herkesin çok büyük parası vardır ama arkasından herşeyi söyleyebilirler. Ama benim için söyleyemezler. Buna inanıyorum. 33 yılda bu ülkeye sanat adına olumlu şeyler yaptığıma inanıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT