BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bit pazarına mal yağıyor

Bit pazarına mal yağıyor

Ekonomik kriz yüzünden eşyalarını satan mı ararsın, yoksa iflas eden işyerlerinin mallarının dağ gibi yığıldığı dükkanlar mı? Bit pazarlarında, tüpten tutun ameliyat malzemelerine kadar ne ararsanız var.



Biz imamın iftitah tekbiri almasını beklerken cemaat rükuya eğiliyor. Eh, alt katta on tane kasetçi hakimiyet savaşı verirse olacağı bu işte. Bu yanda tiz sesli bir zurna teke zortlatması çekiyor, diğer yanda İbrahim abimiz “Allahım neydi günahım” diyor. Valla onunkini bilemeyiz ama teybini bangırdatanlar yanlış yapıyor. Efendim İlyas Sücaeddin, Edirne’nin Edirne olduğu yıllarda sahn-ı seman medreselerinde ders okutuyor. Aldığı akçeleri yemiyor, içmiyor, gelip Topkapı kale çıkışında bir cami yaptırıyor. Ancak 1970’li yıllarda kabına sığmayan otogar bu güzide eseri ezip geçiyor. Gelgelelim bir hayır sahibi aynı noktaya bir başka mescid kazandırıyor. Hoca efendiler elektrik su parası için yalvarmasın, her cuma “Boş geçmeyelim aziz cemaat, ne verirsen elinle, o gider seninle” nakaratları ile yorulmasınlar diye altını çarşı yapıyor. Gel zaman git zaman Topkapı’nın havası bitiyor. Etraf dozerlerle düzlenince bit pazarı caminin altına sığınıyor ve işin tadı kaçıyor. Bir yanda hacı yağı, tesbih, elif cüzü, diğer yanda en adisinden porno kasetler satılır oluyor. “Bize ne canım” diyebilsek mesele yok ama elimiz Nikon’lara gidiyor ve film başlıyor. Memleket batmış abi Bit pazarı eskiden gariplerin mekânıydı, şimdilerde ağır kamil adamlar dolanıyor. Paranın gözü kör olsun, hiç ummayacağınız insanlar üç beş kirli pangnota eşyalarını toka edip gidiyorlar. Ama aynı mala siz talip olduğunuzda ananızın nikâhı isteniyor. İşte bağrı açık bir delikanlı ile, soluk benizli bir gecekondu güzeli ürke korka sokulup beyaz eşya soruyorlar. Kız konfeksiyoncuda makine çekiyor olmalı, oğlan belli ki iş bilen takımından, hani romoyözcü filan. Belki de Taşlıtarla hattında muavinlik yapıyor. Eskiden olsa “gönüller bir, samanlık seyran” dümeniyle iş gargaraya getirilirdi. Ama şimdi buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi gerek, bütün bunlar “para” demek. Çok çocuklu bir aile tarafından taammüden paralanan bir takımın fiyatını soracak oluyoruz. Satıcı kadifeleri kelleşmiş külüstüre 120 milyondan kapı açıyor. Hani diri olsa neyse, iskeleti portakal kasasından az hallice. Tutulup kalıyoruz ama adam 40 yıllık dost kesiliyor, “bi fiyat da siz verin şeker abim” diyor. Korkarız ağzımızdan çıkan her rakama atlayacak, cenaze üzerimizde kalacak. Bakıyor olmayacak bizi bir başka takımın yanına getiriyor. Koltuklar bir zamanlar köşeliymiş ama şimdi balkabağına benziyorlar. Çay, çorba lekeleri promosyon . Eğer sarkan fitillerde gizemli bir çizgi, yastık yırtıklarında antik bir derinlik yakalayabiliyorsanız mesele yok. Ama bizim gibi sanattan nasipsiz iseniz kolunuzu kurtarıp kaçmaya bakacaksınız. Bunu adam da biliyor ve sıkı sıkı bileğimizden tutuyor. Kulağımıza eğilip “bak hiç itiraz etmeyeceksiniz” diyor, “şimdi 70 kağıt verip bunları götüreceksiniz tamam mı?” Ansızın durup bir on kağıt indiriyor, sonra bir onluk daha. “Atın elliyi iş bitsin” derken yaklaşması için kamyonete işaret ediyor. Pat pat sırtımıza vurup “Babam gelse vermem ama sizi sevdim” diyor. İyi ama biz nankörün tekiyiz ve sevildiğimizi bilmeyiz ki. Livayzın gıralı Kavruk bir Anadolu çocuğu tahta tezgahının üstüne rengi kaçmış blucinleri yaymış. Tanesi bir milyon ama bakan bile olmuyor. Delikanlı “Bu işler bitti ağbi”, diyor “çorap parasına Livayz’ın gıralını veriyoruz, kimse ilgilenmiyor.” Nedendir bilinmez Topkapı’da iki tezgâhtan biri pantolon satıyor. İyi de bunların iyi geleceği nereden belli. Hoş meydanda giyip çıkaracak değiller ya. Öyle değil işte. Bir kere seyyarlar beğendiğiniz pantolonun size uyup uymayacağını “şıp” diye anlıyorlar. İtiraz mı ettiniz, denemesi bedava. Elinizi yumruk yapıyorsunuz, satıcı pantolonun belini önce dirseğinize sonra elinize geçiriyor. Oturdu mu tamam. Zaten önemli olan kolunuzun uzunluğu. Şişmanlıkmış, zayıflıkmış gelip geçici... Topkapı esnafının muhabbeti tatlı ama iş adlarını bağışlamaya gelince yan çiziyorlar. Kahırlı bir edayla “Boşver abi” diyorlar, “Burası Topkapı, n’olur, n’olmaz.” Sahi ne olabilir? Aklımıza bir şey gelmiyor. Üç tekerlekli bir arabanın üzerinde kullanılmış montlar ve az müstamel botlar var. O sıra iki genç deri ceket seçip fiyat soruyorlar. Satıcı gömüldüğü spor gazetesinden başını bile kaldırmıyor. Kısık bir sesle “size yaramaz, koçum” diyor. Buralarda birisi ters konuştu mu ikileyeceksiniz. Zaten onlar da öyle yapıyor. Eskiden kullanılmış papuçların meraklısı çoktu. Lakin medya dünyası onları çekemedi. İkide bir mantar hastalıkları üzerine program yaparsan olacağı buydu. Gül gibi sektör tez günde kurudu. Sahi evde kesilen kavunlar neden böyle kokmazlar. Ne soyulmuş salatalık, ne haşlanmış mısır, ne de kavrulmuş kestane... Seyyarların kokusu başka işte. Bir kokoreççi ile turşucu eküri çalışıyor, kaldırımın daralan noktasında yayaları makasa alıyorlar. Biri çıtır çıtır ekmeğin içine biber kekik ekiyor, öbürü kütür kütür salatalık kesiyor. Köze damlayan yağ bu kadar mı iştah açar, hem turşu suları böylesine hoş görünmek zorunda mıdırlar? Temizliklerine kefil değiliz ama nefis kokuyorlar. Oralarda kokan bir şey daha var. Adına “nostalji” diyorlar...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 92553
    % 1.62
  • 5.2638
    % -1.52
  • 6.0189
    % -0.93
  • 6.6741
    % -1.13
  • 212.667
    % -0.89
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT