BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gelibolu’da beyaz bulut

Gelibolu’da beyaz bulut

Buket Uzuner’in “Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu” isimli romanı, 2000 yılında Gelibolu’yu ziyarete gelen genç bir Yeni Zelandalı kadının, Çanakkale Savaşı gazisi bir Türk’ün aslında büyük dedesi olduğu iddiası ile başlıyor...



Paul Valery, der ki: “Tarih, insan zekâsının bugüne kadar meydana getirdiği en tehlikeli meyvesidir.” Fazıl Hüsnü Dağlarca ise, “Çanakkale, Yeni Türkiye’nin önsözüdür” diyerek özelleştirir bu kavramı... Bizim tarihimizin dönüm noktalarından biridir Çanakkale. Akif’in deyimiyle, “Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer”in kum gibi kaynadığı o günlerden, bugüne gelinceye kadar geçirdiği acılarla önemlidir biraz da... İzini sürdüğüm yazarlardan biri olan Buket Uzuner’in, “Uzun Beyaz Bulut-Gelibolu” isimli kitabını duyunca şaşırmadım; çünkü Uzuner, bu kitabı iyi yazar diye düşündüm. Çanakkale tarihine, edebiyatın genel geçer kurallarına da sadık kalarak bir dönüş gerçekleştiren yazar, beni yanıltmadı... Üzerinde dörtbuçuk yıl çalıştığı romanında neyi anlatıyor yazar? Roman, 2000 yılında Gelibolu’yu ziyarete gelen genç bir Yeni Zelandalı kadının, Çanakkale Savaşı gazisi bir Türk’ün aslında büyük dedesi olduğu iddiası ile başlar. Bir Anzak ve Osmanlı askerinin Çanakkale Savaşı sırasında yazdığı mektuplarla 1915’e geri dönülerek devam eden eser, aynı adamın, aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olup olamayacağı gibi cesur ve tarih kitaplarında yer almasına henüz hiç bir milletin izin vermeyeceği kadar insanî bir soruyu bütünü içine taşıyor. Öte yandan, tarih düz okunacak bir metin midir veya tarih yeniden yazılmalı mıdır diye sorarken, Türk tarihinin en önemli zaferlerinden Çanakkale Savaşları’na, 21. yüzyıl bilinciyle yeniden bakıyor... Yazarın, “Benim Adım Mayıs”, “Ayın En Çıplak Günü”, “Güneş Yiyen Çingene” ve daha geçenlerde bitirdiğim “New York Seyir Defteri”nin tadı damağımda duran lezzetiyle okuduğum yeni romanı, resmî tarih veya baskın sözlü geleneğin aksine, insanların ve olayların duygu tarafına ciddi göndermelerde bulunuyor. Cesaret, macera, yazı Zaten cesur bir yazar olan Uzuner, T.S. Halman’ın da dediği gibi, “roman türünün sınırlarını zorlarken, sinemaya da meydan okuyor.” “Başka kültürleri tanımak ve anlayabilmek için sırtımda çantam, cebimde diplomam, çantamda bir tutam cesaretle üç kıtanın daha çok kuzey coğrafyalarında, daha çok trenlerle seyahat ettim. Bir gezgin oldum. Dolunay’la 50 m.’ye dalarak Türkiye’nin denizaltıyla dalan ilk sivil kadını oldum. Ama bu satırları yazdığı sırada hâlâ bir uzay gezisine katılmış değilim. Ama bütün bunların hiçbiri yazmama engel olmadı. Onsekiz yaşımdan beri yazıyor ve yayımlıyorum. Çünkü ne yaparsam yapayım daima yazıyordum” diyerek kendini özetleyen birinden de başka şey beklenmezdi. Cesaret, macera ve yazı... Bu üç kelimenin birleştirici ya da ayrıştırıcılığı ile sarıldığı kaleminin usta işi metinler ortaya koymuş olması, ona farklı bir özellik katıyor. Farklı bir Çanakkale yorumu, insanî bir savaş psikolojisi ile med-cezir yaşatan “Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu”, bugüne kadar Çanakkale Savaşları üzerine yazılmış kitaplardan değişik özellikler taşımasının yanısıra, ek metinler ve görselliği ağır basan anlatımıyla da okurunu kucaklıyor. Romandan alıntı “2000 yılının bir Mart sabahında, henüz hava karanlıkken Çanakkale Milli Parkı’nda son model bir jip ilerliyordu. Genç bir turist rehberi, yabancı bir turisti Arıburnu Anzak Koyu’na doğru götürmekteydi. Birazdan gün ağaracaktı. Saatler dışında herşey simsiyah geceyi doğruluyordu. Arıburnu Koyu’na varınca jip durdu. Jipin içindeki iki kişi hiç konuşmadan oturup bir süre bekledi. Sonra gökyüzünün zifiri siyahı ağır ağır koyu ve sisli bir maviyle açılmaya başladı. Şafak söküyordu. Gökyüzünün sisli mavisinden yeryüzüne sızan loş ışıkla birlikte Arıburnu Koyu’nda uysalca salınan deniz ve tam karşısında ürkütücü bir azametle dikilen Arıburnu Yarı göründü. Arıburnu Yarı, uzun bir boyun üzerinde kükremiş, dimdik ve saldırgan bir baş gibi orada dikilmiş, koyu gözetliyordu. Adına yabancıların Sfenks dedikleri Arıburnu Yarı, âdeta Mısır Piramitleri’nden ödünç alınmış şaşırtıcı şekliyle, Koy’un asıl sahibi olduğunu ürküterek hissettiriyordu...” Buket Uzuner’in kitapları Hikâye: Benim Adım Mayıs (1986), Ayın En Çıplak Günü (1988), Güneş Yiyen Çingene (1989), Karayel Hüznü (1993), Şairler Şehri (1994). Gezi: Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989), Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998), New York Seyir Defteri (2000) Roman: İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991), Balık İzlerinin Sesi (1992), Kumral Ada-Mavi Tuna (1997). EZBER Yıldızımın ipi Deniz geliyor Köpükten çehresiyle Gölgesini bırakıyor Akşamın peçesine Yıldızımın ipini çekiyorum Fısıltıyla konuşsan da Tanıyorum sesini. Uçmak için vardır pelerin Tatlı pembe soluk mavi baygın sarı Koruluk yanıyor. Kutup topraklarında araba gezintisi Küçük sevinç kahkahaları o kadının Açıklanmış olanlar da açıklanıyor Bu okşayışı çalmalıyım. * Alaeddin Özdenören (Yansıma’dan) YORDAM Dünya senin gibi inanan ve yaşayanlar için var edilmedi. Sevmediğin, sevemediğin, fikrine iştirak edemediğin insanların da, bu topraklarda yaşama hakkına sahip olduğunu bil. Yanlış duygulara kapılarak, kendini sıkıntıya sokma. * Ahmet Ulukaya
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99326
    % -0.51
  • 5.564
    % -3.14
  • 6.3027
    % -2.78
  • 7.3659
    % -2.88
  • 236.892
    % -2.65
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT