BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Mihriban neye uğradığını anlıyamamıştı. Bu hiç hesapta yoktu. Barındıkları bir yuvaları olmanın rahatlığı vardı sadece. Tüm olumsuzluklara rağmen bu yüzden memnundular. Ev sahibine dua etmekteydiler. Şimdi bu rahatları da elden gidiyordu.



Hüseyin küçük gecekonduya gelen elektrik ve su parasını ödeyememenin sıkıntısı içindeyken, Mihriban küçük kızına yeni bir önlük alamadığı için onu okula gönderememenin üzüntüsünü yaşıyordu... Ama herşeye rağmen hayat devam ediyordu. Gene de hallerine şükrediyorlardı... Hüseyin her sabah işe gitmeye alıştığı için evde duramıyordu. Bir kase çorbasını içip iş bulmak umuduyla dışarı çıkmıştı. Mihriban, Cemal iyileştiği halde okula göndermiyordu. Çocuklarının ve kendisinin başına gelen sıkıntılar onu ziyadesiyle müteessir etmişti. Varsın sınıfta kalsındı çocukları, yeter ki canları sağ olsundu... İçinde büyük bir sıkıntı vardı Mihriban’ın. Bu durum hiç iyilik getirmezdi... Uzun müddet geçmedi sıkıntısı. Acaba Hüseyin’in başına bir şey mi gelecekti. Abuzer izini bulup vuracak mıydı kocasını! Esenler’e Mahmut’un yanına gitmesi iyi olmamış mıydı? Düşündükce yeni düşünceler peydah oluyor, işin içinden çıkamıyordu... Kuşluk vakti yaklaşırken evin önünde bir araba durmuş ve kapının zili çalmıştı. Bu zil sesi yüreğini hoplatıyordu Mihriban’ın. Hele geçen günki yediği dayaktan sonra ödü patlıyordu bu zil seslerinden. Kapıyı açmaya giderken bildiği duaları okuyordu. - Kim o? diye seslendi, cılız bir sesle. - Biz ev sahibi tarafından geliyoruz, diye gürledi tok bir ses. Biraz rahatladı o zaman genç kadın. Zira kocasından ev sahibinin çok iyi bir insan olduğunu işitmişti. Kapıyı açmasıyla 4 kişinin küçük eve doluşması bir olmuştu. “Ne istiyorsunuz” demeye vakit kalmamıştı. İri göbekli, bıyıksız orta yaşlı adam taviz vermez bir ses tonuyla talimat veriyordu: - Haydi bayan derhal evi boşaltıyorsunuz! - Abi beyim yok şu anda o gelsin de konuşalım, ben bilmemki! - Bilirsin bilirsin al eşyalarını, çocuklarını da al kuzu kuzu boşalt bu evi hadi canım, hadi güzelim hemen boşalt bakalım... Mihriban neye uğradığını anlıyamamıştı. Bu hiç hesapta yoktu. Barındıkları bir yuvaları olmanın rahatlığı vardı sadece. Tüm olumsuzluklara rağmen bu yüzden memnundular. Ev sahibine dua etmekteydiler. Şimdi bu rahatları da elden gidiyordu. Hiç bilmedikleri bu semtte nereye gider, nasıl ederdiler? Köyden getirdikleri birkaç parça eşyayı çuvallara doldurdular el çabukluğuyla. Evi tahliye etmeye gelen adamlar zerre kadar taviz vermiyordu zaten. Çok kısa bir zaman içinde eşyaları ve çocuklarıyla birlikte gecekondunun önündeydi Mihriban. Şişman adam kapının anahtarlarını almış kapıyı kilitlemiş ve Mihriban’ı, “Burayı hemen terkedin, bahçede falan görmiyeyim sizi” diye ikaz ettikten sonra arabaya doluşup gitmişlerdi... Bu lüks sokağa ilk geldikleri günü hatırladı birden. Gene bu çuvallar aynı yere indirilmişti kamyonetten. Lara Hanım şimdiki gibi gene balkondan dik dik kendilerini süzüyordu. “Hanzolar buraya da geldi” demişti. Bu söze çok kırılmıştı o zamanlar. Şimdi o kadar kırılmıyordu. Zaten kalbi o kadar çok kırılmıştı ki artık kırılacak yeri kalmamıştı kalbinin... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104911
    % 0.05
  • 5.4751
    % -0.08
  • 6.2119
    % -0.09
  • 7.2529
    % -0.18
  • 229.539
    % -0.22
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT