BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOCA YUSUF

KOCA YUSUF

Rumeli’de, Deliorman’da Kızanlık’ta, Filibe’de, Bulgar, Sırp, Rum ve Türkler, Hıdrellezi bekliyorlardı. Analar, kızlarını, babalar, oğullarını, güller toplanmayı, toplananlar, gül yağı olup, güzellere yar olmayı bekliyordu. Kızlarsa, gül ağacı dibine gömülen niyet çömleğinden, sevdiği, kendisi için çıkacak mesajı bekliyorlardı...



Rumeli’de, Deliorman’da Kızanlık’ta, Filibe’de, Bulgar, Sırp, Rum ve Türkler, Hıdrellezi bekliyorlardı. Analar, kızlarını, babalar, oğullarını, güller toplanmayı, toplananlar, gül yağı olup, güzellere yar olmayı bekliyordu. Kızlarsa, gül ağacı dibine gömülen niyet çömleğinden, sevdiği, kendisi için çıkacak mesajı bekliyorlardı... Hıdrellez sabahını birileri daha bekliyordu, ama onların bekleyişleri alışılmışın dışındaydı, umutları, umutsuzluklardaydı. Gül ocakları için odunlar toplanıyordu. Odunlar tek tek seçiliyordu. Gülün ateşini yakacak odun, güle layık olmalıydı. Her odun, gülü yağ haline çeviremezdi. Gül odunu, gülün dilinden anlamalı, gülün nazına katlanmalıydı. Gül, ancak, gürgen ağacının ateşinde, yağını, canını, vermeğe razı gelirdi. Söylenir ki, gül ve gürgen birbirlerine sevdalı iki aşığın hatırasıymış. Hayatlarında binbir engel sebebiyle birbirlerine kavuşamıyan iki sevdalıdan erkeği, zalim okuyla can verir, kız olanı da sevdiğinin ölümle kendisini terkettiğini anlayınca, canına kıyar. İki sevgili yanyana gömülür. Bir müddet sonra, kızın baş ucundan gül, erkeğin başucundansa gürgen ağacı biter. İşte bu sebepten, gülün en güzel yağını gürgen ağacı ateşinde verildiği söylenir. Rumeli’de de en güzel gül yağı gürgen ateşinde elde edilir... Yusuf ve beraberindekiler Otlukköyü’ne girdiğinde herkes şaşırmıştı... Çocuklar, garip kafilenin etrafında koşuşuyorlardı. Yusuf, iyice perişan olmuştu. Nadya, büyük bir keyifle Otlukköyü içinde evlerinin yolunu Yusuf’a tarif ediyordu. Gelin gibi Karaok’un sırtına kurulmuştu. Gelinliği biraz garipti, Yusuf’un kaputuydu. Ama onun buna aldırdığı yoktu. Yusuf’la evlendiğini, Yusuf’un at sırtında onu birlikte yaşayacakları evlerine götürdüklerini hayalliyordu... Köyün üstbaşındaki Nadyaların evine geldiler. Ev, tam bir konaktı. Nadya’nın babası Nikofski, voyvodaydı, köydeki Bulgarların temsilcisiydi. Garip kafileyi gören Nadya’nın anne babası da sokak kapısına çıkmışlardı. Nadya, attan iner inmez annesine koştu, boynuna sarıldı ve doyasıya ağladı. Diğer kızlar, olanı biteni anne-babaya anlatmışlardı. Yusuf, sıkılmıştı, bir an önce oradan ayrılmak istiyordu. Ama zordu. Nadya’nın anne-babası, hemen Yusuf’un yanına koştular, ellerine sarıldılar: -Saaol evladım. Seen hakkini nasıl üderiz? -Yavrimi bize baaşladın. Yusuf, iyice bunalmıştı. Böyle şeylere alışık değildi. Nadya’nın babası, tipik bir Bulgardı, saçı sakalı birbirine karışmıştı. Yusuf’un sırtına bir şaplak vurdu: -Te be uulim. Bizi üüle sevindirdin kii. Seen için napsak azdir. Gel bu avşam misafirimiz ol. Zaten iyice sıkılan Yusuf, Nadya’nın bulunduğu evde bir akşam kalma ihtimali karşısında iyice telaşlandı: -Saaol be çorbacı. Dua it yetee. İnsannık gürevimi yaptım. Naiye Müdürü Hazım Aga’ya uuramam ilazım. Nahiye Müdürü, deyince Nikofski rahatsız olmuştu: -A be uulum. Naiye Müdiriyle ne işin varidir? ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT