BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Hüseyin gün boyu iş aradı. Yakaları kayış gibi yağlı, buruşuk ceketi ve yıllardır ütü yüzü görmediği her halinden belli olan kırışık pantolonuyla her girdiği yerde kapılar yüzüne kapanmıştı. Onun tek düşüncesi su parasın ödeyebilmekti...



Mihriban şişman adamın ikazıyla buradan uzaklaşmaları gerektiğini anlamıştı. Hele ki Hüseyin yoktu diye düşündü. Hüseyin’in tekrar başının derde girmesini istemiyordu. - Cemal oğlum tut şu çuvalın ucundan da ilerdeki parka götürelim. Baban gelene kadar orada kalırız, demiş ve eşyaları birer ikişer parka taşımışlardı. Barış Sokağı parkında çocuklar oynuyor, birkaç ihtiyar bank üzerine oturmuş gazete okuyor, bir anne bebek arabasıyla bebeğini gezdiriyordu. Kimse oralı olmadı, Mihriban ve çocuklarının mahzun mahzun oraya taşınmasına. Hatice zaten doğduğu günden beri sıkıntılara alışmış, Cemal kan davasının koşturmacası içinde olgunlaşmıştı. Mihriban çilelerin kadını olmuştu. “Ne de olsa kışın sonu bahardır, bu da gelir bu da geçer ağlama” sözlerini terennüm ettiriyordu dudaklarında. Tevekkül içinde bekliyordu çocuklarıyla. Barış Sokağı’nın şımarık çocukları, annelerinin yanında mahzun mahzun oturmakta olan Cemal ve Hatice’yi şaşkınlıkla seyrederken onlara nasıl bir muziplik daha yapacaklarının hesabı içindeydiler. Cemal erkekliğe daha yeni adım atacağı bu deminde koskoca dünyada barınacak bir yer bulamamanın hüznünü yaşıyordu. Abuzer’in şerrinden kurtulmak için geldikleri koskoca İstanbul’da sokakta kalmışlardı sonunda. Kendisine ve ailesine her türlü fenalığı yapan bu zengin aile çocuklarına kızamıyordu. Kızmak melekesini kaybetmişti. Binlerce insan içinden kendilerine insanca, merhametle yaklaşan o kadar az insan çıkmıştı ki bütün insanların vicdansız oduğunu kabullenmeye başlamıştı. İnceden bir yaz yağmuru çiselemeye başlamıştı. Parkta oynayan çocuklar bu yağmura önce aldırış etmemişti. Daha sonra şiddeti gittikçe artan yağmur Mihriban ve çocuklarının sırılsıklam ıslanmasına neden olmuştu. Oynayan çocuklar ıslanmamak için kapalı mekanlara girerken, gazete okuyan yaşlılar olabildiğince hızlı adımlarla parkı terk ettiler. Bebek arabasıyla çocuğunu gezdiren anne daha ilk damlalarda parkı terk etmişti. Barış Sokağı parkında sadece yaralı bir anne ve iki çocuğu kalmıştı, sağanak yağmur altında... Hüseyin gün boyu iş aradı. Yakaları kayış gibi yağlı, buruşuk ceketi ve yıllardır ütü yüzü görmediği her halinden belli olan kırışık pantolonuyla her girdiği yerde kapılar yüzüne kapanmıştı. Onun tek düşüncesi su parasını ödeyebilmekti. Barış Sokağında Mihriban’ı ellerinde su kovalarıyla su taşırken tahayyül etmek yıkıyordu Hüseyin’i. İş yoktu. Ya da kimse ona iş vermiyordu. Önceki gün akrabalarının bulunduğu Esenler’e gitmiş Halaoğlu Mahmut’tan para yerine nasihat almıştı. Strese girmişti Hüseyin... Bu gidişle Ercan beyin gönderdiği Sabri beyin önerdiği meçhul karanlık işi kabul edeceğe benziyordu. Çaresizdi, ne yapabilirdi ki. Çoluk çocuğunun aç kalmasındansa kabul etmeyi düşünmeye başlamıştı... Bindiği belediye otobüsü sahil yolunda ağır ağır ilerliyordu. Günbay beyin oğlununun denize düştüğü yere baktı gayri ihtiyari. Eğer direnmeseydi denize atacaklardı Hüseyin’i. Kendisini savunmak için savurmuştu o gençleri. Nefsi müdafaa durumundaydı. Fakat tesadüfen memleketin en ileri gelen bir iş adamının oğlunun kolunun kırılmasına sebep olmuştu... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99503
    % -0.33
  • 5.6393
    % -1.83
  • 6.3819
    % -1.56
  • 7.4307
    % -2.03
  • 239.303
    % -1.66
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT