BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vatandaş nasıl güvensin?

Vatandaş nasıl güvensin?

Kriz çıktığı günden beri tasarrufa gidileceği, özelleştirmenin hızlandırılacağı, hazine arazilerinin satılacağı söylendi durdu. Hatta hiçbir ülkede rastlanamayacak kadar çok olan kamu araçları ve lojmanlarının da elden çıkarılacağı, bunlarla bütçe açığının kapatılacağı, borçlanma ihtiyacının azaltılacağı en yetkili ağızlarca dile getirildi.



Kriz çıktığı günden beri tasarrufa gidileceği, özelleştirmenin hızlandırılacağı, hazine arazilerinin satılacağı söylendi durdu. Hatta hiçbir ülkede rastlanamayacak kadar çok olan kamu araçları ve lojmanlarının da elden çıkarılacağı, bunlarla bütçe açığının kapatılacağı, borçlanma ihtiyacının azaltılacağı en yetkili ağızlarca dile getirildi. Bunca zamandan sonra, özelleştirmenin tamamen durduğu herkesin malumu. Kamu araçlarının ve lojmanlarının satılması şöyle dursun; binlerce yeni araç alımı ve yeni lojmanların yapımının bütçede öngörüldüğü bütün gazetelere haber olarak yansıdı. Maliye Bakanı buna müsaade etmeyeceğini söyledi ama, şimdiye kadar yapılanlara bakılınca, buna gücünün pek yetmeyeceği anlaşılıyor. Kısacası, millet inim inim inlerken, işyerleri bir bir kapanırken, işsizler ordusuna hergün binler katılırken, vatandaşların çoğu bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düşmüşken; bile bazılarının saltanattan vazgeçmeğe hiç niyyetleri yok. Devlet kaynakları emiyor Yazın Batı Anadolu’daki bir köye giden bir okuyucumun anlattıkları da bununla ilgili. Bu köyde yol yapımı varmış. Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü’ne bağlı ekipler her gün 10 cıvarında gelir, aheste aheste çalışır, akşam 16 olmadan da giderler. Üstelik bunların aldıkları paralar da oldukça yüksek, buna ilaveten ikramiyeler de işin cabası... Hemen yanıbaşlarında salatalık ekilmiş bir tarla varmış. Orada da insanlarımız çalışıyor, birkaç milyon yövmiye için, neredeyse karın tokluğuna. Üstelik bunlar sabahın köründe gelir, akşama kadar, en az 12 saat çalışırlar... “Biz eskiden Almanya’da çalışanlara gıptayla bakardık. bunlar da devlette çalışanlara öyle bakıyorlardı” diyor okurumuz... Belki gelecek sene bu tarla da ekilemeyecek. O çiftçi de muhtemelen icralık, traktörü bağlanmıştır belki de. Değilse bile, o mazota, o gübreye verilecek para kimde kaldı ki... Besim Tibuk boşuna mı diyor, “devlet bütün kaynakları emiyor, verimsiz kullanıyor, kurutuyor. Bütün suları taşlık araziye akıtıp, verimli toprakları kurutur gibi...” diye. Saltanatın bedelini vatandaş ödüyor Kamu kurumları ha bire şişerken, vatandaşın iliği kurutuluyor. Rafinerilerde 300 bin lira cıvarında çıkış yapan benzinin vatandaşa 1 milyon 300 bin lira civarında satıldığı haberleri basında yeraldı. Bir litre benzinden neredeyse bir milyon vergi. Elektrik, su, telefon, sigara... Hemen hemen her şeyde durum böyle. Buna rağmen açıklar kapanamıyor... *** Manisa Kırkağaç’tan yazan Mehmet Çilliler de buna akıl erdiremiyor. Makam arabalarının satılacağı ilan edildiği halde, yenilerinin alınmasına o da bir anlam veremiyor ve yaşanan sefaleti ilave ediyor: “Fırın önünde bir kuyruk görüyorum, ucuz ekmek kuyruğu olduğunu öğreniyorum. Ekmeğe yapılan bu zamlarla, bu kuyrukların daha ne kadar uzayacağı bilinmez... İki kişi yüksek sesle konuşuyor; ‘tüpgaz alacaktım, 14 milyondan 15 milyona çıkmış, 1 milyon para bulmaya gidiyorum’. Bunun gibi örnekler saymakla bitmez...” Bütün bu çekilen sıkıntılara rağmen; ellerindeki araçları, lojmanları, arazileri, kitleri paraya dönüştürecekleri yerde; habire yeni vergilerle vatandaşın iliğini kurutup, hayatını çekilmez kılıp, saltanatlarından vazgeçmeyenlere nasıl güvenilsin? Kuru laflara siz inanır mısınız, ben inanır mıyım, kim inanır?... Vatandaş neden güvensin? 35 yıl önce bir suç işleyip yatmışım(!)da haberim yok... Adalet Bakanı’nın dikkatine; Ben, eski “Sivas Çimento”, şimdiki adı “Yapıtaş Çimento” olan kuruluştan 1999 yılında emekli olmuş, 1949 Sivas doğumlu bir vatandaşım. Şu anda Antalya’da ikamet etmekteyim. Aldığım 150 milyonluk emekli maaşım geçinmeme yetmeyince, iş aradım ve buldum. Bunun için Savcılık’tan kağıt istendi. Kağıdı veren memur, arkadaki yazıya dikkatlice bakınca, ben de dikkat ettim. Meğerse 35 yıl önce İstanbul’da bir suç işlemişim, suç üstünde yakalanmışım ve hapis yatmışım. Öyle yazıyormuş. Peki böyle birşey doğru ise bu yaşıma kadar neden haberim olmadı. Ben bir kamu kurumunda çalışmış, emekli olmuş bir vatandaşım. Kayıp biri değildim ki... Yıllar önce, kimlik kaybetmenin ehemmiyetini dahi bilmeyen ben, bugün bu tür bir muameleyle karşılaşacağımı nereden bilebilirdim? Kimliğimi kullanan kişinin suç işleyip hapis yatması; hiç ilgisi olmayan benim gibi bir vatandaşın sabıkalı olması için yeterli mi? Bu kişi hiç mi araştırılmadı, hiç mi soruşturulmadı, kimliğin ona ait olup olmadığına hiç mi bakılmadı? Ben suçlu idiysem, onca yıl o kamu kurumunda nasıl işe başladım, nasıl çalışıp da emekli oldum? Suşsuz bir insanı, suç işlemiş gibi göstererek, 35 yıl sonra hem ailesine, hem de topluma karşı zan altında bırakmak adalete yakışır mı? İnsan onuru bu kadar mı ucuz? Adaletimizin, bana yapılan bu haksızlığı, en kısa zamanda düzeltmesini bekliyorum... ¥ İsmail Sarız - ANTALYA Vergi iadesini kaldırın da bitsin! Vergi iadesi uygulaması ilk çıktığı zaman biraz işimize yarıyordu. Her ay bu parayı alır, bir ihtiyacımızı karşılardık. Şimdi ise yıllığa döndü, oranlar düşürüldü. Daha önce ortalama olarak %10 olan oran, şimdi yüzde 5’lere düştü, hem de bir yıl sonra alınmak kaydıyla. Üstelik bir defada değil, maaşlara yansıtılarak, 4-5 aya yayılarak. Enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir zamanda bu adaletli midir? İkinci husus da fişler; geçerli fiş, geçersiz fiş... Her fişten KDV kesiliyor da, neden iadesi verilmesin? Yine bir fiş içinde hem geçerli, hem de geçersiz kalemler var, bunları çizip yeniden toplamak, işlemek başlı başına bir eziyet. Buna bir çekidüzen vermek bu kadar mı zor? ¥ Ali Saraylı - ZONGULDAK Sızlanma Ekmek çıktı beş liraya Dayanılmıyor kiraya, Üç-beş kuruş bir araya, koyulmuyor, koyulmuyor. Herşeyler ateş pahası, Sanki kıyım mezbahası, Aslında çok ya dahası, Deyilmiyor, deyilmiyor... Uskurları yandan takma Bir tekne ki, herşey kakma, Ekmekler oldu bir lokma, Doyulmuyor, doyulmuyor... Herkes bir geçim sefili, Unuttuk artık kefili, Yetişen aşk karanfili, Yakalara takılmıyor... Herşey, herkes kınanmakta, Bozuk düzen onanmakta, Her yürekte kin yanmakta, İyiye çöp yakılmıyor... Şu sağcıdır, şu solcudur, Şu bekçidir, bu kolcudur, Her yetkili futbolcudur, Top fileye çakılmıyor... El eline bakar olduk, Evde mazot yakar olduk, Evden-ocaktan kovulduk, Şimdi evli-bekar olduk... Hüseyin H. Levent TARSUS ....... Not: Bu şiir 26 Temmuz 1976 günü yazıldı. Geçmişteki icraatlarıyla övünenlere ithaf olunur... Telekom’dan açıklama 12.10.2001 tarihli gazetemizin bu köşesinde yayınlanan “Önceki abonenin borcunu ödemek zorunda mıyım” başlıklı yazı üzerine ilgili kurumun gönderdiği açıklama: “Yazınızda adı geçen telefon Ramazan Pelit adına kayıtlı iken, müşterimizin isteği üzerine sözleşmesi fesh edilerek, telefonun kutu devresi boşaltılmıştır. Daha sonra Kemal Dadaşoğlu adına sözleşmesi imzalanan telefon 09.10.2001 tarihinde tesis edilmiş, 10.10.2001 tarihinde de telefona çevir sesi verilmiştir. Ayrıca, iptal edilen telefonlardan boşalan numaraların, başka müşterilere zorunlu olarak tahsis edilmesi halinde, müşterilerimizin mağdur edilmemesi amacıyla, üzerlerinde bulunan borçlar yüzünden telefonların kapatılmaması gerektiği Telekom Müdürlükleri’ne bildirilmiştir.” PTT Genel Müdürü neden görevden alındı? PTT Genel Müdürü Dr. Dursun Dağdaş’ın görevinden alındığını, eski mesai arkadaşlarımdan öğrendim. Emekli bir personel olmama rağmen çok üzüldüm. Genel Müdürümüz’ün, göreve geldiğinden itibaren, kurumun kâra geçmesi için ne kadar çaba sarfettiğini; gereksiz yığılmaları dağıtmak için siyasetçilere rağmen, ne kadar azimkar olduğunu bilmeyen yoktur. Görevden alınmasının da bu yüzden olduğunu tahmin ediyoruz. Eğer böyle değilse, bu açıklanmalıdır. PTT’nin ilk defa geçen yıl kâra geçtiğini duymayan yoktur. Bu kurum yine siyasetçilerin oyuncağı olacaksa, vah PTT’nin haline! ¥ İlyas Ekmekçi (Emekli PTT’ci) “İşler nasıl abi?” Ben Sakaryalı, 17 yaşında lise mezunu genç bir esnafım. Geçenlerde bir abimizin yanına, halini hatırını sorup, çay içmeye gittim. Konuşurken, “işler nasıl abi, bir düzelme var mı?” diye sordum. Cevabı da, “bundan iyisi can sağlığı, işler çok iyi, bol bol dinleniyoruz” oldu. Bu cümle Sakarya esnafının halini açıkça ortaya koyuyordu. Biz yine de halimize şükrediyoruz. Allah’a şükür, karnımız doyuyor. Peki, ya günlerdir, belki de haftalardır siftah yapmadan dükkanını kapatan esnafı kim düşünecek? Buralarda esnaf can çekişiyor. Gerçi ülkemizin tamamında can çekişiliyor dense yeridir. Her gün yeni bir intihar, her gün cinnet haberleri... Bunlar durup dururken olmuyor. Ülkemiz büyük bir sıkıntı içinde ve Hükümetimiz bunun üstesinden gelemiyor. İnsanlarımızın sabrı taşmak üzere. Umarım ard niyyetliler bunu istismar etmez... ¥ E.T. - SAKARYA
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT