BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Kuşlar, kurtlar, bütün hayvanlar yavrularına sahip çıkıyor onları vahşi tabiat şartlarından koruyordu. Hüseyin koruyamamıştı yavrularını işte... Cemal’in durumu Hatice’den daha iyi değildi... Mihriban’ın beyaz tülbenti sırılsıklam olmuştu...



Esenler’e gittiğinde kimseye Barış Sokağının adını verdi mi vermedi mi hatırlamıyordu... Laf arasında söylediyse mutlaka gelip bulmuş olmalıydı Abuzer. Eğer yavrularına ve karısına bir kötülük yaparsa yaşatmazdı Abuzer’i. Ölmüş eşek kurttan korkmazdı. Böyle yaşamaktansa tekrar hapishane köşelerine gitmek daha evla değil miydi?!. Zaten şu ana kadar ailesi için yaşıyordu. Onlar olmadıktan sonra bu hayatın ne tadı vardı ki? Aşırı derecede heyecanlanmış ve telaşlanmıştı. Neredeyse ayaklarının bağı çözülmüş gibiydi. O esnada Şükran teyzenin torunu Ahmet imdada yetişmişti. - Amca sizin çocuklar parktalar... Hüseyin buna da bir mana verememişti. Bayağı yağmur yağmıştı. Bu yağmurlu havada niye parkta gezintiye çıkmıştı bunlar, anlaşılır gibi değildi... Parka girip çocuklarının ve karısının perişan halini görünce yüreği ağzına gelmişti. İliklerine kadar sırılsıklam olmuştu ciğerpareleri. - Ne oldu, niye geldiniz buraya? Mihriban ağlamaklı cevap vermişti: - Ev sahibi adamlar yollamış bizi kapı dışarı attılar. - Ne! Ev sahibi mi, niye? - Ne bileyim attılar işte.. Yavaş yavaş anlaşılıyordu işin mahiyeti... Sabri beyin teklif ettiği karanlık işi kabul etmemek evden atılmasına sebep olmuştu. İyi mi etmişti o işi kabul etmemekle. Sabri beyin ifadesiyle kısa zaman içinde araba ve ev sahibi olacaktı... Şimdi dürüst ve namuslu insanlara enayi gibi bakıyorlardı. Bu saatten sonra bu çocuklar nerde barınacak, nerde kalacaktı oturduğu bankın üzerinde başını iki elleri arasına alıp kara kara düşünmeye başladı... Hatice dişleri birbirine vurarak kekeliyordu. - Baba çok üşüyorum, ıslandım... Kuşlar, kurtlar, bütün hayvanlar yavrularına sahip çıkıyor onları vahşi tabiat şartlarından koruyordu. Hüseyin koruyamamıştı yavrularını. Cemal’in durumu Hatice’den daha iyi değildi. Mihriban’ın beyaz tülbenti sırılsıklam olmuştu. Karısı kan kussa kızılcık şerbeti içtim, der derdini kimselere bildirmezdi. Ne yapacak, nereye götürecekti yavrularını, bilemiyordu. Ercan bey bu kalleşliği niye yaptı onu da bilemiyordu. Gidip konuşmalıydı, sebebini sormalıydı ansızın dışarı atılışının. Hangi kitapta yazıyordu aniden çoluk çocuk dışarı atılmak. Konuşsa da bir şey değişmeyecekti herhalde. Eğer yaptıkları iyiliği Allah rızası için yapsaydı, böyle davranamazdı. Demekki bir menfaat gözetmişti, karanlık işlerine alet etmek için vermişti evini. Bu memlekette yumruğu büyük olanın hükmü geçiyordu. Güçlü olanlar için hukuk ikinci planda kalıyordu... Biraz önce belediye otobüsünü yakan gençler mutlaka zengin çocukları olmalıydılar. Hüseyin gibi bir garibanı bu semtlere kabul dahi etmiyorlardı. İçinde zerre kadar Allah korkusu olan tüyü bitmedik yetimin hakkı bulunan devlet malını ateşe verebilir miydi? Günbay beyin oğlunun otobüs yakanlardan hiçbir farkı yoktu ki. Nasıl olsa karınları tok, sırtları pekti. Macera olsun diye atılıyorlardı bu işlere... ¥DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT