BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ümitlerin tükendiği an!..

Ümitlerin tükendiği an!..

Umutların tükenmekte olduğu bir sırada Şükran Teyze, bir tepsi içine yerleştirdiği yemek tabaklarıyla çıkıp gelmişti. Yanında torunu Ahmet de vardı. Ailesinin parkta olduğunu Ahmet söylemişti Hüseyin’e. Demek ki babaannesine de o haber vermişti.



Otobüste propaganda yapan genç ezilen halkların kurtuluşu için mücadele ettiğini söylemişti. Şu anda Hüseyin ve ailesinden daha fazla mağdur olan, fakru zaruret içinde olan kim vardı bu semtte?!. Hüseyin’in kafası donmuş gibiydi. Hiçbir çözüm düşünemiyordu, bu mağduriyetlerine. İki de bir aynı sözleri tekrarlıyordu. “Sığamadım, koca dünyaya sığamadım... Kurtlar kuşlar barındı bu koca dünyada ben barınamadım...” Mardinli Mehmet Emin’in sözlerini hatırladı: “Eceli gelmeyen her canlının rızkını cenabı hak verir...” Acaba ecelleri mi gelmişti ne? Günlerdir arıyor iş bulamıyordu. İşsiz, güçsüz beş parasız bir haldeyken çoluk çocuk kapıya atılmıştı. Cepte para yoktu. Hemen Karacabelen’e gitmek geldi içinden. Otogara gidecek para yoktu. Otobüsler parasız götürmezdi oraya kadar. Bir çıkmaza girmişti ki çözüm yolu gözükmüyordu. Hemşehrisi, büyük âlim ve Allah dostu İbrahim Hakkı hazretlerinin beyti geldi dudaklarının ucuna: “Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler, Arif ânı seyreyler, Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzel eyler...” - Yarabbim sen büyüksün, darda kaldık sen yardım et. şu masum yavrulara acı büyük Allah’ım... diye dua ediyordu... Hatice’nin titreyen cılız sesi sükuneti bozmuştu: - Anne karnım çok acıktı.. Küçük kızının bu sözleri bir balyoz gibi inmişti kafasına Hüseyin’in. Bir tarafta sırılsıklam ıslanmış elbiseler içinde titriyordu çocukları öte yandan karınları açtı. Mihriban büyük bir tevekkül içindeydi. Metanetini yitirmemeye gayret ediyordu. Onurluydu. Yokluk, itilip, kakılmışlık onun vakarından hiçbir şey kaybettirmemişti. Poşetin içine sarıp sarmaladığı iki dilim ekmeği çıkarıp verdi kızının eline. Hatice dişlerinin zangırtıyla birbirine vurmasından ısıramıyordu ekmeği. Yağmurun kesilmesiyle Barış Sokağının çocukları parka doluşmaya başlamışlardı. Anne ve babalarının yanında masum masum oturan Cemal ve Hatice’ye bakıyorlardı önce. Eğer büyükleri yanlarında olmasaydı onlara kimbilir ne ezalar yapacaklardı? Umutların tükenmekte olduğu bir sırada Şükran Teyze, bir tepsi içine yerleştirdiği yemek tabaklarıyla çıkıp gelmişti. Yanında torunu Ahmet de vardı. Ailesinin parkta olduğunu Ahmet söylemişti Hüseyin’e. Demek ki babaannesine de o haber vermişti. Barış Sokağının çocuklarına hiç benzemiyordu Küçük Ahmet. Çok saf ve temiz bir kalbi vardı. Çok merhametliydi... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT