BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni bir dünya kurulurken!..

Yeni bir dünya kurulurken!..

İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen soğuk savaş döneminde Türkiye üzerindeki baskılardan bunalan İsmet Paşa’nın kafası kızmış, muhatabına sert çıkmıştı: “Gerekirse yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini bulur!..” demişti.



İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen soğuk savaş döneminde Türkiye üzerindeki baskılardan bunalan İsmet Paşa’nın kafası kızmış, muhatabına sert çıkmıştı: “Gerekirse yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini bulur!..” demişti. İkinci Dünya Savaşı’na, İngiltere ve Fransa ile aramızda mevcut üçlü ittifaka rağmen girmemek için sonuna kadar mukavemet etmişti. Müttefiklerimiz bize karşı yüklendikleri ikmali gerçekleştirebilecek durumda değildiler. Buna rağmen İsmet Paşa savaşa katılmadan izlediği politika ve ağırlığı ile, savaşa girmişçesinden fazla müttefiklere yardımcı olabilmişti. Bu, Mustafa Kemal Atatürk gibi dünya çapında büyük bir strateji ustasının yanında edindiği geniş bir deneyimin sonucu idi. *** Sanırım 1964 yılında idi. Sovyet Rusya’nın başına geçen Podgorni, Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Amacı Stalin tarafından başlatılan ve Türkiye’de toprak ve boğazlar üzerinde haklar talep eden, çirkin politikanın izlerini silmek, Türkiye ile yeniden dostluk ve her alanda işbirliği ilişkilerini kurabilmek idi. Adam samimi görünüyor, ısrar ediyor ve hatta “Bu Stalin’in bir hatası idi.. İsterseniz size Kafkaslardan arazi bile verebiliriz..” diyor. İsmet Paşa bekletmeden hemen cevap verdi: “Ne bizden size, ne sizden bize bir karış toprak!..” dedi. Podgorni ısrarlı idi: “O halde işbirliği yapalım.. Ekonomik alandan başlayarak her alanda yapacağımız bir işbirliği iki komşu ülke için de çok yararlı olur..” dedi. İsmet Paşa muhatabını şöyle bir süzdü. “Büyük devletler ile alış veriş etmek iyidir de aynı yatağa girmek tehlikelidir!..” dedi. Podgorni bu cevaba karşı anlayışlı bir kahkaha atmaktan kendini alamamıştı. Aradan kırk yıla yakın zaman geçti. Bu süre içinde siyaset köprülerinin altından çok sular aktı. Sovyetler Birliği arabadan düşen bir Tekirdağ karpuzu gibi kan kırmızı dağıldı parçalandı. NATO karşıtı olan Varşova Paktı dağıldı. Üyelerinin birkısmı karşı cepheye yani NATO’ya birkısmı da oluşum halinde Avrupa Birliği’ne doğru yöneldiler. Gorbaçov, sonra Yeltsin yönetiminde geçen bu son on yıl Rusya Federasyonu’nun yeni bir dünyaya alışma sürecini oluşturdu. Sonradan Yeltsin’in bulup ortaya çıkardığı Vladimir Putin kısa bir deneme döneminden sonra Rusya Federasyonu’nun Başkanlığına resmen seçildi. Bu sıfatla işe başlamasının geçenlerde birinci yıl dönümü kutlandı. Putin, büyük (Deli) Petro gibi Petersburg doğumlu idi. İstihbarat teşkilatı KGB’de yetişmiş iddiasız bir “Aparaçik” sayılıyordu. Öyle olmadığı çabuk anlaşıldı. Primakov ve diğerleri gibi ustalarını ve amirlerini bir kenara iterek seçimle geldi. Kremlin’deki makamına oturdu. Bu arada Türkiye’de Hükümetin başında Hoşlansın hoşlanmasın- İsmet Paşa’nın yanında yetişen Bülent Ecevit vardı. Şartların oluşturduğu üçlü bir koalisyonun gaileleri ile uğraşmaktan asıl yönetim konularını, gerekli zamanı ve imkanı bulmakta zorlanıyordu. Ecevit Başbakan olarak Moskova’ya gittiği zaman Putin henüz şimdiki konumunda değildi. Buluşmaları ve konuşmaları pek parlak olmadı. Ecevit PKK terörü diyor Putin Çeçenistan’dan söz ediyordu. Buna rağmen ekonomik ilişkiler oldukça iyi gidiyordu. Müteahhitlerimiz Rusya’da çok başarılı ihaleleri kazandılar ve örnek biçimde gerçekleştirdiler. Türk Bankaları Moskova’da şubeler, iş adamlarımız ticaret merkezleri, hipermarketler açtılar. Rus Başbakanı Türkiye’ye geldi. Putin’den Ecevit’e selamlar getirdi, her alanda, ama strateji dahil her akla gelebilecek konuda işbirliği önerilerinde bulundu. Pek de olumlu cevap ve somut sonuçlar alabildiği söylenemez. Halbuki, Bakü-Ceyhan boru hattı, doğalgaz, Mavi Akım gibi ekonomik olduğu kadar stratejik konular vardı. İşe yolsuzluklar, iddialar karıştı. Kafamız daha ziyade Avrupa Birliği’ne nasıl aday olabiliriz? Düşünce ve gayretleri ile ziyadesi ile megşul ve karışıktı. Hasılı kanımca bir fırsat hiç olmazsa şimdilik kaçmış oldu. Sanırım bu konuda öncülük özel sektörümüze düşecek.. Karşımızdaki Rusya ne Rasputin, ne de Deli Petro Rusyası değildir. Feleğin ateşten kızıl çemberinden geçmiş, artık iyiyi kötüyü, güzeli çirkini seçebilen insanların ülkesidir. Biz de eskinin zayıf ürkek Türkiye’si değiliz.. *** Deli Petro deyince aklıma geldi. Akıllı bir adammış.. Ülkesini birleştirdikten sonra tebdili kıyafet yurt dışına kaçarmış.. Hollanda’ya gitmiş, gemi tersanelerinde çalışmış.. Paris’e gitmiş, ünlü devlet adamı De Richelieu’nün heykeline sarılmış: “Ah ne olurdu sen hayatta olsa idin.. Sana Rusya’nın yarısını verir karşılığında sen de bana öbür yarısını nasıl yöneteceğimi öğretirdin..” demiş. Tarihte rivayet olunur ki, Deli Petro bir gün Osmanlı Padişahına özel bir temsilci göndermiş. Karadeniz’de ortak bir gemi inşa tersanesi kurmayı önermiş Petro’nun temsilcisi eli boş dönmüş.. Ne söylediğini bugün yazamayacağım, yerim kalmadı. Ama bu rüya yüz yıllar sonra “KEİB” Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı adı altında geç de olsa hayata geçmiş görünüyor.. Üstelik içinde Yunanistan bile var.. Sebebini anlamak mümkün değil.. Rahmetli Turgut Özal’a bunun sebebini sormuş, aldığım cevap beni tatmin etmemişti. *** Yeni bir dünya kurulurken.. diye başladık, nerelere geldik. Ama gerçekten yeni bir dünya kurulmak aşamasındadır. Terör ve Usame belki de bir bahane.. Çin-Pakistan-Hindistan üçgeninde devasa bir boy aynası asılmış. Herkes boyunu posunu o aynadan seyrediyor.. Orada kimi olduğundan küçük, kimi başkaları ise göründüğünden de büyük görünüyorlar!. Afganistan harekatı Ramazana kadar bitmezse istemeye istemeye yine aynı konuya avdet etmek gerekecek.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT