BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başarılar tesadüfi değil

Başarılar tesadüfi değil

İlk gününden beri işe 6.30’da başlıyor, akşam 19’a kadar çalışıyor. Bütün enerjisini sorumluluğu altındaki şirketlerin büyümesi, gelişmesi için harcıyor. 35 yıl önce işe başladığı holdingte her kademeden geçerek, tepe noktasına kadar gelmiş...



İlk gününden beri işe 6.30’da başlıyor, akşam 19’a kadar çalışıyor. Bütün enerjisini sorumluluğu altındaki şirketlerin büyümesi, gelişmesi için harcıyor. 35 yıl önce işe başladığı holdingte her kademeden geçerek, tepe noktasına kadar gelmiş... Koç Holding Tüketim Grubu Başkanı Cengiz Solakoğlu’ndan bahsediyorum... Cengiz Bey’in anlattığı “hayatından kesitler”i dinleyince, başarının tesadüfi olmadığını bir defa daha anlıyorum. 1983’lerde Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne gidiyor Solakoğlu Vehbi Koç’la birlikte; genç bir öğretim görevlisi gecenin geç saatlerine kadar tarımı, tarımın önemini anlatıyor; bu alanda yatırım yapmaları için ikna etmeye çalışıyor. Koç Ata Çiftliği’nin açılışına Tarım Bakanı da geliyor. Bakan Hüsnü Yusuf Gökalp, Cengiz Bey’e; “beni tanıdın mı?” diye soruyor... Yıllar önce kendilerini ısrarla ikna etmeye çalışan akademisyenin şimdiki Bakan olduğunu anlamakta gecikmeyen Solakoğlu, mutluluk duyuyor... “35 yıllık iş hayatımda Türkiye hep çeşitli badirelerden geçti, normal şartlar altında hiç çalışmadım. Şartlar düzelirse nasıl çalışırım diye kara kara düşünüyorum.” esprisiyle Türkiye’nin önemli bir gerçeğini anlatıyor. Dünya nüfusunun son 40 yılda bir misli arttığını, bugün 6 milyar olan nüfusun 2050’de 12 milyar olacağının tahmin edildiğini anlatan Solakoğlu; daha şimdiden tarım arazilerinde % 23 azalmanın görüldüğünü ve 1.5 milyon insanın açlığın pençesinde olduğunu söylüyor... Katma değeri yüksek sosyal proje Bütün bunlara bakılınca geleceğin stratejik ürününün tahıl ve protein olacağının altını çiziyor ve Türkiye’nin bu bakımdan çok önemli bir rol üstlenebileceğini belirtiyor, Çolakoğlu. “Türkiye’de hayvancılık ölmek üzere. Çiftçilerimiz verimli çalışmıyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz çok uygun. Bilinçli bir tarım ve hayvancılık yapılırsa, hem gelişmişlik farkı kapanır, tersine göç başlar; hem de Türkiye geleceğin gıda deposu olur” diyor. Koç Holding bunları düşünüyor ve bu alana eğilmeye karar veriyor. Coğrafi yapı itibarıyla Güney-Doğumuza benzeyen ve bu alanda söz sahibi olan İsrail’de araştırmalar yapılır. Bu işi araştırmak için Fazıl Çamdibi görevlendirilir. Çamdibi bu ülkeye gider, verimli çalışmalarda bulunur. Şimdiki meyvesi çıkar ortaya; Koç Ata Çiftliği... Burada 4 İsrailli uzman da 5 yıllık sözleşme ile çalıştırılır. 5 yıl içinde, çiftlikte çalışan yöre insanına da bildikleri aktarılacak. Hatta şimdiden İsrail’li uzmanları aratmayacak uzmanlarımız çıkmış bile... Maksat Doğu’da hayvancılığın gelişmesi için katkıda bulunmak, örnek teşkil etmek. Üstelik bu işin katma değeri de çok yüksek imiş. “Katma değeri yüksek, sosyal bir proje” olarak görüyorlar. Doğu Anadolu bu iş için çok müsait imiş üstelik. Ama bürokrasi burada da üzerine düşen engellemeyi yapıyor. Söz gelimi, Ardahan Göle’deki Tarım Bakanlığı’na ait tesisin özelleştirilmesi... Burayı da Koç Holding kazanmış. Ama 4-5 ay geçmesine rağmen, Planlama işi bitirememiş... Halbuki herkes hareket bekliyor... Bu sayede Türkiye’deki gelişmişlik farkı azalacak, insanlarımız zenginleşecek, tersine göç başlayacak... Türkiye stratejik bir depo, gıda deposu olacak. Bu ataletin değişmesi gerek Cengiz Solakoğlu, yetkililerin bu krizin başlangıcından beri yeterince dinamik davranmadıkları inancında; birşeylerin yapılması gerektiğini, bir hareketliliğe yolaçıp piyasalara moral verilmesinin doğru olacağını söylüyor. İşe KDV’yi düşürmekle başlanırsa, kısa zamanda gereken hareketliliğin başlayacağını, piyasaların moral kazanacağını ifade ediyor ve devletin vergi gelirinin azalmayacağını, aksine artacağını iddialı bir şekilde anlatıyor. Durgunluğun olduğu, iş yapılmadığı, işletmelerin kapandığı bir ortamda vergi alınamayacağı da ortada. Vatanını sevmek, vatanını düşünmek lafla olmuyor. Ülkeye birşeyler katmak, üretmek, insanlarımızı iş sahibi yapmak gerekiyor. Hele iş imkanlarının en kısıtlı bulunduğu, fakirliğin kol gezdiği Doğu Anadolu’da bu daha da önem kazanıyor... Umarım bu çapta daha çok çiftlik yurdumuzun her köşesinde kurulur... GAP ile canlanan; çorak toprakları, beyaz pamuk tarlalarına dönüşen; bu yönüyle de tekstilciler için aranan bir yatırım merkezi olan Şanlıurfamız ve diğer iller yakın bir gelecekte cezibe merkezleri olacak; görünce daha çok inandım. Katkısı olanlara ancak teşekkür edilir... Depremzede 1968 yılında askerlik görevimden tezkere alıp, 4 yıl süreyle Tekel camiasında çalıştım, 1972 yılında da Emniyet Teşkilatı’na girerek 1993 yılına kadar şerefli bayrağımızı taşıdım. Hizmeti bizden sonra geleceklere teslim ederken, emeklilik günlerimi geçirmek üzere, devletten aldığım ikramiyeyi yatırıp, kalanını da borçlanarak 1996’da Değirmendere’de bir daire aldım. Hayatımın geri kalan yıllarını huzur içerisinde geçirmekte iken, 17 Ağustos depremi ile vurulduk. Ağır hasarlı binamızın altında 10 saat gibi bir mücadeleden sonra, ayakları ezilmiş eşimle kendimi Dr. Siyami Ersek Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde bulduk. Buradaki 7 günlük süreden sonra, 70 gün de Koşuyolu Polis Hastanesi’nde kaldık. Her iki hastanenin de bütün personelinden yakın ilgi gördük, hepsine çok çok teşekkürler... Bu günleri, son iki yılı nasıl geçirdiğimizi yazmak çok zor. Deprem herşeyimizi aldı. Babadan kalma arabam, ev eşyalarım hepsi helak oldu. Yardımlarda da büyük beceriksizlikler sergilendi... 01.05.2001 günü, İzmit Yuvacık’ta yapılar kalıcı konutlara taşındık. Bu arada herkesin “kriz” bahanesine sığındığı bir zamanda, yardımlarını esirgemeyen Boğaziçi Kuyumculuk sahibi Hamdi Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunmayı da unutmamam gerekir. Allah’a hamd olsun ki, iyiler hâlâ var... Ama devlet ricalinden arzu ettiğimiz ilgiyi göremiyoruz. Vilayete gidiyorsun; Vali Bey’le görüşeceksin, “toplantı var”; Vali Yardımcısı, dinleyen yok, Emniyet Müdürü’yle de görüşemiyorsun... Konutlarımızda elektrik problemi hâlâ devam ediyor. Şantiyeye git-gel, sonuç yok. Kapı kapı dolaş... Bu kadar boş adam var iken, neden biri gelip eksiklikleri tespit etmiyor? Bizler, denizde çırpınan insan gibi, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Kış geliyor... ¥ Halil Basun - İZMİT
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT