BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ekmek arası adrenalin!..

Ekmek arası adrenalin!..

Altlarında kükreyen bir motor, sonra gelsin güç, sürat ve heyecan... Adrenalin mi, istemediğin kadar. Kuryelerden bahsediyoruz, hani o yanımızdan vızır vızır geçen motorlu çocuklardan...



ünyanın her yerinde motor paralı insanların merâkıdır ama ne hikmetse bizde gariplerin gönlünde yatar. Bu memlekette oturaklı bir motor, otomobil fiyatınadır ve benzin harbiden cep yakar. Eğer, hem günboyu dolanayım hem de üçbeş kuruş kazanayım derseniz adres “kuryeliğe” çıkar. Kuryeler enerji dolu çocuklardır. Onlar masa başında oturtulamaz, sandalyeye bağlanamazlar. Çatı altında tez sıkılır, ancak gök kubbenin altında huzur bulurlar. Kuryeler bütün İstanbul’u harmanlar ama daha ziyade işin yoğun olduğu bölgelerde turlarlar. Hani dolanan çakal yatan aslandan iyidir demişler ya, mevkiye yakın olan işi kapar. Peki bu çocuklar hiç mi durmaz? Elbette dururlar ama öyle her yerde değil. Günde üç beş defa buluşma noktasına takılır, beş on dakikalığına seleden kurtulurlar. Kasklarını çıkarıp, saçlarını havalandırırlar. Belki bir sigara tellendirir, belki bir çay alırlar. Şaşacaksınız ama bir araya geldiler mi yine motordan konuşur, efsane modellerden söz açarlar. Bir dokunuyoruz... Onları çok aramıyor, “takıldıkları” köşelerden birinde buluyoruz. Bizi sıcak karşılıyor, oturmamız için yer açıyorlar. ...Ve “dokun-işit” faslı başlıyor. Müsaade ederseniz ben özet geçeyim. Efendim bu iş, bir meslekten ziyade “heves” ve temelinde motor aşkı yatıyor. Hani postacılar mahalleyi dolanarak dinlenirlermiş ya bunlar da izinli oldukları günlerde bile otoban çalkalıyorlar. Kurye, bir firmayla çalışmak zorunda. Firma onlara hem iş buluyor, hem kol kanat geriyor. Ceplerine bir telsiz sıkıştırıyor, sırtlarına bir urba geçiriyor. “Canım elbiseden de ne olsun” demeyin sıradan bir Dennis (Denniase) milyara merdiven dayıyor. Kuryeciye az yakan çok kaçan bir motor gerek. Bu iş için 125 cc lik bir motor yetiyor, eğer dört zamanlı olursa isi, pisi, sesi de olmuyor, tadından yenmiyor. Kurye götürdüğü her emanetten 2,5 milyon lira alıyor. Eğer iş karşıya çıkarsa fiyat 4 milyona yükseliyor. Ancak iki teklik köprü parasına gidiyor. (Olacak iş değil ama oluyor, 100 kiloluk motor, 100 milyarlık Cadillac’larla, iki tonluk jiplerle aynı parayı ödüyor.) İyi kovalayan bir kurye günde 40 milyon lira kadar hasılat yapıyor ancak yarısını firmaya bırakıyor. Kaldı mı yirmi? Bunun da 7-8 milyonu benzine gidiyor. Masraflar ağır İş yakıtla bitse iyi, bu alamet bin kilometrede bir sibop ayarı, 40-50 bin kilometrede de motor istiyor. Sekman, piston rektefiye derken 200 milyon buhar oluyor. Motor deyip geçmeyin parçalar altınla tartılıyor. Şunnacık kilometre teli 20 milyon tutuyor. Lastikler 30 kağıt ama motorcular onları kabaklamadan bırakmıyor, en az 100 bin kilometre kullanıyorlar. Aslında lastik işinin şakaya gelir tarafı yok. Miadını doldurdu mu çatlayıp, sertleşiyor, adeta tahta kesiliyor. Lastikler “trık”sa, yağmur “kâbus” oluyor. Zemin azıcık ıslandı mı motor tavadaki yağa dönüyor. Ağrılı Evren “Geçen tatlı tatlı viraja girdim, sele yavaşça altımdan çıktı ve asfalta uzanıverdim” diyor, “bereket arkamdan gelen arabalar dikkatliydi...” Bir işte usta olmanın yolu o işi çok yapmaktan geçermiş. Bunlar da iyi binici ve kolay kolay hata yapmıyorlar. Ama zaman zaman kuralları çiğnediklerini de saklamıyorlar. Bu yüzden polisle araları iyi değil. Bir motor bağlandı mı kurtarmak 100 milyonu buluyor. Zira daha evvel işlediğin bütün trafik suçları, vergi borçları ve atlattığını sandığın sigorta bedelleri önüne konuyor. Kahırlı bir genç “geçen arkadaşımızın birine 600 milyon hesap çıkarmışlar çocuk ceketini aldı çıktı, motoru onlara bıraktı” diyor, “devlet borcuna tosbağa, alacağına şahin kesiliyor!” Romatizma kaçınılmaz Gencin biri banka oturmuş, dizlerini güneşe veriyor. “N’apıyorsun?” diye soruyoruz “Fotosentez” diyor. Yağmur ve soğuk romatizma sebebi ancak motor yazın da iz bırakıyor. Su ve rüzgar geçirmeyen elbiseler felaket terletiyor. Beliniz bacağınız daima ıslak kalıyor. Hem o kasklar yok mu, bazen dayanılmaz oluyor. Afganlılar “sesi duyulan mermiden korkulmaz” derlermiş. Niye? Çünkü o keskin vızıltı kurşunun ıskaladığını gösteriyor. Benzetmek gibi olsun ama motor da öyle. Eğer tiz bir cayırtı duyduysanız korkmayın, o sizi geçti bile. Kuryeler iş vakti efendiler ama içlerinden pati çekmek ve imza atmak geliyor. Bu imza denilen şey motoru yatırıp asfaltı karalamak oluyor. Lastikleri cayır cayır yakabilmek için motorunuzun tay gibi çevik, fil gibi güçlü olması gerekiyor. Bu yüzden hepsinin gönlünde bir aslan yatıyor. Ağrılı Evren zengin olursa üç tane motor alacak. Bunlardan biri 640 KTM, diğeri Honda CBR 600, öbürü de YZ 250 olacak. Soruyoruz: “250 CC’lik motor seni keser mi?” Cahilliğimize gülüyor: “250 cc, ama çok seri. Gaza dokununca geriye takla atıyor. Bence Yamaha’nın kıralı o” diyor. Çankırılı Mahmut ise ZZR 1100’den (Kawasaki) vazgeçmiyor. Zira aletin kadranı 340’ı gösteriyor ve dediğini yapıyor. Motor denince bizim aklımıza Harley Davidson ya da BMW geliyor. Ama kuryeciler onları zengin oyuncağı olarak görüyor motordan saymıyorlar. Biliyor musunuz, bu hastalık ırsi ve babadan bulaşıyor. Muhabbet demlenince kuryeler itiraflara geçiyor evdeki motoru ilk kez nasıl arakladıklarını ve polise nasıl yakalandıklarını anlatıyorlar. Baba dayağı cabası... Tadı kalmadı Bir zamanlar bu iş üniversiteli gençleri çok cezbetmiş. Hatta aralarına bayanlar bile katılmış. Ama kuryelikte kariyer olmazmış. İş bulanlar (meselâ Deniz Abla) kendini kurtarmış. Yaşanan ekonomik sıkıntı ile birlikte İstanbul’da kurye sayısı yarıya düşmüş, 170 firmadan çoğu kapanmış. Kalanlar da dayanmaya çalışıyorlarmış. Bir zamanlar 50 motorluyla işe yetişemeyen firmalar, 20 çocuğa iş bulamaz olmuşlar. İş azalınca huzur kaçmış, ballılar hemşehrilere ayrılmış, kör kuytulara elin oğlu yollanmış. Tatsızlıklar diz boyu olmuş ama motorla sörf zevki hiç azalmamış. Eğer derdiniz para değil heyecan ise bundan iyisi can sağlığı, Hasılattan elinize ne kalır bilemeyiz ama Adrenalin’den kesinti yok. (* Adrenalin= Dolaşımı hızlandıran, heyecanı artıran bir salgı) Riski heybelerinde taşımak zorundalar Kurye ücretleri aşağı yukarı her firmada aynı. Hafta içi her gün çalışıyor, cumartesileri “mış” gibi yapıyorlar. Pazarları güya tatil ama kemerde telefon, cepte telsiz olduğu müddetçe mesai bitmiyor. Hatta bazen gece yarısı arayıp “sen bi tanesin koçum, hadi şu paketi filanca yere şettiriver” diyorlar. İşe yaramış olmak kuryelere ayrı bir haz veriyor. En azından adres soranlara yol gösterip dua alıyorlar. Çankırılı Mahmut “En çok sevdiğim iş bir hastaya kan yetiştirmek. Geçen Levent’ten bir kutu verdiler, Cerrahpaşaya vardığımda öğrendim ki taşıdığım organmış” diyor. Kastamonulu Aydın “Bir keresinde Ümraniye’ye iplik götürmüştüm. Meğer 80 kişi o numuneyi bekliyormuş. Makara bir anda elden ele dolaştı ve atölyeyi sevinç dalgası sardı. Çığlıklar, naralar, kahkahalar... Nasıl dolu dolu neşe, anlatamam.” Sivaslı Dursun “Ama” diyor, “kurye dikkatli olmak zorunda. Taşıdığın mal seni bağlar. Geçen arkadaşın eline bir zarf tutuşturuyor telaşla ‘aman şu 700 doları 10 dakika içinde filancaya yetiştir’ diyorlar. Çocuk deliler gibi gidip zarfı yetiştiriyor, önünde açıyorlar, ne görse iyi?” - Bilmem? - Zarf boş çıkıyor? - Yapma ya, peki sonra? - Ne olacak, son sentine kadar cepten ödüyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT