BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NATO-MATO!

NATO-MATO!

NATO’nun Washington’daki görkemli 50. yaş günü partisi sona erdi.



NATO’nun Washington’daki görkemli 50. yaş günü partisi sona erdi. Kosova bunalımının gölgesi altında, biraz zoraki, zorlama bir parti idi bu! Şimdi, her partiden sonra olduğu gibi, yerlerden ve Washington sokaklarından, döküntüler toplanırken ayık kafalarla, sorulması gereken sorular var. Sırası ile ve özetle; Kosova bunalımını ve trajedisini sona erdirecek çözüm kararlaştırıldı mı ve kararlılıkla uygulanabilecek mi? Ve de belki daha önemlisi, NATO rüşdünü kanıtladı mı, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra havada kalan yeni misyonunu saptadı mı? Her iki sorunun cevabı bir yerde birleşiyor: Amerikalı bir Kongre üyesinin dediği gibi “NATO misyonunu ararken, Kosova’da misyon onu buldu?” Rüşdünü ispat etmeye gelince, Kosova’daki şimdiye kadarki performansına bakarak, buna olumlu cevap vermek mümkün değil. NATO’nun her gün biraz daha şiddetlenen hava bombardımanlarının bugüne kadarki en somut neticesi Arnavutlar’a Sırplar tarafından uygulanan etnik temizliğin, hâlâ pervasızca devam etmesi ve bunun da neticesi olarak, yaşanan mülteciler trajedisi. Kara harekatı olmadan bu sorunun bütün boyutları ile çözülmesine imkan yok. Eğer “İttifak Kararlılığı” operasyonu, ondokuz NATO üyesinin kararsızlığı -yani kara harekatına girmemek konusundaki tereddütleri- yüzünden, fiyasko ile sonuçlanırsa, NATO’nun gelecek yıldönümünü şaşaalı bir şekilde kutlaması söz konusu olamaz ve ABD’nin bir süper güç olarak Dünya Polis Şefliği de ciddi şekilde sorgulanır. ASIL SORU Bence asıl önemli soru, ABD’nin ve Batı’nın, bugün sergiledikleri zaaf ve hatalarla, dünyanın moral bekçileri ve insan hakları, demokrasi konusunda, ev ödevleri vermek durumunda olup olmadıklarıdır. Bugün Kosova’da ve Sırbistan’da bombardımanların acımasızca sürdürülmesi karşısında, bütün dünyada, Güney Amerika’da, Çin’de ve Hindistan’da, ABD gibi bütün istihbarat ve iletişim imkanlarına sahip bir devletin ve neticede NATO’nun nasıl olup da, bu kadar hatalı hareket edebildiği ve daha da acısı, arkada başka bencil sebeplerin olup olmadığı, alttan alta, fakat ciddi şekilde sorulmaktadır. NATO zirvesinde Bill Clinton’ın ve diğer sözcülerin büyük bir iyimserlikle, Miloşeviç’e karşı savaşı kazandıklarını ısrarla söylemelerine rağmen, birçok gözlemci o kadar iyimser olamıyor! Biz, tarihte hasımlarımız olan Sırpları çok iyi tanırız. Miloşeviç’in baskısı ile değil milli karakterleri gereği, bombardımanlar ne kadar şiddetli olursa olsun, karada yenilmedikçe o kadar kolay ve çabuk teslim olacaklarını sanmıyorum. Aynı şartlar altında biz Türkler teslim olur muyduk? ZAFER Bu kadar olup bitenden sonra, Rambouillet Planına göre, hâlâ Sırbistan’ın parçası olarak kalacak bir Kosova’da, Arnavutlar’a üç yıl sürece “deneme” bir özerklik verilmesi, bu statünün de Kosova’da konuşlandırılacak bir NATO veya BM veya Avrupa Uluslararası Gücü tarafından güvence altına alınması, eğer NATO’nun “zaferi” sayılacaksa ve de Miloşeviç de yerinde kalacaksa, bu en hafif deyimi ile çok gülünç olur. O zaman bu kadar patırdı ve ıstırap niçindi, diye düşünmek gerekir. Bir de şu var: Tarihi hasımlarımız Sırpları tanıdığımız kadar, hısımlarımız ve tarihimizin parçaları olan Arnavutları da iyi tanırız. Onlar, UÇK, böyle bir “zaferi” kabul etmeyeceklerdir. Sırplar etnik temizliğe devam etmenin yollarını arar ve de bulurken UÇK da mücadeleyi bırakmayacaktır. Kosova’dan kaçan Arnavutlar da pamuk ipliğine bağlı bir anlaşmaya güvenerek Kosova’ya geri dönmeyeceklerdir. Çok geçmeden NATO da durumlardan kendisine görev çıkarmanın sıkıntılarına düşecektir. TÜRKİYE’NİN BAŞARISI Washington’daki zirve toplantısında Türkiye büyük bir başarı elde etti. Avrupalılar’ın yeni bir oyununa gelmedik; Avrupa’nın ve NATO’nun yeni savunma stratejisinde ve konseptinde karar mekanizmasının dışında bırakılmamız teşebbüslerine, Cumhurbaşkanı Demirel’in kararlı diplomasisi ve hariciyenin de zemini hazırlaması sayesinde, engel olundu. Ve neticede, Türkiye’nin rızası dışında hiçbir kararın alınamayacağı; Avrupa Savunma ve Güvenlik Kimliğine ilişkin belgenin 30. maddesinde tescil edildi. Bu başarımızdan yabancı medyada söz edildiğine henüz rastlamadım; ayrıntılar elime geçince konuyu ayrıca ele alacağım. Ancak bu başarının da Avrupa ülkelerinin bu haklı isteğe karşı gösterdikleri, mantık almaz mukavemetin de bence anlamları büyük. TÜRKİYE TOP YEMİ Mİ? Belki unutuldu ama, Türkiye’nin NATO’ya, kuruluşundan dört yıl sonra kabul edilmesi de, bazı Avrupalılar’ın şiddetli muhalefeti karşısında hiç kolay olmamış ve bir hayli mücadele verilmişti. Ülkemiz hem en büyük tehdidin altında olduğu, hem de bütün Avrupa savunmasının ‘Kuzey Seddi’ (Northern Tıer) ve kilit taşı kabul edildiği halde, Avrupalılar üyeliğimize, Batı savunmasının karar mekanizması içinde olmamıza, şiddetle karşı çıkmışlardı. Çünkü, NATO’nun temel ilkesi “üyelerin birisine yapılacak tecavüzün bütün ülkelerce kendilerine yapılmış” addedileceği idi ve çoğu Avrupa ülkeleri de Türkiye, Sovyet saldırısına uğrarsa, kendilerinin de savaşa girmek zorunda kalacaklarından endişe ediyorlar. Hem de Türkiye’nin, Müslüman bir ülke olduğu için, Avrupa’nın Hıristiyan kültürüne yabancı olmasından rahatsız oluyorlardı. Ama gene de, önemli stratejik bir konumda olduğumuz için, Türkiye’yi, Türk ordusunu “kolay harcanabilir” bir “hudut bekçisi” -kendi tabirleriyle- “top yemi” olarak elde tutmak istiyorlardı. Tıpkı bugün de düşündükleri gibi askerlerimizi ve gerekirse topraklarımızı kullanmak ve bizi kararların dışında tutmak. Şimdiye kadar, Kosova konusunda yapıldığı gibi, Balkanlarla en fazla ilgisi olan Türkiye, Temas Grubunun ve ele alınan kararların da dışında kaldı. Ben olsa idim Washington’da, Amerikalılar’a kendi tarihlerinin bir gerçeğini, bir sloganını da hatırlatırdım. Amerikalılar İngilizler’e karşı bağımsızlık mücadelelerini “Temsil hakkımız olmadan vergi alınamaz” diye başlatmışlardı. Biz de “Kararlarda temsil hakkımız olmadan bizden, başka mükellefiyetler isteyemezsiniz” dedik ve bir nevi “Yok öyle şey burası Türkiye!” diye hatırlattık Washington’da... Ama Batılılar’ın, özellikle Fransa’nın bu bağnazlıkları, ne kadar çifte standartlı ve güvenilemez olduklarını da bir defa daha göstermiş oldu. Kısacası Batı’ya güvenip sefer açılmaz. Kendi önceliklerimiz göz ardı edilemez. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI *NATO’nun mevcut olmasının üç sebebi vardır; Ruslar’ı dışarda tutmak... Amerikalılar’ı içerde tutmak.. Almanlar’ı da aşağıda tutmak... LORD H.L. ISMAY (NATO’nun ilk Genel Sekreteri) *Bir NATO’nun elli yıl öncesinde kuruluşunda Washington’da yapılan törendeki liderlere bakın... Bir de dünkü törenlerdeki liderlere... Aradaki kalite farkını görürsünüz! Törenleri izleyen bir İngiliz gazeteci *Diplomasinin başlıca ilkesi alış-veriş’tir: Bir verip iki almaktır. MARK TWAIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT