BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOSOVA Meydanından Katliamına - 2 -

KOSOVA Meydanından Katliamına - 2 -

2 asırlık bela Çetnikler



Şu anda Sırp ordusunda milis kuvveti olarak görev alan ve Müslümanları katleden gözü dönmüş Çetnikler, 18. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı döneminde filizlenip güçlendi Osmanlı İmparatorluğu Balkanlarda silinmesi güç maddi ve manevi eserler bıraktı. Son döneme kadar direnebilen ecdadın eserleri Sırp ve Hırvatların toplarından çıkan mermilere dayanamayarak yerle bir oldu. Balkan ülkeleri, asırlarca Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası konumunda olmuştu. Osmanlılar, “vergi” dışında bölge ülkelerini kendi içlerinde serbest bırakmış. Mimaride, kılık kıyafette, yemek kültüründe, müzikte ve diğer kültürel konularda onlara karışmamıştı. Bulgarlar, Sırplar, Yunanlılar, Romenler ve Makedonlar ayrı ayrı sahip oldukları milli (Ortodoks) kiliselerinde özgür bir ortamda yaşadılar. Milli kültürlerinin gelişme ve barınma imkanı bulduğu kilise ve manastırlar Osmanlının korumasından faydalandılar. 18.yy’ın sonlarına doğru, Sırpların ve Makedonların baş piskoposlukları kaldırıldığında, bu halklar Osmanlıyı suçlayamadılar. Osmanlıyı suçlayan bölgedeki kilise papazlarıydı. Papazlar halkı Osmanlıya karşı kışkırtmakta en önemli rol aldılar. Çok geçmeden papazların ektiği kin tohumlarıyla, çeteler bölge halkını katletmeye başladı. Çete kurmakta zorlanmayan Sırplar Osmanlıya karşı savaşmaya ve yağmaya başladılar. Osmanlı bunlara çeteçi anlamına gelen Çetnik kelimesini kullanarak bir nevi onların isim babası oldu. Şu anda Sırp ordusunda milis kuvveti olarak görev alan ve Müslümanları katleden gözü dönmüş Çetnikler Osmanlı’nın döneminde filizlenmişti. KİM BUNLAR? Çetnik kelimesinin Türkçe karşılığı çete, çeteci kelimelerinden gelir. Osmanlılara, başkaldıran Sırp eşkıyalara bu ismin Osmanlılar tarafından verildiği arşiv kayıtlarında belirtiliyor. Çetnikler, özellikle Balkan Savaşında Türklerin bulunduğu bölgelere baskın yaparak büyük vahşet sergilerler. Aynı zamanda kendileri gibi benzer organizasyona sahip olan Bulgar ve Makedon çetecilere karşı da saldırılar yaparlar. Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı arasında Çetnik geleneği, kurulan sayısız savaş gazileri derneklerinde yaşatıldı. Çetnik hareketinin bir politik planı ve ideolojisi hiçbir zaman olmadı. Çetnik gruplarının çoğunluğu ayakta kalabilmek için eşkıyalığa başvurdular. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Çetnikler, krallık yanlısı nasyonalist bir örgüt kurdular. II. Dünya Savaşı sırasında da, Çetnikler “Büyük Sırbistan” taraftarı, koyu Ortodoks monarşist ve anti-komünisttiler. Ne siyasi ne de organizasyon olarak Çetnikler kapalı bir yapıda olmadılar. 2. Dünya savaşı sırasında birçok farklı amaçlara sahip insanlar, kendilerini Çetnik olarak tanımlıyorlardı. Çetnikler savaşı bahane ederek birçok Müslümanın kanını akıtarak yağma hareketlerinde bulundular. Çetnik ideolojisine göre Sırpların yaşadığı bütün bölgeler, Sırpların kendi topraklarıdır ve bu topraklar Sırbistan’a dahil olmalıdır; hayali kurulan bu büyük Sırbistan etnik açıdan homojen olmalıydı; Sırp olmayan diğer etnik ve dini gruplar safha safha kovularak “etnik temizlik” aracılığıyla bu homojenlik yine aynı hayal doğrultusunda sağlanacaktı. Etnik temizliğin propagandasını “intikam” ile yapıyordu. Çetnikler, bildirilerinde, “intikam almamak Sırp ırkının aşağılığını kabul etmekle eş anlamlıdır; sadece toplu ve organize intikam, ırkımızı amacına ulaştırır. Bu intikam ırkımızın şeref meselesidir” cümleleriyle kendilerini anlatırlar. TÜRKLERE TAHAMMÜLLERİ YOK Çetnikler, Türklere karşı duydukları nefretin şiddetini her dönem müslümanlara yöneltmişlerdir. Çetnik felsefesine göre Yugoslavya Müslümanları, Türktüler, daha da kötüsü bu kişiler eğer Slav kökenli iseler kendilerince “dönek”tiler. Bu vasıfta olan birisi de Çetniklerin gözünde öldürülmesi gereken bir insan oluyordu. Bosna’nın Foça şehrindeki Çetnik vahşeti Çetnikler’in vahşet konusunda ne denli kararlı olduklarını gösterir. Çetnikler’in öldürdükleri Müslümanları tek tek Drina üzerindeki eski köprüden nehre atmaları, vahşetin doruğa ulaştığı sahnelerden biridir. Çetnikler’in Kosova ve Bosna’da yaptıkları katliamlar yeni bir olay değildir. 1941’li yıllarda Onbinlerce Müslüman Boşnak kadın, çocuk, yaşlı ve genç, Çetnik sürüleri tarafından katledilirler. 1941 yılında Çetnik vahşetini yaşayan insanların çocukları bugün de “Etnik Temizlik” adı altında çeşitli acıları yaşıyorlar. Toplu tecavüzler de bu acılardan sadece biri. HERKESİ DÜŞMAN GÖRÜYOR Kilise, Sırp toplumunun geçmişten buyana yol göstericisidir. Sırpların hem siyasal, hem toplumsal hayatında kilisenin vazgeçilmez ve merkezi bir rolü vardır. Temel siyasal ve toplumsal hedefler kilise tarafından belirlenmektedir. 500 yıllık Osmanlı egemenliği, Sırplarda başka bir efsaneye daha kaynaklık eder: Sırp halkı, sözde, mazlum ! bir halktır. Sırplar her zaman acı çekmiş ve hakları ellerinden alınmıştır. Bütün dünya Sırplara düşmandır ve onların kötülüğü için çalışır. Hayatta kalabilmek için durmadan savaşmak zorundadırlar. Çünkü bir toplum olarak Sırpların “yaşamlarını” ortadan kaldırmanın fırsatını kollayan tarihsel ve ebedi düşmanları vardır. Şayet bir Sırp birisini öldürmüşse, bu “kendini savunma”nın bir sonucudur. Bu şekildeki korkunç bir kanaat ve dört bir yandan düşmanlarca kuşatılmışlık hissi Sırpların günlük hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Buna verilebilecek en iyi misal “Avusturya Yugoslav Demokratlar Cemaati” nin dernek bültenindeki şu ilginç yazılardır: “Batıl inançlara sahip misiniz? ABD Baskanı Bush, Yeni Yugoslavya’ya karşı ambargoyu ilk imzalayandı ve başkanlık seçimlerini kaybetti. Avusturya Dısişleri Bakanı Mock, davranışları ile Yugoslav halklarını savaş için kışkırttı; kolunu kırdı ve şimdi ağır hasta! Fransa’da eski başbakan, Sırplar aleyhine yürütülen yanlış propagandaya karşı hiç bir şey yapmadı; intihar etti! Adriyatik’ten Çin’e kadar bir Türk İmparatorluğu hayal eden ve Balkan’lardaki çatışmaları körükleyen Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Turgut Özal aniden öldü! Bulgaristan Devlet Başkanı Jelev, ABD’nin Bosna-Hersek’te Sırplara askeri müdahalede bulunmasıni istedi; bu açıklamasından hemen sonra kızı intihar etti.” Yugoslavya dağılma sürecine girdiğinde Sırplar yine aynı mağdur halk rolünü oynamaya başladılar. Sırp halkında özellikle mistisizm ile büyücülük ve falcılık had safhadadır. Günlük hayatlarını bu olaylara endeksleyen bir çok Sırp hayatını buna göre tanzim eder. Tarihi yenilgiyi unutamıyorlar Kosova Meydan Muharebesi’nin yıldönümünde Belgrat’daki Taş Meydanında Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç şu tarihi konuşmayı yapar. Bu konuşma, Sırpların nasıl bir kompleksle karşı karşıya olduğunun en büyük isbatıdır: “Büyük Sırbistan ve Sırp imparatorluğunun kurulmasına kısa bir zaman kaldı. Tam 1389 Kosova Meydan Muharebesi’nden bu yana Büyük Sırbistan kurulamadı. O gün artık gelmiştir. Batılılar üzerimize toparlanıp gelemezler. Aldıkları kararlar ve uyguladıkları ambargo dünya kamuoyunu oyalamak içindir. Aslında onlar da gizlice bizi destekliyorlar. ABD, AT ve Güvenlik Konseyi, Balkan savaşı çıkmasından korkar. O halde biz, Büyük Sırbistan’ın doğması için en kısa yoldan, hareketimizi sürdürmeliyiz. Tek çare Büyük Sırbistan’ın doğmasını bugüne kadar önleyenlerin tasfiye edilmeleri ve bu suçluların faturasını kanları, malları, mabetleri ve ırzları ile ödemeleridir. Faturayı biz ödeyecek değiliz. Yugoslavya’nın tarihi birliğine ve Büyük Sırbistan’ın kurulmasına varlıkları ile engel olan Bazı Hırvatlar, Müslümanlar, Kosova ve Makedonya’daki Arnavut ve Türkler bu faturayı ödeyeceklerdir. Bu büyük ideal peşinde koşulurken en büyük zaaf, acıma hissine kapılmaktır. Bu bir kurtuluş savaşıdır ve buna engel olanlar da cinsi ve yaşı ne olursa olsun etnik temizliğe tabi tutulacaktır. Hiç merak etmeyiniz. Batı kendini toplayıp göstermelik hareket edinceye kadar biz bu temizliği, ABD ve AT’ın gizli desteğini bitireceğiz. Bu tarihi fırsatı kaçırırsak 500 sene daha parçalanmış olarak yaşarız. Acımak yok! Büyük Sırbistan ‘a mani olan kim olursa olsun faturasını en ağır biçimde ödeyecek. Bana ‘gülmeyen başkan’ diyorlar. Son Müslüman engel de ortadan kalktıktan sonra ben de güleceğim.” Lazar hain mi kahraman mı? Sırplar Kosova ovasındaki yenilgilerinden abartılı anlamlar çıkarmaktadırlar. Ancak çoğu tarihçinin de belirttiği gibi Sırplar, Osmanlı ordusuna karşı birlik içinde savaşmamışlardır. Aralarında hainler vardır; ihtimal ki bu hainler savaş sırasında Osmanlıya yardım etmişlerdir. Kosova halklarından Arnavutlar, Osmanlıya karşı Kosova toprakları için savaşmışlardı. Osmanlı’nın Kosova’da yenilgiye uğrattığı orduda Arnavutların yanısıra, Bosnaklar, Hırvatlar ve Bulgarlar da mevcuttu. Sırp ordusunun çoğunluğu bile Sırplardan oluşmamıştı. Sırpların adeta milli bir kahraman haline getirdikleri Çar Lazar bir haindir. Çünkü Lazar savaş kararını hiçbir Sırp’a danışmadan kendi almıştır. Yanındaki danışmanların kararlarına önem vermemiştir. Böylece Sırp halkının sonunu hazırlamıştır. Övgüler zaten Çar Lazar’a değil, Miloş Kapiloviç’e yapılır. Kapiloviç, on Sırp beyiyle Sultan I. Murad’ın çadırına gitmiş ve Sultan’ın ayaklarını öperken, hançerini Sultan’ın vücuduna saplamıştır. Sırplar işte bu hadiseden milli bayramlarını türetmişlerdir. Aynı zamanda Kosova Savaşı sonrasında Lazar’ın oğulları Yıldırım Beyazıt ile birlikte Timur’a karşı Ankara ovasında savaşmışlardı. Bu çarpıtılmış anlatımlar, sadece Sırp milliyetçisi çevrelerin iddiaları olmakla kalmamış, Sırp halkının çoğunluğu tarafından da paylaşılan çarpık bir bilinçaltı haline gelmiştir. Kaybedilen Kosova Savaşı, Sırp mitolojisinde, imparatorluğa ulaşmak için yeryüzünde kendi arzuları ile seçtikleri yenilgi şeklinde anlatılmaktadır. Mitolojiye göre Sırp halkı, bu yenilgiden sonra Allah tarafından sözde (!) seçilmiş halk mertebesine yükselmiştir!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT