BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko life

Eko life

Devletimiz “kredi kartından mağdur olan, faiz borcu altında inleyen vatandaşlarımız” için düğmeye basmış. Faiz ceza oranları iki katını geçemeyecek, borçlar taksitlendirilecek, sözleşmeler hafifletilecek, tüketici lehine uygulamalar sözleşmelerde ağırlık kazanacakmış. Yani anlayacağınız bu işte tek suçlu bankalar oldu. Borcunu ödeme, bankanın parasını batır, sonra da affetsinler. Bize de zaten bu yakışırdı (!) Ben, kredi kartı borcunu zamanında gidip bankaya ödeyenlerin yerinde olsam, bu karara imza atacak herkesi mahkemeye verirdim. Dilekçeye de, “Borcumuzu zamanında ödediğimiz için biz enayi mi olduk” diye yazardım.



Yine kazandılar, yine kaybettik! Devletimiz “kredi kartından mağdur olan, faiz borcu altında inleyen vatandaşlarımız” için düğmeye basmış. Faiz ceza oranları iki katını geçemeyecek, borçlar taksitlendirilecek, sözleşmeler hafifletilecek, tüketici lehine uygulamalar sözleşmelerde ağırlık kazanacakmış. Yani anlayacağınız bu işte tek suçlu bankalar oldu. Borcunu ödeme, bankanın parasını batır, sonra da affetsinler. Bize de zaten bu yakışırdı (!) Ben, kredi kartı borcunu zamanında gidip bankaya ödeyenlerin yerinde olsam, bu karara imza atacak herkesi mahkemeye verirdim. Dilekçeye de, “Borcumuzu zamanında ödediğimiz için biz enayi mi olduk” diye yazardım. Adil Paşa Yalısı İktisat Bankası’nın sahibi Erol Aksoy’a ait “Adil Paşa Yalısı”na müzayedede hiç talipli çıkmadığını okuyunca muhabirlik yıllarım aklıma geldi. O zaman çalıştığım gazetede bu konakla ilgili bir haber yapmam istenmişti. Haberimizin konusu “Adil Paşa Yalısı’nın tarih boyu kimseye şans getirmediği” olacaktı. Yıl 2001... Adil Paşa Yalısı yine gündemde ve konu yine “yeni sahibine şans” getirmemesi... Şöyle arşivimi bir yokladım. İşte size Boğaz’ın en güzel ve nadide yerlerinden biri olan Yeniköy’deki Adil Paşa Yalısı’nın kısa bir tarihçesi. Okuyun kararı siz verin. Selahaddin Adil Paşa 1950’lerin sonunda yalıya yerleşti. Yerleştikten bir sene gibi bir süre sonra Ankara Milletvekili olarak üyesi bulunduğu Demokrat Parti kapatıldı. Yalıyı daha sonra Türkiye’nin ilk baraj müteahhidi Tahsin bey aldı. Onun da işleri bir türlü düzelmedi. Ardından yalı Tercüman Gazetesi’nin sahibi Kemal Ilıcak’a geçti. 1975’te yalı bu sefer Sadi Gülçiçek’in oldu. Gülçiçek 1980’de bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Yalı tekrar Kemal Ilıcak’a geçti. Ilıcak beyin kanamasından öldü, Tercüman kapandı. Ilıcak’ın oğlu Mehmet Ali Ilıcak yalıyı 1993’te Erol Aksoy’a sattı. Erol Aksoy da eski eşi İnci Aksoy’a hediye etti. Erol Aksoy, zirvede bulunduğu sırada inanılmaz bir şekilde hızla düşüşe geçti. Yıl 2001... İktisat Bankası tarih oldu, Aksoy’lar battı. Adil Paşa Yalısı mı? Eğer almaya hâlâ cesareti olan varsa... İşte orada... Boğaz’da yeni sahibini bekliyor. Hilton’un Konya’da ne işi var? Dünya otel devlerinin Türkiye’deki turizm potansiyelini değerlendirmek istediklerini ve bu amaçla son iki yıldır ülkemizin hemen her bölgesini mercek altına aldıklarını bu sütunlardan aylar öncesinden dile getirmiştik. Bu devlerden biri de Hilton’du... Halen Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Adana’daki otelleri ile hizmet veren Hilton, 2002’nin Nisan ayında Konya’da “merhaba” diyecek. “Hilton’un Konya’da ne işi var?” diye merak edecek olanlara hemen belirtelim ki, Hilton yetkilileri burada çok farklı bir turizmi hayata geçirmeyi düşünüyor: Kongre Turizmi... Kongre turizmi açısından fakir olan Türkiye’nin bu eksikliğini kapatmayı hedefleyen Hilton yetkilileri, bu yöndeki ilk ciddi hereketi Konya’dan başlatacak. Böylece hem kongre turizminin eksikliği giderilmek hem de Konya’nın potansiyeli hayata geçirilmek hedefleniyor. Anlayacağınız en geç 1 yıl içerisinde Konya’yı “kongre turizm merkezi” olarak görürseniz sakın şaşırmayın. Havaalanı, uygun iklimi ve insan potansiyeli ile Hilton’un Konya’yı seçmesi bizce de doğru bir karar... İܒde seçim heyecanı 10 Aralık’ta Türkiye’nin en eski üniversitesi İstanbul Üniversitesi’nde rektörlük seçimi var. 4 yıl önce birbirine rakip olan Rektör Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile Prof. Dr. Mesut Parlak, başkanlık için yine yarışacaklar. Hatırlarsanız 4 yıl önce Alemdaroğlu 625, Parlak ise 490 oy almıştı. Bir anlamda 10 Aralık’ta rövanş var. Tabii, bu arada propaganda savaşı da tüm hızıyla sürüyor. İki adayın da seçim vaatlerine bakınca, “Vah Türkiye’nin haline” demeden geçemedim. Vaatlere bakarsanız, havuzdan tutun da ev yapmaya kadar ne ararsanız var. Ancak iki adayın vaat ettikleri arasında, “Ben İstanbul Üniversitesi’ni dünyanın en çok makalesi yayınlanan üniversiteleri arasına sokacağım” diye bir madde yok. “Ne pahasına olursa olsun, burada yapacağımız buluşlar ve çalışmalarla insanlık tarihine damgasını vuracağız” diyen de yok. İstanbul Üniversitesi’ne gerçekten yazık oluyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT