BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zimem defteri

Zimem defteri

Eskiden ramazan günlerinde tebdil giyinmiş zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkanlarına gider, onlardan Zimem defterini (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rast gele sahifelerin yekûnunu yaptırıp, “silin borçlarını... Allah kabul etsin” der, çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi...



Vakti Saadette fukaraya, yetime, dula sadece zenginler değil, orta halli kimseler de elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışırdı. Hem de yardımlarını, en göze batmayan şekilde vermeyi, onu incitmeyerek, mümkün olduğunca riyadan uzak durmaya çalışırlardı. Zaten Allahü tealanın indinde makbul olanı da buydu. İslam ahlakının ve Osmanlı terbiyesinin gereği de... Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp olduğu bilen zevât yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi. Müslüman halk Hûd sûresinin on beşinci âyetinde, “Görüşleri kısa, akılları eksik olanlar, âhireti düşünmeyip her iyiliği, şöhret, mevki ve hürmet gibi dünyâ râhatlıklarını ve lezzetlerini kazanmak için yapıyor. Bu yaptıklarının karşılıklarını dünyada kendilerine tamamen verir, umduklarından birini esirgemeyiz. Bunların ahiretteki kazançları, yalnız Cehennem ateşidir. Çünkü, iyiliklerinin karşılıklarını almışlardır. Alacakları yalnız, bozuk niyetlerinin karşılığı olan, Cehennem ateşi kalmıştır. Hırs ve şehvetleri için, gösteriş için yaptıkları iyilikleri âhırette kendilerine yaramayacak, bunları Cehennemden kurtaramayacaktır.” meâlini sosyal yaşamlarına en iyi biçimde adapte etmişlerdi. Kısacası, başkalarının sevgisine ve medh etmelerine kavuşmak için, dünyâ işleri ile, onlara iyilik yapmanın riya olduğuna inandıkları için gizliden yardım yapmak onlar için en efdali idi. Ecdadımız sağ ile verdiğini sol elinden bile gizler, yaptıkları iyilikleri unutur giderlerdi. İki şeyi (Allahü teâlânın onu gördüğünü ve ölümü) akıllarından çıkarmaz, iki şeyi de (başkalarının yaptığı fenalıkları ve kendi yaptıkları iyilikleri) akıllarına bile getirmezlerdi. Yapılan en küçük bir yardımların bile gazete ve televizyonlarda boy boy neşredildiği günümüzde Cemal Kutay’ın aşağıdaki hatırası beni çok hislendirir: İnsana insanlığı sevdiren ve insan olmanın hazzını ve saadetini yaşatan masala benzer menkıbelerin bir benzerini de Ebü’l-Ûla Mardin hocadan dinlemiştim: Ramazan günlerinde çoğunlukla kılık-kıyafet değiştirmiş, yani eski söyleyiş ile tebdil giyinmiş zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalara giderler, bakkal, manav dükkanlarına girerler, tenha zamanları seçerek sorarlarmış: - Zimem defteriniz var mı? Zimem defteri, o esnaftan borcuna yani veresiye mal alan mahalle sakinlerine ait hesap defteridir: Borçlu ile borcunun miktarı yazılı olan defter... Umumiyetle, o günlerde de bugünkü gibi veresiye alan varmış. Esnaf bu defteri çıkarınca, gelen şöyle dermiş: - Lütfen baştan, sondan ve ortadan (söyleyenin tercihine göre) şu kadar sahifenin yekûnunu yapınız. Esnaf bu kadar sahifenin yekûnunu yapar, söyler; gelen de kesesini çıkarır, onu öder: - Silin borçlarını... Allah kabul etsin der, çeker gidermiş. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezmiş. Çünkü hepsi sadece ve yalnız Allah rızası içinmiş... O günkülerin söyleyişi ile “rıza-yı İlâhî, emr-i celilini îfa için.” Bugün olsa, hemen hatıra gelen; esnafın daha sonra bu borç ödemeyi borçtan kurtulana haber verip vermediğidir, değil mi? Hayır!.. Bu cemiyette günlük hayatta geçer akçe olan değerler, birbirleriyle kolaylıkla kopmaz bağlarla bağlıdırlar: Böylesine âli cenap ve hassas bir âlemin içinden, öylesine nankör ve ahlaksız olan belki çıkar amma, iflah bulmaz... Çünkü şerrin meydana çıkması hayrın teminatı altındadır. Şer sahibi istediğince tecrübe sahibi olursa olsun, şeytanat yürüsün, hiç ummadığı anda maskesi düşüyor: Hele o yalnızca doğruluğun, havadaki oksijen kadar yüreklere yaşama gücü verdiği günlerde...
Kapat
KAPAT