BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Küçük Hakan Vak’ası!..

Küçük Hakan Vak’ası!..

Yıllardan beri “sporun da, sporcunun da temiz olması gerektiğini” yazıp geldim!.. “Şampiyonluk... Kupa... Puan...” yarışında, her şeyden önce “fair-play’in olması gerektiğine inandım” ve inandığım bu düşünceyi savunup geldim!..



Yıllardan beri “sporun da, sporcunun da temiz olması gerektiğini” yazıp geldim!.. “Şampiyonluk... Kupa... Puan...” yarışında, her şeyden önce “fair-play’in olması gerektiğine inandım” ve inandığım bu düşünceyi savunup geldim!.. Onun için, takımda gruplaşmanın önderliğine soyunan, “kendi grubundakiler oynasın” diye “yeni gelen futbolculara pas dahi verilmemesinin hesaplarını yapan” futbolculara içim ısınmaz!. Onun için, “oynadığı Türk takımında zirveye çıkıp” Avrupa’da oynama şansı elde edince, “üç-otuz para fazla almak için” menecerlerinin oyununa gelen ve “kulüplerini satan” futbolcuları sevmem!. Hele hele, “nasılsa Avrupa’ya gideceğim” diyerek, sahada “kafasının istediği gibi oynayan, sorumsuz hareketlerle takımını yakan” futbolculara alkış tutmam hiç mümkün değildir!.. Bir futbolcu “Avrupa’da oynamayı kafasına koymuş olabilir!..” Bu onun en tabii hakkıdır!.. Ama, “onu yıllarca takımında oynatan”, Avrupa’da çok iyi transfer yapacak hale getiren kulübüne “sırtını dönerek”, transferi sırasında “cebine konacak fazladan 500 bin dolar için”, kendisini yetiştiren ve üne kavuşturan kulübünün “3-4 milyon dolar bonservis bedeli almasına engel olursa”, o futbolcu hakkında “güzel şeyler düşünmem mümkün mü?” Evet, maalesef “menecerleri” futbolcuların aklını çeliyor: “Sakın sözleşme yapma!.. Avrupa’ya transferin serbest... Kulübüne bonservis bedeli verilmezse, sana verilecek transfer ücretine ilave yaptırırım!..” Ve “bazı futbolcular biliyorum” ki, menecerlerine kanarak ve “ceplerine konan fazladan 500 bin dolara tamah ederek” kulüplerini büyük zararlara soktular!.. İşte “şimdi” K.Hakan da “aynı yoldadır!..” Geçen yıl “seyrettiğimiz filmdeki” baş rol oyuncuları değişmiş, bu defa “baş rolü” K.Hakan almıştır!. Halbuki, K.Hakan “oturup kulübü ile anlaşsa” ve “verilecek peşin parayı alsa”, Avrupa’ya giderken “serbest olduğu takdirde cebine konulacak ekstra paradan daha karlı çıkacaktır!.” Üstelik “bu transferden” bunca yıllık kulübü de para kazanacaktır!. Bunun için de, “Galatasaray’la yapacağı sözleşmeye şöyle bir madde koydurması” yetecektir: “Avrupa’da bir kulüple anlaştığım takdirde, Galatasaray bu transferi kabul edecektir ve bonservis bedeli olarak da şu miktardan fazlasını istemeyecektir. Galatasaray bu maddeye uymazsa, şu kadar tazminat ödeyecektir.” “Açıkgözlü” menecerler, futbolcuların aklını çeliyor; maalesef Türk Futbol Federasyonu da, Türk kulüplerine “darbe vuran” böylesine insafsız menecer tuzaklarını seyrediyor!. Elbette, “transfer konusunda FIFA ve UEFA’nın talimatları geçerlidir” ama, menecerlere karşı “milli federasyonlar engelleme ve işlemleri geciktirme taktikleri üretilebilirler!.” Galatasaray geçen yıl “yönetiminin iş bilmezliği ve peşin para fukaralığı sebebiyle” büyük bonservis bedelleri alacağı bazı oyuncuları “bedava” Avrupa’ya kaptırdı!. “Bu acı tecrübeye rağmen” gene aynı oyuna gelmelerine bilmem ki ne demeli? Ben, “PAF takımı kararına” saygı duyuyorum!. Temennim, “sonuna kadar kararlarının arkasında olmaları!..” Bakalım, “koca bir sezonda Avrupa sahalarında ve lig maçlarında görünmeyen ve bunun tabii sonucu olarak milli takımda da oynamayan” bir futbolcuya hangi kulüp kaç para verecek? K.Hakan, uzun süre gözlerden ırak kaldığı için, “serbest giderse alacağını hesapladığı ekstra paradan ne kadar fazlasını” kaybedecek? “Koşa koşa gidip” de, ağlaya ağlaya geri döndüğünde, Arif için “3-4 milyon doları, hem de kulüp büyük kriz içindeyken veren” bir yönetim, hiç olmazsa “o hatasını, bu doğru kararı ile dengelesin!.” Ama, Lucescu olayında “semazenlere özendiğini gösteren” bir yönetimin, K.Hakan konusunda “ısrarlı olacağına inanmak güç!..” Bekleyelim ve görelim!. Lucescu mu, Terim mi?!.. “Dedikodusu çıktığından beri”, Galatasaraylı bazı dostlarım bana sorup durdular: “Lucescu gidiyor, Terim geliyormuş, ne dersin?” Onlara çok net cevap verdim: “Kulübü düşünüyorsanız, Lucescu kalsın. Yok, şampiyonluğu düşünüyorsanız Terim gelsin!.. Kulübün bunca borca girip, mali bakımdan bu duruma düşmesinin dört büyük sorumlusundan biridir Fatih Terim!.. O zamanki başkan Faruk Süren, o zamanki başkan vekili Mehmet Cansun ve olumsuz gidişi görmezlikten gelen, üstelik göstermek isteyenlere karşı Süren ekibini koruyan Divan Kurulu Başkanı Duygun Yarsuvat ile beraber!.. “Terim’le hem kulübün, hem takımın menfaati beraberce yakalanamaz mı?” sorusuna cevabım ise tek cümle: “Sadece Fatih Terim’e ödenecek olan dolar cinsinden ücret, Terim’in Milan’dan iki yıl oturduğu yerde alacağı para kadar olacak ki; bunu bile Galatasaray’ın bugünkü haliyle kaldırması mümkün değil, ya ardından gelecek olan takımla ilgili diğer istekleri?.” “Yani bu iş olmayacak mı?” sorusuna cevabım ise “şartlı” oluyordu: “Madde bir, Terim’in böyle bir teklifi sezon ortasında kabul edeceğini sanmam. Madde iki, kabul etse dahi, bu defa onun öne sürdüğü şartları Galatasaray yönetimi kabul edemez, kulübe çok ağır gelir!. Madde üç, belki ileride, Terim Avrupa’dan ümidini tamamen keserse ve başarısızlıktan dolayı Lucescu bırakıp giderse, yani Galatasaray teknik direktörlüğü boşalırsa, normal şartlarla bir anlaşma olabilir..Ama şu anda çok uzak bir ihtimal!..” “Sen ne düşünüyorsun?” “Lucescu disiplin konusunda doğru çizgiye çekilebilirse ve maç sırasında oyuna cesaretle müdahalesi sağlanabilirse, sezon sonuna kadar Lucescu’nun kalmasından yanayım. Galatasaray’ın gelenekleri bunu emreder!. Disiplin... Cesaret... Ve gerek saha kenarında, gerek medya karşısında o süklüm püklüm halinden vazgeçmesi... Benim Lucescu konusundaki eleştirilerim bu üçgen içinde!. Teknik bilgisine itirazım yok... Futbolcuya dayalı sistemine itirazım var!. Türk futbolcusu, bu sistemi her zaman istismar eder... Şimdi de ediyor!. Bu kabul edilemez, hele Galatasaray’da!.. Hagi gittikten sonra, Galatasaray saha içinde de başıboş kaldı, Fatih Terim’in şansı, biraz da takımında Hagi gibi bir saha içi otoritesinin olmasıydı!.” “Terim adı”, Çarşamba gecesinden itibaren Lucescu’nun başında “Demokles’in kılıcı” gibi asılı!. Romen Hoca’nın, “böyle bir baskı altında başarılı olması” zor!.. Zaten “biraz kızgın, biraz şaşkın, biraz moralsizdi!..” “İki yıllık sözleşme teklifi”, onun için artık “elma şekeri” kandırmacası!.. Sanıyorum ki, “kendine göre bir iş arayacak ve bulur bulmaz gidecektir!..” Romanya Milli Takımı hocalığı “galiba” hâlâ boş ve Lucescu’yu bekliyor!. Neden olmasın? ÖNEMLİ NOT: Fatih Terim, “Milan’da bana yapılanı, ben Galatasaray’da Lucescu’ya yapmam” diyerek, Galatasaray yönetimine ve bütün spor camiasına müthiş bir ders verdi; onu kutluyorum! Tebrikler... Tebrikler... Bir kulüp nasıl yönetilmez? Alkışlarınızla, karşınızda Galatasaray yönetim kurulu!.. Bu kurulun üyeleri, adeta, bir kulübün “nasıl yönetilmeyeceğini ispat etmek için” yarışıyorlar!. Çok değil, 10 gün içinde yaptıklarına bakınız: Barcelona maçını “sorumsuzluğun zirvelerinde dolaşarak berbat eden” futbolcular için “ceza meza vermeyeceğiz” diye çıklamalar yapan, onlar!.. Ardından Ankaragücü karşılaşmasından sonra “Galatasaray’ın manevi değerlerini ve ilkelerini savunmak ve korumak görevimizdir, sorumsuz futbolculara gereken cezalar verilecektir” diyenler; onlar!.. Futbolculara “ya gelip imza atın ve bu imzaların gerektiği şekilde oynayın ya da PAF takımı ile idmanlara çıkacaksınız” diyen de onlar!.. Lucescu, “futbolcuları koruyup, yönetim kurulunu eleştirince”, ona da “haddini bildireceklerini” söyleyen ve “onu yalanlayan” onlar!.. “Lucescu ile yürümeyeceğini anladıkları için”, Fatih Terim’le nerede ise “bütün bir gece görüşüp” sonra da “Ondan İtalya maceralarını dinledik” diyenler, onlar!.. Fatih Terim’le anlaşamayınca ya da Terim “tekliflerini geri çevirince”, bu defa “gene Lucescu’ya dönen” onlar!.. Lucescu’nun “zaten pek kalmayan” otoritesinin “Fatih Terim ile yapılan görüşmeden sonra” tamamen “yok olacağını” anlayıp, telaş ve şaşkınlık içinde “Ona iki yıllık sözleşme teklif ettik” diyenler, onlar!.. “Aynı teklifi” geçen ay yaptıklarını dahi unutarak, Terim’le görüştükten sonra, Lucescu ile devam mecburiyeti doğunca, “hangi duruma düşürdüklerini” anlayarak, ters yüz edip “Hoca’yı onore etmeye kalkışan”, ama bu defa da herkesi kahkahalarla güldüren, onlar!.. Lucescu, “futbolcuya dayalı”, gruplaşmalara izin, eskilere taviz veren sistemi ile, Galatasaray’da bugüne kadar pek görülmeyen bir disiplinsizliğe teslim olurken, Yönetim Kurulu’nun “kararsızlığı ile”, ipleri tamamen elinden kaçıracak duruma getirilmiştir!. Bundan böyle, “Hocasının disiplin fakirliği” sebebiyle Galatasaray’da olacaklardan ve kaybedilecek puanlardan, Lucescu’dan daha çok Yönetim Kurulu sorumlu olacaktır!. Hele hele “Lucescu’nun sözleri yanlış anlaşıldı, medya abarttı ve sözler hatalı tercüme edildi” bahaneleri yok mu; bunları, “bünyesinde yönetici olarak bir tam, bir de yüzde elli gazeteci, profesyonel görevli olarak da bir tam spor yazarı bulunan” Galatasaray’a yakıştıranlara “yazıklar olsun” dersek, acaba haksızlık mı yapmış oluruz? Az daha unutuyordum; “acaba şu hatalı tercümeyi kim yaptı?” Ayıptır; “kendilerini ve Lucescu’yu kurtarmak için” TSYD “Yönetim Kurulu üyesi” ve bunca yılın spor yazarı olan, ana dili gibi “Fransızca konuşan” Turgay Vardar’ı harcamaya kalkışmak!.. Lucescu’nun sözleri, öyle bir-iki gazete ve televizyonda değil, bütün spor medyasında yer aldı!. “Birileri gerçeklerin tam tersini söylüyor”; ama kimler? Lucescu mu? Tercüman mı? Yönetim Kurulu mu? Spor medyası mı? Benim yazım “kimlerin gerçekleri söylemediğini anlatıyor” ama, gene de karar; spor kamuoyunun!.. Enfes bir yazı!.. Dünkü Hürriyet’te, “Lucescu üzerine” bir yazı vardı!.. Ogan Tarhan, “gene” araştırmacı gazetecilik bakımından, bütün spor yazarlarını ve futbol yorumcularını “kıskandıracak” bir yazı yazmış; kutluyorum!. Lucescu’nun “o çok övündüğü İtalya yıllarının, Lucescu’nun anlatmadığı ya da yanlış anlattığı taraflarını, istatistikleriyle ve gelişen olaylarıyla ortaya koymuş!..” Hele, özellikle “bizim futbol oynamış bazı futbol yorumcularımızın” sık sık başvurduğu “Biz futbol oynadık her şeyi biliriz, futbol oynamayanlar ne bilirler ki” aldatmacasını, “bunca yılın gazetecisi ve spor yazarı” Hıncal Uluç için, Lucescu’nun da tekrarlamasına verdiği cevap, bir harika: “Bunu, Türkiye dışında bir yerde söyleseydi, milyonlar alay ederdi kendisiyle. İtalya’yı iyi bilir. Futbolla amatör olarak bile ilgilenmemiş Arrigo Sacchi’nin ‘Jokey olmak için önceden at mı olmak lazım’ şeklindeki ünlü sorusunu kendisine hatırlatmak isterim.” Sevgili Tarhan, “aslında bunu” futbolculuktan gelen ve “bu komik tezi savunan” futbol bilmişlerimizin hepsine hatırlatmak gerekiyor, galiba! Ayrıca, “genç bir spor yazarı olarak”, Lucescu’nun “bu sözlerine karşı” spor medyasının ve meslek kuruluşlarımızın sessiz kalmasına isyanını da haklı buluyor ve seni bir defa daha kutluyorum!. Hepimize unutamayacağımız bir ders verdin: sağ ol!. Fenerbahçe medyası!.. Mustafa Denizli “tek santrfor oynatır!..” Eleştirirler; “Fenerbahçe tek santrfor mu oynar? Elinde Oktay var... Serhat var... Anderson var...” Denizli “çift santrfor oynatır!..” Eleştirirler; “Canım Andersson yaşlı, pili bitmiş... Serhat tecrübesiz... Bir Oktay var, o da sakat... Nerden çıkıyor, çift santrforla oynamak?” Mustafa Denizli “Lazetiç’i oynatmaz!..” Eleştirirler; “Lazetiç gibi oyuncun var, koşuyor, pres yapıyor, savaşıyor, nasıl oynatmazsın?” Denizli, Lazetiç’i oynatır!.. Eleştirirler; “Bu Lazetiç oynatılır mı? Koşmaktan başka ne özelliği var? İleri gidiyor, geri gelmiyor. Hırçın...Takımı da geriyor!..” Johnson için yazılanlar “aynıdır!..” Ümit için yazılanlar “aynıdır!.” En çok güldüğüm de, daha geçen sezon Hagi ile mukayese edip, “Hagi’den de ileri” diyebildikleri ve “Hagi mi, Rapaiç mi” diye manşetler attıkları bir oyuncuya “bu yıl reva gördükleri” ağır eleştiriler ve “daha olgunlaşmamış bazı genç oyuncuların ona tercih edilmesi için” teknik adama yaptıkları baskı!.. Ve işin enteresan yanı, “Bu gençler oynatılmalı” çığlıkları arasında saydıkları “4 isimden ikisi olan” Ali Güneş ile Ali Akdeniz’i, Denizli oynattığında, bu defa da “nasıl oynatılırlar” diye kıyameti koparanların da “aynı kişiler olması!..” “Denizli konusundaki” peşin fikirlilik, ne yazık ki “tarafsız” olduğunu söyleyen ve “öyle kabul edilen” futbol yorumcularına bile bulaşmış vaziyette!.. Denizli ile oynanan ve kaybedilen kupa maçında, TRT’nin naklen yayınında “yorum yapan” Ömer Üründül, Seyfi Doğan’ın attığı gol için, “İşte gene Serkan’ı oynatıyor, Seyfi Doğan’ı o tutuyordu, tutamadı, bu oyuncu da golü attı” deyip durdu!.. Hadi diyelim ki, “maç oynanırken enstantaneyi kaçırdı” ama, “tekrarlarda” yakalayabilse “açıkça görecekti” ki; Seyfi Doğan’ın burnunun dibinde Johnson bekliyordu ve... “Denizlili futbolcu kafayı vurmak için hamle yaptığında” seyreden, direkten gelen topa ikinci defa vurup golü attığında da, donup kalan, Fenerbahçe’nin sahadaki tek siyahi oyuncusuydu!. Sevgili Üründül, Johnson’ın rengi “beyaz olsa”, Serkan yorumunu bir yere kadar “mazur görebilirdik” ama... Neyse, örnekleri uzatmak ve çoğaltmak mümkün.. Denizli, “sadece saha içinde değil”, asıl “böyle rakiplerle masa başında mücadele etmek zorunda!..” Saha içinde başarılı olma ihtimali var, ama masa başında? İşte, “o mücadelede başarılı olabileceğine inanmıyorum!.” Zira; yapayalnız!.. Daum haklı!.. “Üstüste dört - beş maç kazandı” diye “birileri” Beşiktaş’ı “şampiyonluğun en güçlü adayı” gibi görmeye başlayınca, teknik direktör Daum isyan etti; “Onlar rüya görüyor!.” Vay sen misin böyle söyleyen!.. Zaten “Almanya’da başı dertte olan” Hoca’ya söylemediklerini, yazmadıklarını bırakmadılar!. Takımı geçen yıl şampiyon olmuşken ve “üst üste 24 maç kazanmışken”, alınan bir-iki kötü sonuçtan sonra, Mustafa Denizli’nin çıkıp “Biz gene şampiyon olacağız, en güçlü aday biziz” demesiyle nerede ise “alay edenler” varken, “üç-beş maç kazanıldı” diye, “Beşiktaş şampiyon olacaktır” demenin “yanlış olduğunu” söyleyen bir teknik adama hücum edilmesi, spor medyamızdaki çifte standardın “çok güzel bir örneği!..” Daum, “elindeki kadroyu bilmez mi?” Yarın ne olacak? Lig... Kupa... Milli maçlar... Kar... Kış... Kıyamet... Sonunda gelen bahar... Ve yorgunluğu... Formsuzluklar... Sakatlar... Cezalılar... Para... Pul... Ödemeler... Moral. Rakipler... Galatasaray... Fenerbahçe... Hoca, takviye istemekte haklı, hem de çok haklı!.. Galatasaray’da da, Fenerbahçe’de de, “her yerin birbirine denk iki adamı var!” Bugün “onun söyledikleri kulak ardı edilirse”, yarın çok geç olabilir!. Daum, “başarısızlıkta faturanın kendisine çıkarılacağını biliyor”, onun için “eksikleri son derece net bir şekilde ortaya koyuyor!.” Dobra dobra konuşuyor!. Beşiktaşlılar, “kızacaklarına teşekkür etmeliler!.” Güreşteki sorumluluk!.. Serbest ve greko-romen güreş milli takımlarımızın uğradığı hezimet, doğrusu ya Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde oturan herkese sürpriz oldu!.. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün bir açıklamasını okudum; “Bunun hesabını soracağız!.” Spor medyamızda da “son derece ağır eleştiriler gördüm!..” Şimdi “burada” duralım!.. Hep “aynı şeyi yapıyoruz!.” “Testi kırıldıktan sonra”, hesap soranlar ve ağır şekilde eleştirenler sıraya giriyor!.. İyi de, “neden testi kırılmadan önce ortada yokuz?” Spor medyasının görevi değil mi; “böyle büyük bir şampiyonadan önce, güreşte neler olup bittiğine bakmak?” Spor teşkilatının görevi değil mi, “böyle büyük bir şampiyonada hezimetin kokusunu alacak kadar federasyonlara yakın olmak ve denetlemek?” Üç İstanbul Büyüğü’nün “paralı futbolundan başka bir şeyi gözü görmeyen” ve de “başka hiç bir şeye değer vermeyen” spor medyamızın, hezimetlerden sonra çıkıp da “hesap sormaya ne kadar hakkı var?” Soruyorum; kadınlar arası bir dünya boks şampiyonasından ilk defa bir şampiyonluk getiren “genç” kızımızın yüzüne bakanımız oldu mu? Daha 10 gün geçmedi; adını hatırlayanımız var mı? Ama, Ceyhun için manşet atıyor, Fleurquin’e övgüler yağdırıyor, Ronaldo’ya sayfalar yapıyoruz!. Güreş’te hezimetmiş!.. “Bu kafamızla”, başarılı olmamız mümkün mü?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT