BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Solmayan bahar

Solmayan bahar

O iklime ilkin ‘üç aylar’ dediğimiz recep, şaban aylarıyla giriliyor, sonra ramazan-ı şerif geliyor. Ufukta üç ayların belirmesiyle birlikte oruçlar da başlıyor. Bazı mü’minler, yılın üç ayını oruç ibadetiyle geçiriyorlar. Bu aylar, kandillerle ayrı bir ruhani haz kazanıyor. Kandillerin birincisi Regaip, sonuncusu da Kadir gecesi. Arada Miraç var, Berat var.



O iklime ilkin ‘üç aylar’ dediğimiz recep, şaban aylarıyla giriliyor, sonra ramazan-ı şerif geliyor. Ufukta üç ayların belirmesiyle birlikte oruçlar da başlıyor. Bazı mü’minler, yılın üç ayını oruç ibadetiyle geçiriyorlar. Bu aylar, kandillerle ayrı bir ruhani haz kazanıyor. Kandillerin birincisi Regaip, sonuncusu da Kadir gecesi. Arada Miraç var, Berat var. Ramazan gelmeden hazırlığı başlıyor. Evler, hanımlarca gözden geçiriliyor, mutfak ihtiyaçları tesbit ediliyor. Piyasa hareketleniyor. Sahura kalkılıyor. İmsakın yasaklayıcı tarafı anlaşılıyor. Sonra oruçlar başlıyor. Çocuklar ilk denemeleri yapıyorlar. İftarlar, en fakir haneden en zenginine bir şenliğe dönüşüyor. Hatimler yapılıyor. Hayır-hasenat, sadaka ve zekât veriliyor. Sevaplar geçmişlere de hediye ediliyor. Ölüler de seviniyor. Teravih namazları kılınıyor, geceler anlatılmaz güzelliklerle buluşuyor. Ramazanın sonuna doğru ticaret daha bir canlanıyor. Derken bir sabah bayram namazıyla buluşuyoruz. O seçkin saatlerde sanki bir buçuk milyar, bütün bir ümmet, bir camidedir. Öylesine muhteşemdir, öylesine derin, geniş ve ulu. Namazların körpe kuzuları çocuklar, gülleri gençlerdir. İhtiyarlar gün görmüş çınarlar gibidir. İlk bayramlaşma camide olur. Birbirini tanımayan insanlar bile kucaklaşırlar. Ardından imam efendilerin de telkiniyle yumuşayan kalpler, affa pencereler açar. Biraz sonra evlerde bayramlaşmalar başlar. Harçlıklar verilir. Büyüklere gidilir, el öpülür, dua alınır. Yeni ve temiz kıyafetler giyilmiştir. Hastalar ziyaret edilir. Acısı olanların acıları paylaşılır. Kabir ziyaretleri yapılır. Bayramlarla insanlar da cemiyet de kendini tekrar gözden geçirir. Allahü tâlâya sığınmak, Sevgili Peygamberiz’in -aleyhisselam- şefaatini ummak, pişmanlık ve tövbelerle mânevî bir temizlik başlar. Bayram sonları gam ve keder arkada kalmış, ümidler yeşermiş olarak zamana adım atılır. Bunlar bilinen gerçekler. Ama... Bilen için bilinen... Onlara tekrar ettik. 50-100 Yüz yıl sonrası için de yardımcı olmuş olduk. Bir de bilmeyenler var. Acı lakin öyle. Ezan sesi duyduğu halde ezana yabancılaşmış, nice vatandaşımız bugün bu değerlerin uzağında. Böylelerine ne kubbe-ne minare bir şey ifade ediyor. Onlar ilgisizlikten veya ürkerek bu iklimin zenginliklerine ters düştüler, hor bakar oldular. Halbuki... Bu kutsal aylar...bu mübarek geceler...bu mukaddes bayramlar olmasa bu millet ayakta kalamaz. İşte en canlı misal. Biz bayram yaparken Arjantin’de mağazalar yağmalanıyor. Türkiye de orası kadar ağır ekonomik kriz yaşadı fakat Türkiye, yağma ve çapulculuğa sahne olmadı. Bu sonucu İslamiyet’in başkasının malına el uzatmayı haram kılmasına, zekâta, komşusu aç iken tok yatmama gayretine, iyiliği teşvik vs. gibi müesseselerine borçluyuz. O bakımdan bu dini ideolojik sapmalara kapılmadan ve onlardan ürkmeden kendisini tanıyıp baş tâcı etmemiz lazım. İslamiyet hep bahar iklimidir. Orada mevsimler solmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT