BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bizi bu kadar süründürmeleri reva mı?

Bizi bu kadar süründürmeleri reva mı?

Orman Bakanlığı’nın dikkatine; Bizler Orman Bakanlığı’nın emrinde geçici işçi olarak çalışmaktayız. Bu yılın Şubat ayında Orman Kuruluşunun bazı kollarında kadrolaşma yapıldı. Toprak Araştırma, Milli Parkları Ağaçlandırma ve Or-Köy. Burada bizi ayırmamaları gerekiyordu...



Orman Bakanlığı’nın dikkatine; Bizler Orman Bakanlığı’nın emrinde geçici işçi olarak çalışmaktayız. Bu yılın Şubat ayında Orman Kuruluşunun bazı kollarında kadrolaşma yapıldı. Toprak Araştırma, Milli Parkları Ağaçlandırma ve Or-Köy. Burada bizi ayırmamaları gerekiyordu... Devlet bize 150 milyarlık aracını teslim ediyor. Gözetleme kulelerinde mum ışığı altında sabahlara kadar gözetleme yapıyoruz; yağmur, çamur, kar, buz demeden dağlarda damgalama yapıyoruz; kesim sabahlarında tahta barakalarda ayaza aldırmaksızın devletin mallarını koruyoruz. Bu durumda kadro bizim de hakkımız idi. Yazın yangın sezonunda sadece 4 ay sigorta yaptırabilmek için kışın 5 parasız çalıştırırlar. Buna itiraz ettiğimizde de yazın işe almamakla tehdit ediliyoruz. Bunun teşekkürünü de onlar alırlar... Sonra da “bizim işçilerimiz bir-iki ay sigorta yaptırabilmek için 6-7 ay bedava çalışmaya razı” diyerek bizimle alay ediyorlar. Hani mevsimlik işçilerin durumları düzeltilecekti, çalışma süreleri 9 aya çıkarılacaktı. Oysa ki biz yılda 3 ay bile zor çalışıyoruz, bunun karşılığında da 6-7 ay bedava çalışmayı göze alırsak... Bu işe başladığımız zaman yaşımız 19-20 idi. Şimdi ise 30-40 yaşlarına geldik. Önce bizi bu kuruluşa bağladılar, şimdi ise bir paçavra gibi yüzüstü bırakıyorlar. Bunlar insan haklarıyla bağdaşır mı, Avrupa Birliği kriterlerine uyar mı? Haklarımızı almak için ille de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne mi başvuralım? Sıkıntıların, krizlerin müsebbibi olmayan bizler sadece hakkımızı istiyoruz... *Orman işçileri Eşitlik ilkesi ihlal ediliyor Milli Eğitim Bakanlığı’nın köşenizde yayınlanan açıklamasını ikna edici bulmadığım için bu yazıyı yazıyorum. Açıklamanın son paragrafında, Fen Edebiyat Fak. mezunu olup da Sınıf Öğretmenliği Sertifikası’na sahip olanların öğretmenlik başvurularının kabul edildiği belirtiliyor. Öyleyse, biz Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunlarının başvurularını neden reddettiniz? Bizim de sertifikamız var. Biz de Fen Edebiyat Fakültesi mezunuyuz. O zaman bu bölümü neden açtınız? 2000 yılına kadar bu bölümden mezun olanlara neden öğretmen olma hakkını verdiniz? 2000 ve 2001 yılları mezunlarının suçu ne idi? Bu bölümün sakıncalı olduğu son 2 yılda mı anlaşıldı? Ek ders ücreti karşılığında İngilizce dersi verme hakkı tanınıyor. Çünkü açık çok. Peki kadrolu olarak neden atanamıyoruz? Eğer öğrencilerimizi zehirlersek (!) sözleşmeli olarak da bu zehirlemeyi yapabiliriz. Bizim bu ülkeden başka gidecek yerimiz yok. Biz de bu ülkenin evlatlarıyız. Sırf Arapça öğrendik diye bize bu haksızlıkların yapılması, hepimizi derinden yaraladı. Anayasamıza göre her Türk vatandaşı kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilmez. Şimdiki uygulama, Anayasamızın bu maddesine ters değil mi? Yetkililer anayasayı çiğneyerek bizleri mağdur ettiler. Mezuniyetimizin üzerinden 2 yıl geçti. İşsiziz ve bunalımdayız. Böyle olacağını bilseydik, başka bir işe çırak olarak başlardık, çoktan usta bile olmuştuk. Yıllarımız boşa mı gitti? Arapça’yı bilmek Anayasa’ya aykırı mı?Vebalimizi kaldıramazsınız. Bu işin müsebbipleri yaptıkları haksızlığı kendileri de anlayacaklar ve bunun ağırlığını kaldıramazlar... *Ertuğrul Güneş - Avanos / NEVŞEHİR Siyasi torpil yok olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin, işsiz; aynı zamanda devletten bir kadro alacağı olan bir DMS mağduruyum. 1990 yılından itibaren memur sınavlarına abone oldum. Kimini kazandım, kimini kaybettim. Mülakat denilen şifreli eleman alımlarında zaten siyasi dayanağım olmadı. En son DMS’yi kazandım. Yirmialtı ay önce, evde çocuklarım benden çok bayram yaptılar. Çünkü bir hamal olarak girdiğim devlet işinde, bir hademe olacak son sınavdı bu. Hiç kimsenin kazanılmış hakkını, siyasi torpille baltalamamıştım. Ankara meydanlarında “dayı” peşinde koşmaktansa hamallığa devam etmeyi daha adaletli saydım. Eşim ve çocuklarım da aynı prensip ve anlayışla, her akşam televizyon ekranlarını izliyor, DMS haklarının adil bir biçimde iade edileceği zamanı bekliyorlar. Şahsım adına yalnızca adalete sığınıp, ekmek davası uğruna DMS hayallerine devam edenlere saygılarımı sunuyor, yetkililerin, bu çığlıklarımızı duymalarını diliyorum... *Kadir Tekin - Karapınar / AFYON
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT