BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Art niyetli olmayanlar gerçeği görüyor

Art niyetli olmayanlar gerçeği görüyor

Kur’an-ı kerimin başka dile çevrilemeyeceğini, çevrilse bile gerçek manasını vermeyeceğini az çok ilmi olan, bu konuda art niyetli olmayan herkes söylemekte ve yazmaktadır.



Kur’an-ı kerimin başka dile çevrilemeyeceğini, çevrilse bile gerçek manasını vermeyeceğini az çok ilmi olan, bu konuda art niyetli olmayan herkes söylemekte ve yazmaktadır. Mesela, Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından hâzırlanıp 1961’de neşredilen, “Kur’ân-ı kerîmin Türkçe meâli” adındaki tercümenin önsözünde bu husus çok güzel dile getirilmişdir. O zamanın Diyânet İşleri Başkanı H. Hüsnü Erdem imzâsını taşıyan bu önsözde diyor ki: “Kur’ân-ı kerîm gibi ilâhî belâgat ve îcâzı hâiz bir kitap, yalnız Türkçeye değil, hiçbir dile hakkıyle çevrilemez. Eski tefsîrlerin ışığı altında verilen ma’nâlara da tercüme değil, meâl demek uygundur. Kur’ânın yalnız ma’nâsını ifâde eden sözleri, Kur’ân hükmünde tutmak, namazda okumak ve aslına hakkıyle vâkıf olunmadan ahkâm çıkarmak câiz olmaz. Hiçbir tercüme, aslının yerini tutamaz. Kur’ân-ı kerîmde, muhtelif ma’nâlara gelen lafzlar vardır. Böyle bir lafzı tercüme etmek, çeşitli manâlarını bire indirmek olur ki, verilen tek ma’nânın, murâd-ı ilâhî olduğu bilinemez. Bunun için, Kur’ân tercümesi demeğe cesâret edilemez. Kur’ân-ı kerîmi tercüme etmek başka, tercümeyi Kur’ân yerine koymağa kalkışmak başkadır.” Önsözden sonra yapılan açıklamalarda da şöyle diyor: “Bu ilâhî, beşer üstü ve mûciz kitâbın tam hakkını vererek aynen Türkçeye çevrilmesi mümkün değildir. Bu i’tibârla, en isâbetli yol, âyetleri kelime kelime aynen tercüme etmek yerine, Arapça aslından anlaşılan manâ ve meâli Türkçe ile ifâde yolu olsa gerektir. Kur’ân-ı kerîmin nazm-ı celîlini, aslındaki îcâz ve belâgatini muhâfaza ederek tercüme etmek mümkün değildir. Fakat, meâl olarak tercümesi mümkündür. Bir dilden başka bir dile yapılan tercümelerde, her iki dilin husûsiyetlerini hakkıyle belirtmeğe imkân yoktur. Bugün, bu dillerin herbirinde otuz kadar tercümeleri vardır. Ancak çeşitli eğilimli kimselerin yaptıkları tercümelerde, pek yanlış, hattâ garazkârâne olanlar vardır. Kur’ân-ı kerîmi başka dillere tercüme etmek câizdir. Fakat, tercümeden islâm dîninin ahkâmının hepsi öğrenilemez. Hadîs-i şerîflerle, icm⒠ve kıyâs yolu ile sâbit olan hükmler de vardır. Bunlar, tafsîlâtı ile, fıkh kitaplarından öğrenilir...” Bundan birkaç sene önce İstanbul’da yapılan bir “Kur’an-ı kerim mealleri ve tercümeleri sempozyumu”nda, Kur’an-ı kerimin 230’dan fazla, tercüme ve mealinin bulunduğu bunların hepsinin başka başka olduğu, hiçbirinin diğerinin aynısı olmadığı görüldü. Hal böyle olunca, İslamiyetin emir ve yasakları doğru olarak nasıl öğrenilecek?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT