BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Doğan Seyfi’yi rahat bırakın

Doğan Seyfi’yi rahat bırakın

21 yaşındaydı Doğan Seyfi bu dünyaya veda ettiğinde... Gözyaşı döktük ardından... İçimiz yandı... Ölümü hatırladık bir kez daha. Sonra tüm kulüplerimiz “jest” yaptı genç mevtanın ardından. Sahalara “Seni unutmadık Doğan Seyfi” pankartlarıyla çıkarak... Sportmence bir davranıştı bu... Sportmenlik de “Centilmenlik, adalet, insanlık, dostluk” gibi kelimelerin anlamını bünyesinde buluşturan bir sözcüktü..



21 yaşındaydı Doğan Seyfi bu dünyaya veda ettiğinde... Gözyaşı döktük ardından... İçimiz yandı... Ölümü hatırladık bir kez daha. Sonra tüm kulüplerimiz “jest” yaptı genç mevtanın ardından. Sahalara “Seni unutmadık Doğan Seyfi” pankartlarıyla çıkarak... Sportmence bir davranıştı bu... Sportmenlik de “Centilmenlik, adalet, insanlık, dostluk” gibi kelimelerin anlamını bünyesinde buluşturan bir sözcüktü.. İşte Cumartesi akşamı bu pankartla İnönü’nün zeminine çıkan takımlar Doğan Seyfi’yi, dolayısıyla ölümü ve elbette sportmenliği unutmayan insanlardan oluşuyordu. Tabii, yöneticisi, spor yazarı ve taraftarlarıyla... Oysa daha maçın yarısını bulmadan unutuverdiler herşeyi... Hakemin doğru ya da yanlış - ki Beşiktaş kaptanı Tayfur’a göre bile doğru - bir kararının ardından sahaya daldı “kendini bilmezler...” Buraya kadar olanlar “normal” sayılabilirdi belki de... “Bir kaç kendini bilmez” edebiyatıyla geçiştirilebilirdi... Eğer o takımın futbolcuları “bir kaç kendini bilmez”i emniyet güçlerinden “kurtarmasa”... O takımın meneceri “bir kaç kendini bilmez”i karakolda “ziyaret” etmese... “Tasvip etmediğimiz bir davranış ama ne de olsa taraftarlarımız... Yalnız bırakamazdık” demese... Ya da saygınlığından şüphe edilemez bir “spor yazarı” TV ekranlarında o takımın futbol şube sorumlusu gibi “Bana hiç kimse İlhan’ın yaptığı hareketin faul olduğunu söyleyemez... Beşiktaş üzerinde oyunlar oynanıyor... Ama bu büyük camianın hakkını kimseye yedirtmeyiz” avukatlığına soyunmasa... Ya da o spor yazarına mikrofon uzatan kardeşimiz “Siz Beşiktaş’ın hakkını kimseye yedirtmezsiniz de, bayrak direğine tekme atan İlhan’a gösterilmeyen ikinci sarı kartın hesabını neden sormuyorsunuz? Ali Eren’in ettiği küfürleri duymadınız mı? G.Antep’in hakkını yedirtmemek konusunda da bu kadar kararlı mısınız? Yoksa ‘hayat bilgisi’ derslerinize size G.Antep’in Bulgaristan’ın bir şehri olduğunu mi öğrettiler” diye sorsa... Veya... Ertesi gün bir başka gerçekten saygın “spor yazarı” TV ekranlarında yorum yaparken, “Beşiktaş’ın ceza almasını isteyenler bu olayı kaşıyor” mealinde sözler sarfetmese... Ya da karşısındaki spiker “İyi de bir takım başka nasıl ceza alabilir? Hakemin haklı bir kararını - ya da haksız - beğenmeyen her taraftar grubu sahaya mı inmeli? O takımın ceza alması için hakemin linç edilmesi mi gerekiyor?” sorusunu o spor yazarının yüzüne yapıştırsa... Sonra Pazar günü geldi yurduma... Yozgat’ta aynı pankart vardı yine... “Doğan Seyfi’yi unutmayanlar” yine sahadaydı... Ama bir insanlık suçu işlendi orada G.Saraylı Sergen tarafından. Düşünün ki, bir futbolcu, aynı işten ekmek yiyen meslektaşının ayağını kırmak için “taammüden” tekme atıyor... Hadi hakem cesaret edip kırmızı kartını gösteremedi. Peki Sergen maçtan sonra özür dilese ne olurdu? Hayır... Asla... Tam tersine şu sözler dökülüyordu futbolcunun dudaklarından: “O kadar da sert bir hareket değildi. Zaten 20 saniye sonra sahaya girip oynadı... Kırmızı kart gerekmezdi...” Ne yani? Kırmızı kart görmen için çocuğu “Tekerlekli Sandalye Ligi”ne mi göndermen gerekiyor? Ve o takımın “sempatik” yöneticisinin aynı olay üzerindeki yorumu: “Sercen’in ayaği kaydi... Kirmizi kartlik bir olay köremedum...” O sizin gözlerinizin bozukluğu beyefendi. İstediğiniz gibi yorum yapmakta hepiniz özgürsünüz elbette ama, “Doğan Seyfi’yi unutmadık” sözünü o ağızlarınızdan uzak tutun lütfen... Bırakın çocuk bu kepazelikleri görmeden rahat uyusun mekânında. Ne diyor ozan: “Bu dünyada zulüm var... Ey Allah’tan korkmaz... Sana bana ölüm var...” Anlayana... Ve hâlâ yüzü kızarabilene...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT