BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir buket gül

Bir buket gül

Kızı dinleyen Fikret ona bakıp güldü. -Ben de dünyayı umursamayan bir insanım aslında... Benim için hiçbir şeyin önemi yoktu. Herkese yakınlık gösteririm ama onlara da fazla bağlanmam. İnsanların yaptıkları bana bazen çok saçma geliyor. O kadınlar meselâ... Benim peşimden koşmaları bana çok tuhaf geliyordu.



Kızı dinleyen Fikret ona bakıp güldü. -Ben de dünyayı umursamayan bir insanım aslında... Benim için hiçbir şeyin önemi yoktu. Herkese yakınlık gösteririm ama onlara da fazla bağlanmam. İnsanların yaptıkları bana bazen çok saçma geliyor. O kadınlar meselâ... Benim peşimden koşmaları bana çok tuhaf geliyordu. Birbirleriyle yarışmaları, beni elde etmek için uğraşmaları, bana çok gülünç ve kötü bir manzara gibi geliyor. Elimde değil tiksiniyorum onlardan, hiç hoşuma gitmiyor. Onlar taksileriyle geldikçe, beni golfe, tenise, yüzmeye filan davet ettikçe, bana kaş-göz işaretleri yaptıkça, onlardan son derece iğreniyordum. İnsan, hele kadın bu kadar düşer mi anlayamıyorum. Onları çok basit görüyordum... Ne kadar güzel ve zengin olurlarsa olsunlar benim için hiçbir değeri yoktu onların. Sen ise onlardan farklıydın. Seni ilk gördüğümde beni azarlamıştın. Seni çok küstah ve şımarık bir kız olarak düşünmüş ve sana kızmıştım. Ama yine de ilgimi çekmiştin... Fikret bunları anlatırken, kız yorulmuş, sırtını bir ağaca dayayarak çimenlerin üstüne oturmuştu. Fikret ayakta dikilmesine devam ederek, suya bakarak konuşmasına devam etti: -Ben sizin gibi zengin bir çevreden gelmedim. Ailem ben daha çok küçükken trafik kazasında hayatlarını kaybetmişti. Babam devlet dairesinden emekli olmuş birisiydi. Annem dindar ve beni çok seven bir kadındı. Ağabeyim de çok efendi bir adamdı. Ben böyle bir ailede ve hemen hemen böyle bir muhitte yetişmiştim. Ailemden aldığım terbiye beni herkesi seven, herkesin hakkına hukukuna saygı duyan bir insan yapmıştı. Beni çok severlerdi, sokaklarda beni parmakla gösterirlerdi. O küçücük yaşımda pek çok kadın bana ve anneme, ben büyüdüğüm zaman kızlarını bana vereceklerini söylerlerdi. Bazı kız babaları bana takılırlar, “kızımı sana vereyim damadım ol” derlerdi. Ben bir yandan okuyor, bir yandan da Mahir ustanın yanında çalışıyordum... Bir gün o feci haber geldi, bütün ailem bir trafik kazasında ölmüşlerdi. Ne yapacağımı bilememiştim, ağlamak istemediğim halde doyasıya ağlamıştım... Şimdi ben ne olacaktım, kime anne, kime baba diyecek, kimin yanında barınacaktım. Sağolsun Mahir usta beni kendine evlât bildi, onun yanında kaldım. Öz oğlu gibi büyüttü beni, ben de onu baba bildim. Ben işte böyle bir dünyada büyüdüm. Sizin dünyanız bana yabancıydı ve beni de pek ilgilendirmiyordu. Hiçbir zaman züppelere özenmedim, çocukluğumda taşıdığım saf duygularım aynen devam etsin istedim. Şimdi hâlâ Mahir ustayla birlikte çalışıyoruz, kazandığımız bize yetiyor da artıyor bile. Biz kazandığımızla yetinen insanlarız... Gamze, Fikret’e hayran hayran bakıyordu: -Anlattıkların beni üzdü. Gerçekten de çok saf ve temiz bir dünyada yetişmişsin, seni takdir ediyorum. Peki sana bir şey soracağım. Hiç âşık oldun mu?.. Fikret güldü: -Ne yapacaksın?.. dedi. Gamze gözlerini baygınlaştırdı, dudaklarını ısırdı. -Merak ettim, dedi. Hani pekçok kız peşinden koşturmuş senin. Ama hiç seni peşinden koşturan bir kız çıkmadı mı?.. Fikret’in gözleri karşı kıyıdaki ağaçların hışırdayan yapraklarına daldı. -Âşık oldum mu, olmadım mı pek kestiremeyeceğim ama bizim bir komşu kızı vardı Nilgün adında. Onu çok beğenirdim, hem çok güzeldi, hem de bir hanımefendiydi. O zamanlar içimden onunla ileride evlenmeyi bile düşünüyordum... Her zaman tebessüm ederdi. Yanaklarında bahar çiçekleri açardı o zaman, gülümsediğinde dudaklarında güneş doğardı sanki... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT