BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sabrın sonu nedir?

Sabrın sonu nedir?

Her kafadan bu kadar çok sesin çıktığı bir ortamda herhangi bir konuya konsantre olmak güç.



Her kafadan bu kadar çok sesin çıktığı bir ortamda herhangi bir konuya konsantre olmak güç. Sohbetlere çeşni olan ortalama meselelerde, ne hikmetse her bireyin söyleyecek birkaç fikri oluyor. Belki de bu nedenle sayın Bülent Ecevit toparlanıp Kıbrıs’a düşünmeye gitti. Gerçekten de saf ve kusursuz sonuca ulaşmak gereken zor konuları düşünecekseniz kesin bir sessizliğe ihtiyaç hissediyorsunuz. “Sırf düşünmek için onca yol gidilir mi” demeyin. İnsanın her gün içinde bulunduğu ortamdan soyutlanması ve sadece kendisiyle baş başa kalabilmesi önemli bir lükstür. Konulara makro bakabilmek, tüm ayrıntılara hazırlık yapabilmek ve muhtemel aksilikleri hesaplamak kolay iş değil. Bütün bunları sadece sayın Bülent Ecevit’in durumu açısından söylemiyorum. Zaman zaman hepimizin karar vermesi gereken dönüm noktaları olabilir. Hayatımızın akışını değiştirebilecek bir adımı atmadan önce inceden inceye hesap yapmak mecburiyetinde kalabiliriz. Düşünmeden söylenen sözler, aceleyle alınan kararlar ve sabırsızlıkla atılan adımlar insanı yanlışa sürükleyebilir. Tahminen sabrın çok önemli bir erdem olduğunu vurgulayan atasözlerinin bu kadar fazla oluşunun sebebi budur. Tabii sabır gösterebilmek söylendiği kadar kolay değil. Nihayetinde hepimiz nefs taşıyoruz. Sinirlendiğimiz ya da heyecanlandığımız olaylar yaşayabiliyoruz. O anda sabır gösterebilmek, belki de bilgilik yolunda atılmış önemli bir adım demek. Kalp kırmanın yetmiş kere Kabe-i Şerifi yıkmakla aynı şiddette bir günah olduğu anlatılıyor dinimizde. Halbuki günlük hayatta bilerek ya da bilmeyerek ne kadar çok kalp kırılıyor. Olayın derinine indiğimizde sabırsız davranmanın ateşle oynamak gibi olduğunu görebiliyoruz. Ama diğer taraftan da “her şeyin fazlası fazla” görüşünü hatırlıyoruz. Sabır göstermekle inat etmek arasındaki farkı kaçırmamak lazım. Diyelim ki birisini çok seviyorsunuz. Onun varlığı sizin için hayati önem taşıyor. Ama o, bunu hak etmeyen birisi. Sizi üzen davranışlarına bir müddet sabır göstermeniz doğru. Ortada ters giden bir şeyler varsa, oturup kendinizde bir hata olup olmadığını tartmanız da gerekli. Fakat bütün bunları yaptıktan sonra sizden kaynaklanan bir terslik olmadığı halde üzülmenize sebep oluyorsa hâlâ beklemenin bir anlamı yok. Böyle durumlarda işi inada bindirme tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz. İçimizde kabaran öfke “bana bunu nasıl yapar” diye çığlıklar atabilir. Ve karşımızdaki insanın mutlaka düzelmek ve bize uyum sağlamak mecburiyetinde kalacağı günü inatla beklemeye başlarız. Ne yazık ki bu beyhude bir bekleyiş olacaktır. Çünkü insanın değişmesi o kadar kolay değil. Bilirsiniz, bir atasözü “insan yedisinde ne ise yetmişinde de o olur” der. Belki uzun bir yolculuk olan hayat, bazı dersler öğretir ve olgunlaştırır ama bir karakteri tepeden tırnağa başka bir çehreye büründürmek mümkün müdür? Birisine destek verirsiniz. Etrafınızdaki herkes onun bu desteğe layık olmadığını ima eder. Siz inanmazsınız ve desteğinizi sürdürürsünüz. Sizi sevenler, imada bulunmaktan vazgeçip açık açık hata yapmakta olduğunuzu anlatmaya başlarlar. Eğer siz yine kulak asmayıp kendi görüşünüzde ısrar ederseniz bu, sabır göstermek değil inat etmek olur. Hayat, belki baş rolünü herkesin kendisinin üstlendiği bir oyun. Ya da başka bir değişle, herkes kendi hayatının baş rol oyuncusu. Ama bu oyunda yalnız değiliz. Atacağımız her adım, bizimle birlikte yaşayan insanları da etkileyecektir. Bazılarının bir ömür boyu peşinden koştuğu “özgürlük” saplantısı, belki de bir anlamda sorumluluktan uzak olmak ve müstakil yaşamak demektir. Ama seçiminiz buysa, onun da bedeli var. O zaman yalnızlığı göze alacaksınız. Bir aile kurmayacak ve birçok insanı sevginizle hapsetmeyeceksiniz. Yalnızsanız ve her türlü sonuca katlanmaya razıysanız o zaman istediğiniz gibi yaşar, dilediğiniz her konuda ısrar eder, yorulduğunuzda “pes” dersiniz. Ama yalnız değilseniz, hayatını sizinkine paralel sürdüren sevdikleriniz varsa, onlara durmadan tuhaf sürprizler yapıp şaşırtmaya ve üzmeye hakkınız yok demektir. Yani bu anlamda özgür değilsiniz. Birilerinin sizin için üzülmesi, bu açıdan bakıldığında hem bir şanstır hem de dezavantaj. Sevilmekten ve özlenmekten daha değerli ne olabilir? Bu dünyada birilerinin sizi hedefleyerek yaşadığını bilmek ne büyük bir ayrıcalık. Eğer sevilmekten memnunsanız ve bunun devam etmesini istiyorsanız, o zaman yanlışlarda ısrar etmemek durumundasınız demektir. Yok, “sıkıldım, beni rahat bırakın” diyorsanız, o sizin bileceğiniz iş. İşte yine başa döndük. Yani karar verme aşamasına. Dünyanın belki de en zor işine. Terazinin bir kefesinde sevilmek, diğer kefesinde sevmek var. Biraz sessizlikte konsantre olup kefelere makro bakmak ve doğru kararı vermek için daha ne bekliyorsunuz? SÖZÜN ÖZÜ Düşüncenin kuvveti, zekanın sırrıdır. LEVHA Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT