BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray’ın geleceği!..

Galatasaray’ın geleceği!..

Mart ayında yapılacak başkanlık seçimi, Galatasaray’ın gelecek 10 yılına damgasını vuracak kadar önem taşıyor!. Bu bakımdan, camianın “çok önemli olan” bu genel kurula gereken ilgiyi göstermesi şart!.. 10 bin üyeli Galatasaray, “gene 1000’i zor bulan bir katılımla” genel kurul yapmamalı!. Şunun şurasında genel kurula 2.5 ay kaldı; başkan adayları konusunda “şimdilik” sadece rivayetler var!.



Mart ayında yapılacak başkanlık seçimi, Galatasaray’ın gelecek 10 yılına damgasını vuracak kadar önem taşıyor!. Bu bakımdan, camianın “çok önemli olan” bu genel kurula gereken ilgiyi göstermesi şart!.. 10 bin üyeli Galatasaray, “gene 1000’i zor bulan bir katılımla” genel kurul yapmamalı!. Şunun şurasında genel kurula 2.5 ay kaldı; başkan adayları konusunda “şimdilik” sadece rivayetler var!. “Yeniden adaylığa niyetli olduğunu” açıklayan başkan Mehmet Cansun’un karşısına kim ya da kimler çıkacak? Daha doğrusu, Süren yönetiminden kalan ve “ödene ödene 175 trilyon liraya indirilebildiği” açıklanan “büyük borç batağının altına girmeye” kimler cesaret edebilecek? Sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un ortaya attığı “Faruk Süren gene aday olabilir” iddiasının yanında “yılların gedikli aday adayı” Özhan Canaydın’ın da hiç olmazsa bu defa “cesaret gösterip” genel kurulda “başkan olmak istiyorum” diyebileceği öne sürülüyor!.. Fatih Terim ve Ali Dürüst adları da telaffuz edilmeye başlandı!. Henüz “resmi açıklamalar yapılmasa” da, biz hiç olmazsa “adı geçenler için” fikrimizi söyleyelim: Mehmet Cansun: “Alp Yalman’ın veliahtlığından beri çok istediği başkanlık koltuğuna şöyle ya da böyle oturma şansını bulan Cansun, bu koltukta yaptığı büyük hatalara rağmen, bana göre gene en şanslı aday!.” Faruk Süren: Şaşıyorum, hangi hakla ve hangi yüzle aday olacak? Galatasaray’ı soktuğu borç batağı ve uğrattığı manevi erozyon hala ortada iken, Süren’in “yeni yeni stat kandırmacalarıyla, yeni yeni AIG ve TGS oyunlarıyla Galatasaray’ın kapısına kilit vurması mı bekleniyor ve isteniyor?” Bence, Galatasaray camiası, başkan adaylığının “yeniden” gündeme sokulması yerine, “Faruk Süren’den hesap soracak bir yönetimin iş başına getirilmesini” konuşmalı!. Süren, ya “bugüne kadar tatminkar bir şekilde cevaplanamayan iddialardan tamamen aklanmalı” ya da “Galatasaray’a yaptıkları arasında suç teşkil edenler varsa” onların cezasını çekmeli!. Özhan Canaydın: Galatasaray’da “aday adayı olma rekoru kırarak” ama “aday olmayarak” belki de “Guiness rekorlar kitabına girmeyi hak eden” Bursalı işadamının “gene son dakikada çark edip sahneden çekilebileceğini” düşündüğümüzden, “genel kurulda sandıklara oy atımı başlayana kadar” Özhan Bey ile ilgili “adaylık haber ve iddialarını ciddiye alamayacağımızı” söyleyerek, bu faslı geçiyorum.!. Fatih Terim: Acaba “Mehmet Ağar başkanlığa aday olacak” denemiyor da, onun için mi “Fatih Terim adı” ortaya atılıyor? Bence “Mehmet Ağar adı” fena değil, neden olmasın? Ali Dürüst: Doğrusu ya, yukarıdan beri adını yazıp geldiğim aday adayları arasında “bana en sıcak ve sempatik gelen” isim!.. Keşke aday olsa ve keşke kazansa!.. Ve de yaban ellerinde, hem de “herkesin ortasında”, Fatih Terim’in “sizleri ben meşhur ettim” diye küçük düşürmeye çalıştığı bu “büyük Galatasaraylı” adına, “en büyük benim” narsistliğine gereken cevabı, “Dürüst’ü başkan seçerek” Galatasaray genel kurulu verebilse!.. Bugünlük son diyeceğim şu; 2.5 ay uzun zaman, bu köprülerin altından daha çoook sular akar!.. Denizli büyük hocadır!.. Hey gidi hey!.. “Fenerbahçe’yi Dünya takımı yapamaz” diye Mustafa Denizli’nin işine son veren Fenerbahçe yönetim kurulunun “sarı-lacivertli takımın başına getirdikleri” hocaya bakın!.. Denizli’nin Galatasaray’da “elinden tutup, kariyerini ve onurunu kurtardığı” Derwall’in serçe parmağı bile olamayacak bir teknik adam!.. Bu mu, Fenerbahçe’yi “dünya takımı yapacak” olan? Sizler, belki “iyi bir iş yaptığını zannetmenin” keyfi içinde gülebilirsiniz ama, bari insanları güldürmeyin kendinize!.. Ali Şen yazdı... Selim Soydan yazdı... Can Bartu yazdı... Altan Tanrıkulu yazdı... Yani, yöneticisi yazdı, yaşlısı, genci, yorumcusu, spor yazarı yazdı... Uyardı... Siz ise “bildiğinizi okudunuz!..” Bana göre ise tam tersi; “bilmediğinizi okudunuz!..” Zira, teşbihte hata olmaz; “Denize düştünüz, şimdi sıra yılana sarılmaya geldi!..” Vah ki, ne vah!.. Bilin ki, kısa zamanda “nasıl büyük bir hata yaptığınızı” anlayacaksınız!. Nasıl “dolduruşa getirildiğinizi” anlayacaksınız!.. “Büyük hoca” Denizli’nin adının arkasında kaybolmanın ezikliği içinde, “ondan kurtulmak için aranan fırsatı bulduğunuzu sanıp”, böyle bir operasyona girişmenizin bedelini de ağır şekilde ve hem de pek yakında ödeyeceksiniz!. Ben, “Ben görevde kaldıkça Denizli de takımın başında kalacaktır” sözlerini “kırık plak gibi” söyleyen Başkan’ın, bu konuda samimi olduğuna hiç inanmadığımdan, ondaki “180 derecelik dönüşü” bir yere kadar anlayabiliyorum!. Amma... Yüzünde “zaferden mest olmuş” ifadelerle, her Şükrü Saracoğlu maçından çıkışında spor yazarlarına “Ben artık efsane için maç saymıyorum, yıl sayıyorum, siz de öyle yapın” diyen Attila Kıyat Paşa’nın “22’de 22’lik bir oy birliğiyle Denizli’nin görevine son verdik” açıklamasını yapmaya memur edilmeyi nasıl olup da “kabul ettiğini” bir türlü anlayamıyorum!. Denizli, “sizlerden kurtuldu”, bakalım sizler “onun yerine getirdiğinizden nasıl kurtulacaksınız?” Hep beraber bekleyip göreceğiz!.. Garip ve ayıp!.. Beşiktaş ve Galatasaray “şampiyonluk yarışında” başa baş!.. Aaaa... Bakıyorsunuz, “Beşiktaş, Galatasaray’ın en güvendiği futbolcularından Sergen’e kancayı takıyor!..” “Öve öve bitirilemeyen” menecer Sinan Engin, kalkıyor Sergen’le konuşuyor, sonra gazetecilere olayı sızdırıyor, güya “gazeteciler soruyormuş gibi yapıp”, bir de “O bizim çocuğumuz, elbette alabiliriz” diyor!.. Nereden bakarsanız faul!.. Nereden bakarsanız ayıp ve garip... Ne etik açıdan, ne de “rekabet açısından” tutulacak bir yanı yok!.. Hayret ettiğim, Galatasaraylı yöneticilerin “sus pus kalması!..” Sanki Sinan Engin’e karşı, Beşiktaş’a karşı “eksiklikleri var!..” Fatih Altaylı, “Fatih Terim’e karşı gösterdiği” hiddeti ve şiddeti Sinan Engin’e karşı neden gösteremiyor, anlamak mümkün değil!. Sergen’i “beslemeden de beter ederek” kulüpten atan Beşiktaş yönetimleri değil mi? “Bu kulüpten içeri bir daha adım atamaz” diye bas bas bağıranlar Beşiktaşlı yöneticiler değil mi? Neden Sergen’in babası “Oğlum Beşiktaş’a giderse onu evlatlıktan reddederim” diyor? Sinan Engin de biliyor ki, “Sergen-Beşiktaş nikahı bir daha olmaz”, ama “siyah-beyazlı menecerin derdi”, lâfın tam tabiri ile “üzüm yemek değil, bekçi dövmek”, yani Galatasaray’ın düzenini bozmak ve kafaları karıştırmak!. Alkışlar!.. TRT’den görüntüler!.. İnanılmaz... Evet, inanılmaz!.. Yılbaşı gecesi TRT 1’deki görüntüler, yıllardan beri “Dünya TV’lerinin en iyilerinde gördüğüm yılbaşı şovlarının çoğu ile yarışacak” cinstendi, tebrik ediyorum!.. Amma... Yılbaşı günü, aynı TRT’nin “teleteksinin 232 numaraya basarak açtığım sayfasında”, yani “basketbol puan cetvelinde” hâl⠓11 aralık haftasının puanlamalarını görürsem”, bilmem ki, aynı TRT’ye ne demeliyim? Bir tarafta “Ağrı Dağı, öte yanda Lut çukuru!..” Bilmem ki, “bu işin makulü yok mu?” Bir işi ya yaparsın ya yapmazsın!.. Yapacaksan, ciddiye alırsın!.. Ciddiye alamayacaksan, yapmazsın!.. “Özel TV’lerin teleteksleri için” zaten söyleyecek ve yazacak bir şeyim yok!.. Tam bir felaket!.. Milletle alay ediyorlar, sanki!.. Ne “ne yaptığını bilen” var, ne de “hesap soran!” Yazık!.. Gavurun yaptığı!.. Yıllardan beri gördüğüm o ki, Avrupa’nın en büyük kulüpleri “üst üste şampiyonluklar ve başarılar getiren” kadrolarını “bazen” yavaş yavaş, yedire yedire, “bazen” de nerede ise “toptan” değiştirirler!.. Bunun sebebi, “başarıya doyan, kupaya doyan ve bu yüzden işlerini savsaklamaya başlayan” futbolcuların yerine “kupaya, başarıya aç”, hırslı ve heyecanı taze oyuncuları almaktır; bir!.. Tribünlere “sahadaki yeni yüzlerle” heyecan getirmek, seyircinin, taraftarın bıkkınlığının yerine “taze coşkular” koymaktır; iki!.. Bu arada, kadro içinde “kokuşan, kangren olan ilişkileri koparıp atmak”, gruplaşma alışkanlığına yakalanan futbolcuları tasfiye etmektir; üç!.. Galatasaray “bu değişimi” büyük ölçüde gerçekleştirmiş, ama “bazı futbolcuların” tortu olarak kalmalarının önüne geçilememiştir!. “Bunlar”, yeni gelenleri de “bozacak” bir mayalanmanın öncüsü olma rolünü ister istemez üstlenmişlerdir!. Lucescu’nun “yufka yürekliliği ve disiplin zafiyeti” de, bu “bozuk mayalanmayla birleşince”, ortaya giderek büyüyen bir kadro erozyonu çıkarıyor!.. Herkesin öve öve bitiremediği Galatasaray takımı, işte bu yüzden Yozgat’tan beraberliği kurtarabilmek için “hakem hatalarına dayanan bir zincirin halkası” yapılıyor!.. Yazık değil mi? İz’ansız kulüpçülere “çamur atmak fırsatı” bu yüzden veriliyor, sanki Galatasaray “geçen yıl hakem hataları sebebiyle ve sayılmayan nizami golleriyle 10’a yakın puanla beraber şampiyonluğu da kaybetmemiş gibi”, insafsız “bazı” yorumculara sarı-kırmızılı takımı topa tutulma imkanı da, “gene” bu sebeple bağışlanıyor!. Bilmem ki, bunca olaya ve örneğe rağmen hâl⠓idare edilmeye çalışılan” bu futbolcular daha ne yapmalılar ki, “büyük kulüp olmanın ilkeliliğine kafalarını çarparak, uyanabilsinler?” Duyuyorum; “K.Hakan’ı kadroya döndürebilmek için adeta yalvaranlar varmış” ama O, “Benim için Galatasaray bitti” diyerek kafasını çeviriyormuş!.. Temenni ediyorum ki, yazılıp çizilmesine rağmen “tekzip edilmeyen” bu haber doğru olmasın!.. Eee!.. Başkanı ve Asbaşkanı “maaşlı eski teknik direktörü tarafından refüze edilen” bir kulüpte, “o teknik direktörden kalma” bir futbolcu da “unvanlı başka bir yöneticiye aynı muameleyi yapmışsa”, aslında hiç şaşmamak gerek!. Merak ediyorum; Galatasaray yöneticiliğini “bu durumlara düşürenlerin” hiç olmazsa yüzleri birazcık kızarmıyor mu, acaba?.. Seçim, takımdan önemli mi? Anlaşılıyor ki, Beşiktaş yönetimi, Hasan Arat’ın “sportmence ve kulübünü düşünerek yaptığı teklifi” geri çevirdi; yazık etti. Kulüpte birlik ve beraberliği sağlamak yerine “bir kan davasının olduğunu ortaya koymak istercesine” davranıldı!. “Lig devam ediyor, durum kritik, yönetim değişirse Daum gider, takım etkilenir” mazeretini ortaya koyarak “seçim kazanmak” taktiğine yapışacağını gösteren Bilgili yönetimi, Beşiktaş’a iyilik yerine kötülük yaptığını bir gün gelip anlayacak ama iş işten geçmiş olacak!. Arat’ın teklifi kabul edilerek Haziran’a bırakılacak bir genel kurul, hem camiayı, hem teknik direktörü, hem de şampiyonluk peşinde koşan takımı rahatlatacaktı!. Ama, Bilgili ve ekibi “hocayı, takımı, kulübü düşüneceklerine” seçim taktiğini tercih ettiklerini ortaya koydular!.. Temenni edelim ki, yönetimin inadı, Beşiktaş’a zarar vermesin!.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT