BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > EKO LİFE

EKO LİFE

Geçen yılın bahar aylarından biriydi... Bir firmanın davetlisi olarak önemli bir açılışı izlemek üzere bir grup gazeteci ile birlikte yurtdışına gitmiştik. Firmanın ismini ve birazdan bilgiler aktaracağım işadamının ismini vermeyeceğim. Firmanın en yetkili kişisi ile bir ara sohbet etme imkanımız oldu.



Sakıp Ağa... Geçen yılın bahar aylarından biriydi... Bir firmanın davetlisi olarak önemli bir açılışı izlemek üzere bir grup gazeteci ile birlikte yurtdışına gitmiştik. Firmanın ismini ve birazdan bilgiler aktaracağım işadamının ismini vermeyeceğim. Firmanın en yetkili kişisi ile bir ara sohbet etme imkanımız oldu. “Anadolu Kaplanları”ndan biri olarak tanımlayabileceğimiz işadamına bir soru sormamız yetmişti. “Bir sor bin ah işit!” türünden, bir soru sorduk, devamı çorap söküğü gibi geldi. Söz konusu işadamı yeni bir sektöre girmek istiyordu ama kendisine en büyük engel olarak işadamı Sakıp Sabancı’yı görüyordu: “Ankara’dan bize gelen bilgilere göre işimize Sabancı engel oluyormuş. Ama Sayın Sabancı’ya hatırlatmak isterim ki, bu hükümete güvenmesin. Bazılarının hedefi önce bizim gibi Anadolu’dan çıkan orta halli işadamlarını yok etmek, ardından Kaplanlar dediğimiz KOBİ’lerin yolunu kesmek. Bir gün sıra Sakıp Sabancı’ya da gelecek. Sabancı, Anadolulu işadamının gururu ve kendisine örnek aldığı kişi... Bir gün destekçi aradığı zaman onun etrafında yine biz Anadolu insanından başka kimse olmayacak.” O günlerde bu konuya girmedim, dönüşte de köşemde bu konuya hiç değinmedim. İşadamının ortaya attığı iddiaların gerçekleşmesi için bazı “alametler”in görülmesini beklemem gerekiyordu. Özdemir Sabancı’nın öldürülmesi, sonra katillerinin yakalanması ve kaçmaları gibi süreçte hükümetle Sabancı arasında yaşanan polemikler, aslında Sabancı ile hükümet arasındaki kopukluğu yeteri kadar belgeliyordu. Ekonomik yönden de 2001 sonuna kadar bu alametlerin birçoğunun gerçekleştiğini gördüm. Hükümete en sert eleştiriyi geçen yıl bir İTO Başkanı Mehmet Yıldırım bir de Sakıp Sabancı’dan duydum hep. Mali politikadan siyasete kadar en sert eleştiriler, bu iki isimden çıktı. Biliyorsunuz, en son, Başbakan Ecevit’in ABD gezisine çağrılan ve çağrılmayanlar krizi yaşandı. Türkiye’nin ekonomisine damga vuran iki gruptan birinin başında olan Sakıp Sabancı çağrılmamıştı. Sabancı, yine bir yığın eleştiri yöneltti. Evet, Sabancı ile hükümet arasında ciddi bir kriz var ve bu artarak sürüyor. Bu işin sonu nereye varacak, hep birlikte göreceğiz. Gözde Sarar’ın hedefi büyük Son ekonomik krizle birlikte Türk sanayi kuruluşlarının özellikle marka olmuş firmaların yönetimlerinde ciddi daralmalar meydana geldi. Çok azı yaptıkları bir iki değişiklikle krizi başarı ile atlatabilirken, bazıları kendilerini yenileyemediği için krizin pençesinde yuvarlanıp durdu. Sabancı, Koç gibi şirketler bünyelerine dışarıdan ne kadar profesyonel yöneticiler alsalar da tipik bir aile şirketi olma özelliğini koruyorlar. Türk giyim sektörüne damga vuran ve dünya markası haline gelen Sarar da tipik bir aile şirketi olma özelliğine bürünüyor bu günlerde... 1944 yılında temellerini Anadolu’nun bereketli topraklarında atan Sarar Giyim’in yönetiminde şimdilerde 3. kuşak heyecanı yaşanıyor. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Celalettin Sarar’ın 3 çocuğu Sarar’ı bir dünya markası yapabilmek için kolları sıvamış durumdalar. Emre, Emir ve Gözde, Sarar’ın yeni gurur kaynakları... Mustafa Koç’un Koç bünyesinde çekirdekten yetişmesi gibi Sarar’da da bu üç genç, tabandan tavana yükselmenin örneğini oluşturuyorlar. Emre Sarar, Sarar’ın Avrupa’daki gelişim stratejilerinde önemli rol oynuyor. Emir Sarar halen yurtdışında eğitimini devam ettiriyor, Sarar’ın karar mekanizmalarında yer alıyor. Gözde Sarar ise, geçtiğimiz günlerde, günde 10 bin adet gömlek üretecek muhteşem tesislerin başına geçmiş durumda. Gözde Sarar’ın hedeflerinin çok büyük olduğunu burada hemen belirtelim. Yaşının genç olduğunu, öğreneceği daha çok şey bulunduğunu da itiraf eden Sarar Giyim Gömlek Grubu Başkanı Gözde Sarar, “Kendime henüz bir tarih belirlemedim. Ama babam ve amcalarım gibi olabilmek için çok çalışıyorum. Daha 40 fırın ekmek yemek gerektiğini iyi biliyorum. En büyük hayalim bir gün Sarar’ın başına geçmek ve bu devi tek başıma idare edebilmek” diyor. Derviş’in dolu file hayali! Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanımız Kemal Derviş, en büyük hayalini geçen hafta açıkladı: “Vatandaşın pazara gidip filelerini doldurarak evine dönmesi en büyük hayalim.” Kemal Derviş, yaklaşık 26 yıl Türkiye’den ayrı yaşadıktan sonra ülkemize döndü. Derviş’in “hayalim” diye bahsettiği “dolu fileler” bundan yaklaşık üç yıl önce, yani bu hükümetten önce Türk halkı için bir “gerçek”ti... Vatandaş, pazardan, bırakın fileyi el arabalarını doldurarak evlerine dönerdi... Ne garip! Bir zamanlar hayallerin gerçek olması için dua ederdik... Şimdi gerçeklerin hayal olduğu bir dönem yaşıyoruz. Elinize sağlık! Sibirya denilince... Bembeyaz kar, Türkiye’nin özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimizin “çirkin” yüzünü ortaya koydu. İnsanlar perişan oldu, minik yavrular sabahın köründe okullarına gönderilip, iki dersten sonra tatil denilerek yollarda resmen heba edildi. Hadi Türkiye’nin başka yerlerini bırakın, ülkemizin dünyaya açılan penceresi denilen İstanbul, yarım saatte çöktü. Oysa meteoroloji bir haftadır bas bas bağırıyordu: “Cuma gününe dikkat! Sibirya soğuğu geliyor.” Bu feryadı ne İstanbul Valiliği, ne de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı duydu. Ne okullar “tedbir olsun” diye tatil edildi, ne yollarda herhangi bir hazırlık yapıldı. Evet, koskoca iki kurum yarım saatin içinde bembeyaz karın altında kaldı! Şehir göçmüş, trafik kilitlenmiş, yollar buz tutmuş, fırınlar ekmek çıkaramaz olmuş, ama İstanbul Valiliği kriz masasını akşama doğru kuruyordu... Üstelik, yapılan eleştiriler karşısında, hem Valiliğin hem Belediye’nin kar skandalına yönelik tepkileri de çok düşündürücüydü! Basın, İstanbul Valilik yönetimine “Neden tedbirinizi almadınız?” diye soru yöneltiyor, Valilik’ten yapılan açıklamaya bakın: “Meteoroloji Sibirya soğuğu var, dedi. Kar yağışı olacağını söylemedi ki!” Kime Sibirya deseniz size vereceği ilk cevap kar, kutup soğuğu olur. Hem Vali Erol Çakır’a hem Başkan Ali Müfit Gürtuna’ya soruyorum: “Sibirya denilince sizin aklınıza neresi geliyor?” Hadi bunu da bir tarafa bırakalım. Ya, Vali Çakır’ın dünkü kendi savunma sözlerine ne buyurursunuz: “Çocukların hepsi perişan olmadı. Çünkü öğrencilerin yarısı öğlenci. Basın da kar yağacağını bilemedi.” Sayın Vali’nin bahsettiği saatlerde biz de yollardaydık... Öğrenciler dahil herkes perişan bir haldeydi. Kilitlenmiş trafiğin içinde ne ileri ne geri gidebiliyorlardı. Okuluna gidenler ise, servisler geri döndüğü için bekleşiyorlardı. Ayrıca suçladığı basın, bir meteoroloji istasyonu değil. Kaldı ki, o basın, bir haftadır “Cuma gününe dikkat!” diye bütün Türkiye’yi uyarıyordu. Bu saatten sonra yapılması gereken nedir, peki! Her çağdaş ülkede olduğu gibi bir Vali, böyle bir durumda neyi yapıyorsa, Sayın Vali de onu yapmalıdır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95953
    % -0.94
  • 5.8268
    % -0.21
  • 6.5545
    % -0.3
  • 7.5597
    % -0.05
  • 238.589
    % -0.11
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT