BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güle güle...

Güle güle...

1997’de Türkiye gazetesinde son yazısını yazdığında havada sallanan bir beyaz mendili hatırlatan o kısacık yazının başlığı “Elveda”ydı.



1997’de Türkiye gazetesinde son yazısını yazdığında havada sallanan bir beyaz mendili hatırlatan o kısacık yazının başlığı “Elveda”ydı. Meğerse o vedanın cevabını bir başka türlü verecekmişiz... Güle güle aziz dost, güzel insan... güle güle. Zaten sen, en acı zamanlarında bile gülerdin. Gülmek, üslûbundu. Zarif bir tebessüm sana ne çok yaraşırdı. Güle güle... Yalçın Özer’den söz ediyoruz. Kim derdi ki bir gün O’nun vefat haberiyle sarsılacaksın, cenazesine gitmek dahi mümkün olmayacak, O, toprağa verilirken sen yüzlerce kilometre beride O’nun hakkındaki fikir ve hissiyatını kaleme almaya çalışıcaksın. Hayat ne kadar kısa... İlk tanıştığımız ân bugün gibi gözlerimizin önünde. Halbuki 32 sene olmuş. Türkiye gazetesi temsilcisi olarak Ankara’ya gidene kadar her günümüz neredeyse bir geçiyordu. Talebelik yıllarımız, Türkiye’nin sancılı zamanlarıydı. Sabahlara kadar okuyup araştırdık. Aşk derecesinde birbirimizi seviyorduk. O sevgiyi anlatmak imkânsız, o yazılmaz, yaşanır. Dr. Yalçın Özer, çok müstesna bir beyindi. Türkiye, asırlar içinde yetişecek bir fikir adamını kaybetti, kıymetini bilemediği, bir kalemi sustu. O, kendini susturmak isteyenlere ölümüyle en mânâlı cevabı verdi. Sabırlı, hoş görülüydü ve iyi huylu bir insandı. Son derecede nazikti. O sabırlı, hoş görülü, nazik insan, sıra memleket ve vazgeçilmez değerlerimize gelince asla taviz vermezdi. Onlara bütün hücreleriyle bağlıydı... Eğilmedi, bükülmedi, küçük hesapların adamı olmadı. Yalçın Özer, hâlis bir Müslümandı. Genç bir yaşta arkasında binlerce sevenini bırakarak “elveda” dedi. Enver Ören Beyin dediği gibi “bir yıldız daha kaydı”. Güle güle aziz dost, mekânın cennet olsun. Hayatın güzeldi, ölümün de güzel oldu. Miras olarak tertemiz bir isim bıraktın. En büyük servet bu değil mi zaten? Son yazısında “Elveda” demişti demesine ama bir gün sütununa çıkıp geleceği bekleniyordu. Şartlar, normalleşecek O da okuyucusuna kavuşacaktı. Olmadı; kısmet değilmiş. Ayrılmak kavuşamamak değil. Ölmek yok olmak değil. Ömür ki bir kurak çöl/ Onu bir tek güne böl/Şebnem gibi doğ ve öl/Yıldızlı bir gecede. Bu şiiri ne severdi... Yıldızlı bir gece ve kayan, kaynaşan yıldızlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT