BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Ayşe, hüzünlü bir yüz ifadesiyle Murat’a döndü: -Gelmez gelmez... Neyse annemi bırak şimdi. Sahi sen neden hep boşanma davalarına giriyorsun?



Ayşe, hüzünlü bir yüz ifadesiyle Murat’a döndü: -Gelmez gelmez... Neyse annemi bırak şimdi. Sahi sen neden hep boşanma davalarına giriyorsun? -Sence neden? -Ne bileyim ben? -Aslında ben de üzülüyorum ama, en azından arada alacak verecek sorunu olmuyor. Cinayet gibi ağır davalar ruhumu bunaltıyor. Ben kolay kolay kimseye hayır diyemeyen bir adamım. Tesir altında kalırım diye korkuyorum. -Ama boşanmalarda? -Formaliteler tamamlanıyor o kadar. Zaten mahkemeye gelen taraflar, geçinemeyeceklerini anlamış ve kararı çoktan vermiş hatta fiilen çoktan ayrılmış oluyorlar. Bize de formaliteyi savunmak düşüyor. Uff boşver şimdi şu konuları. Akşama kadar ailelerin birbirinden şikayetlerini dinlemekten bıkıyorum. Şöyle evime geldiğimde sizleri görmek beni o kadar dinlendiriyor ki. -Bugün yine kaç kişiyi birbirinden ayırdın Murat? -Yahu ben kimseyi birbirinden ayırmıyorum. Ayrılacak olan bana geliyor. -Yine de dikkat et Murat... Kadın milletine güven olmaz. -Haha ha hah... İşte bir bu eksikti. Ne olur? Beni senden mi alırlar? Hah hah ha... Murat’ın gevrek kahkahaları Ayşe’ye hiç de hoş gelmemişti. Çünkü işin içinde kendi sevdiği erkeğin kadınlarla diyaloğu söz konusuydu. İş bile olsa ne olursa olsun, eşinden ayrılan bir kadınla görüşmek, Ayşe’nin kadınsı duygularına göre, uçurumun kenarında dolaşmak gibiydi. Sonra gözlerini kocasının saçlarında gözlerinde yüzünde çenesinde gezdirdi. Eski şarkılarda olduğu gibi, “Yüzünde göz izi var sana kim baktı yarim” dercesine bir bakıştı bu. -Ne bakıyorsun Ayşe? Şimdi durup dururken nerden çıktı bu tuhaf bakışlar? -Ben ne demek istiyorum biliyor musun? Eşinden ayrılan kadın zaten artık serbest kadın demektir. -Eee? -Serbest olunca da, isterse yeniden bir başkasıyla evlenir, isterse kendi hayatını yaşar. -Tamam ama bunları bilmek için böyle ciddileşmeye gerek yok sanırım. -Anlamazlıktan gelme Murat. Seni kıskanıyorum işte. -Kimden karıcığım? -Boşandırdığın kadınlardan. -Haydaaa... Yahu şimdi bunu nerden çıkartıyorsun. Bir kadın geliyor. Belki yanında çocuğu var. On yıllık onbeş yıllık evli koca koca kadınlar. Zaten dertleri başından aşkın. Kimi koca dayağından bıkmış. Kimi alkolik adamın yıllarca ağız kokusunu çekmiş. Hemen hepsi çilekeş. Bu kadınlar “Avukat bey, beni bu beladan kurtar” diye yalvarıyorlar. Bu duygu içersindeki hangi kadın senin düşündüğün saçmalıkları aklına getirir!. -Ay siz avukatlar ne kadar da işinize geldiği gibi konuşursunuz. -Neden işime geldiği gibi konuşacakmışım? -Peki bürodan içeri hep on yıllık onbeş yıllık koca koca kadınlar mı geliyor? Hiç çiçeği burnunda yeni evliler, sosyetikler, gencecik kadınlar gelmiyor mu? -Gelsinler ne fark eder ki? Ben işimi yapıyorum. -Ben de sana işte bundan söz ediyorum. -Yahu Ayşe yine başlama ne olur. Yani şu kıskançlığın yüzünden neredeyse mesleğimden bıktım biliyor musun? Neyse... kelem sarması çok güzel olmuş. Ellerine sağlık. Sonra lafı değiştirmek için Mine’ye seslendi: -Haydi kızım, bak annen sofrayı kaldıracak. Önündeki son lokmayı da al haydi. Avukat Murat, eşinin bu kıskançlığını aşırı bulmakla birlikte, asıl, gün geçtikçe dozunu artıracak derecede lafı dönüp dolaştırıp o noktaya getirmesine anlam veremiyordu... Para kazanması lazımdı... Ama bunu Ayşe’ye anlatamıyordu işte. Televizyonun karşısına geçti. Kumanda elinde kanalları gezmeye başladı. Hiçbir dizi filmi beğenmiyordu. Hele öyle magazin adı altında ortaya çıkartılan sulu selli programlardan iğreniyordu. Ama nedense hemen her evde o tür programlar izleniyordu. Buna da bir türlü anlam veremiyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT