BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Polis, niçin sinirli?

Polis, niçin sinirli?

İki ayı geçti; grip, bugünküne eş; onun için arabayı oğlum kullanıyor; biz de öndeyiz, kemerlerimiz bağlı olduğu halde Haliç sahilinde seyrediyoruz. Kadir Has Üniversitesi’nin önüne geldiğimizde her zamanki gibi polis kontrolü yüzünden trafiğin yavaşladığını, yolun ortasında ve kenarında polisler olduğunu gördük.



İki ayı geçti; grip, bugünküne eş; onun için arabayı oğlum kullanıyor; biz de öndeyiz, kemerlerimiz bağlı olduğu halde Haliç sahilinde seyrediyoruz. Kadir Has Üniversitesi’nin önüne geldiğimizde her zamanki gibi polis kontrolü yüzünden trafiğin yavaşladığını, yolun ortasında ve kenarında polisler olduğunu gördük. Bir hanım polisin işaretiyle arabayı gösterilen yere çektik. Camı araladık. İnmemiz istendi, indik. Talep edilen evrakları verdik. Oğlumu aradılar. Sonra da bize “arabaya dön arayacağız!” dediler. Sorduk; “şüphe uyandıracak bir halimiz mi var?” “Sen memura karşı mı geliyorsun” tarzında klişe bir-iki laf ettiler. Devam ettik, “araba, şüphe uyandırır vaziyette mi, veya plakamız verilerek bir ihbar mı yapıldı?” Yine makul bir karşılık alamadık. Devam ettik, “istediğiniz evrakları mı vermedik?” Bu sırada şefleri de koşup gelmiş, tavırları daha sertleşmişti. Olanları ona da naklettik. Basın kartımızı dahi vermiştik. Orada ne iş yaptığımız yazıyordu. Buna rağmen şef dahil hepsi tutturmuşlardı “arayacağız” diye. Aratmadık, hata ettiklerine onları iknaya çalıştık. El sıkışarak ayrıldık ama bu sefer de bizden dolayı morallerinin bozulduğundan dem vurur oldular. Denilecek söz mü? “Bize devletin verdiği hüviyeti gösterin!” diyorlardı. Şunu ayırdedemiyorlardı. Hüviyet cüzdanını içişleri bakanlığı, sarı basın kartını başbakanlık vermektedir. Velev öyle olmasa, ne olur? Daha birçok kart ve hüviyet yanımızda mevcut. Öylesi işleri yapanlar, birazcık muhatabını tanır. Hayır. Bir kere ağızdan “arabaya dön arayacağız!” cümlesi dökülmüştü ya!..Onun mutlaka yerine gelmesi lazımdı. Kendimizi aratmamıştık; lakin huzurumuzu temine mükellef insanlar sabah sabah huzurumuzu kaçırmışlardı. Hakikaten onların da moralleri bozulmuştu. En azından toplanan vatandaşların gözü önünde dediğini yapamamanın mahcubiyetini yaşamışlardı . Ne oluyor? Polis neden bu kadar yanlışlık içinde? Tantan zamanında başlayan operasyonlardan ne fayda alındı? Bunların niçin muhasebesi yapılmaz? Eğer yapılıyorsa şu son iki büyük kusur nedir? Bir gazetenin tam matbaaya teslim saatinde baskın düzenleyip suçlu arama telaşı nedendir? Gazetenin yazar ve yöneticilerine reva görülen muamele hangi çağdaşlığın eseridir? Evet, AB’ye girmek için çırpınan Türkiye’nin en büyük şehrinde güpegündüz Yeni Şafak gazetesi baskına uğradı. Yeni Şafak, son derecede sorumlu muhalefet yapan bir yayın organı. Seviyeli kalemlere sahip. Eğer bu muhalefete, bu kalemlere tahammül edilmeyecekse demokrasi nerede kaldı? Demokrasi varsa farklılık ve muhalefet de vardır. İktidarı destekleyen gazete vatan dostu da iktidarı eleştiren vatan haini mi? Olmaz öyle şey? Hatalar, ibraz edilen hüviyete rağmen yoldan adam çevirip katil arar gibi aramak, gazete basmakla da kalınmadı. Yeni Şafak vak’asının ardından bu defa yaşı ve kariyeri gereği “Hocaların Hocası” denebilecek Prof. Dr. Erdoğan Alkin bir banka soruşturması sebebiyle sabahın 06.00’sında yatağından kaldırılıp nöbetçi savcının kapısına dikildi. Sadece O da değil, birçok bürokrat, iş adamı vs.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT