BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Portakal istiyorum anne!

Portakal istiyorum anne!

Şakacılar dayak yiyormuş, Hindistan Pakistan’a girmiş, enflasyon ocak söndürüyormuş, doğalgaz çok pahalıymış... Bunların hiçbiri küçük kızın umurunda değil, Onun dünyası bir portakalın etrafında dönüyor...



İSTANBUL-Sebze ve Meyve Hali kardan iyice kapanmış, sadece bir iki kamyon gelmeyi başarmıştı. Kamyonların üzerindeki sebze ve meyveler bir iki kabzımal eşliğinde boşaltılıyordu. Hava o kadar soğukki, iki kasa taşıyan hamal hemen köşedeki ateşin başına koşuşturuyor, ellerini ısıtmanın telaşına düşüyordu. Hemen karşımızda bir başka telaş daha yaşanıyordu. Ama bu telaş görenleri buz gibi havada bir kez daha titretiyordu. Ama ne titreme?... Bir anne ve küçük kızı ilişmişti gözümüze. İster istemez dikkat keşilmiştik. Yanlarına biraz daha yaklaştık. Küçük kızın sesi geliyordu. “Anne bunu da alalım mı?”, “Hani yok demiştin?”, “Buraya daha önce niye gelmedik anne?”, “Ayşeler de mi buradan alıyor anne?”... Çöpleri karıştıran anne- kızın yüzünde buruk bir tebessüm belirmişti. Küçük kız sevinçten çöplüğün bir o başına, bir bu başına koşuyordu. Seçtiği portakalların üzerindeki karı eliyle şöyle bir siliyor sonrada poşete dolduruyordu. Göz ucuyla kızını izleyen anne günlerdir portakal isteyen kızının isteğini çöplükten de olsa yerine getirmişti anlaşılan. Mahçup olduk ama... Bir gazeteci için bu görüntü elbetteki bir haberdi. Ve fotoğraflanması gerekiyordu. Öyle de yaptık. Hay yapmaz olaydık. Fotoğrafının çekildiğini farkeden kadıncağız bozuldu. Yerden yavaşça doğruldu, bizimle gözgöze gelmeden elini kızına doğru uzattı. Küçük kız yine kendi halindeydi, “Anne yine geliriz değil mi?” dedi. Gerçekten çok kötü bir durumdu. Kendimizi hırsızlık yaparken yakalanmış gibi hissettik. Anne tekrar kızını ikaz etti, “Hadi Elif! bak baban bize işaret ediyor gidelim.” Küçük kız çantayı sürükleyerek annesini yanına kadar gitti. Onlar el ele tutuşup yanımızdan uzaklaşırken, biz ışınlanmış gibi donup kalmıştık... Açıkcası çok mahcup olmuştuk. Yüzsüzlük bu ya! Bu kez isimlerini öğrenmek istedik. Kadıncağızın yanına vardığımızda bizimle göz göze geldi ve, “Ne olur bunu yayınlamayın. İnanın ki, ilk kez geldik. Hem dükkancılar da almamıza bir şey demedi sizde gördünüz. Kocam ‘gitmeyelim, bir gören olursa rezil oluruz’ demişti. Ama kızımın ısrarlarına dayanamadım. Bütün suç benim” diyordu. Garipler çöplükten portakal toplamanın suç olduğunu zannediyordu. Bir ara Elif aşağıdan yukarı doğru yüzümüze baktı ve annesine iyice sokuldu. Bacakları bile titriyordu. O da korkmuştu... Kocama sorun... Kadıncağız,” Kocam burada birşey soracaksanız onu sorun” diyerek az ilerideki kamyonu gösterdi. Baba kamyonun köşesinde saklanmış bekliyordu. Belli ki, burada olmaktan utanıyordu. Onu gördüğümüzü farkedince gizlenmekten vazgeçti, yanımıza geldi. “Biliyorum sizinde işiniz bu ama bunu yazmasanız olmaz mı?” diyerek başladı söze ve gözleri kısılarak sözlerini sürdürdü, “İnanın ki, Elif çok ısrar etti. Annesinden sürekli portakal istiyor. Okulda arkadaşlarının beslenme çantasında portakal oluyormuş. Çocuk işte yoktan anlamıyor ki. Ama yazacaksanızda bizi buralardan geçinen aileler gibi yazmayın. Bu ilk ve son gelişimizdi”. Cebinden çıkardığı filtresiz sigarısını yaktıktan sonra derin bir nefes çeken baba dertlenmişti, Samsun’dan gelmişlerdi. İnşaatlarda çalışıyor, karınlarını doyuruyordu. Fakat 4 aydır hiçbir iş alamamıştı. Üstelik kış aylarında inşaat işi de olmuyordu. Ama bu sene durum daha farklıydı. Baba ısrarla isimlerini yazmamızı istemiyordu. Tanınırsa mahcup olur diye endişeleniyordu. Ama giderken söyledikleri çok enteresandı, “Şimdi diyeceksiniz ki, altı üstü portakal. . Burada kilosu 400 bin lira. Niye çoluğu çocuğu çöplüğe muhtaç ediyorsun? Ama inanın ki o bile yok!.. Evdeki son torba kömürü de bir arkadaşım aldı. Ama yarın... Yarın o da yok işte”!.. Elif anne babasının arasında bizden uzaklaşırken, kendi kendine söyleniyordu, “Bir daha portakal istemiyorum. Bunlarıda kardeşime yedir anne!”. Kar üstünü kapamadan Sebze ve meyve hali’nin arka kapısındaki manzarada Elif ve ailesinin yaşadıklarından farksızdı. Kardan kapanan çöplükteki iki çocuk, soğuktan üşümek üzere portakal ve elmaların içinden gözlerine kestirdiklerini seçiyor ellerindeki poşetlere dolduruyorlardı. Belli ki, onlar daha öncede gelmişlerdi buraya. Fotoğraflarının çekilmesine aldırış bile etmediler. Kar kapatmadan biraz daha meyve toplayıp evin yolunu tutmanın telaşı içindeydiler.
Kapat
KAPAT