BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hep acı

Hep acı

Gazetelere bakıyorum, yine kapkaranlık felaket tabloları, acı haberler ağırlıkta...



Gazetelere bakıyorum, yine kapkaranlık felaket tabloları, acı haberler ağırlıkta... Yine kendisini dokuzuncu kattan atarak intihar edenler, karısını, bacısını katledenler, yangınlar, patlayan ya da patlamak üzere bulunan bombalar, adam boğazlayan, kol ve yol kesen hırsızlar, freni patlayan kamyonların ezdiği çocuklar, esrarla yakalanan sanatçılar. Gerçi iyi niyetli iki üç haber de yok değil, ama tablonun karanlığını bütünüyle silemiyor. Mesela ülkemizdeki bir hayvanat bahçesine getirtilen etobur timsahlar, vatandaşların kırlara hücumu, Almanların buluşu, damar temizleyen robot solucan, Limanköy’de iki hayırsever tarafından yaptırılan kitaplık ve konukevi... Kırklareli’nde övgüye değer göçmen kampı, çocuk parkında kaydıraktan kayan sevinçleri yüzlerine vurmuş Kosovalı çocuklar... Fakat naylon torbaya konulup Osmaniye’de bir sokağa bırakılmış iki günlük bebeğe ne demeli? Bütün gece ayazda o torbanın içindeymiş, canının son gücüyle çığırır dururmuş. Sabah namazına giden bir vatandaş tarafından bulunmuş. Bu olay nedense analık duygusu için bir bebeği karında taşımanın yeterli olmadığını düşündürüyor bana... Kan bağı ne olursa olsun... Analık duygusu insanda eğer varsa sevginin kaynağından yeşerir. İnsanları seven her kadın yüreği ana yüreğidir bence. Polisler bebeğin adını Umut koymuşlar... Birilerinin onu bağrına basmasını bekliyor Umut.... Anne, baba diyebileceği birilerini bekliyor, karnının doyabileceği üşümeyeceği bir yorgan altı arıyor. Ya kendisini aldatan kocasının üstüne üstlük dayağını yiyip çocuğuyla birlikte yine o koca tarafından sokağa atılan Emel’e ne demeli? Daha gencecik, mavi gözleri yaşama arzularıyla dolu. Sığınma evlerinin nedense almadığı Emel’le çocuğunu karakol sahiplenmiş. Eğitimi, ekonomik özgürlüğü ve de şansı olmadığı için bu haller başına geliyor... Emel’in talihsizliği baştan belli. Daha bebekken annesini, dokuz yaşındayken de babasını kaybetmiş. Akraba yanına, o kadar uzak da değil, halasının yanına sığınmış. Büyükleri onu yaşça kendinden tam onbeş yaş büyük biriyle evlendirmeye kalkışıp başlarından savmak istediklerinde o da çalıştığı yerde tanıştığı Mevlüt’le evlenmiş. Sonunda da bu işler başına gelmiş... Size ayak üstü hazırlanmış bir Yeşilçam senaryosu anlatmadım, gerçeğin kendisi bu. Haydi bakalım, kadın başına hayatını ve bebeğini nasıl kurtaracak Emel? Bundan sonra da olmaz işlerle yüzyüze gelir mi, birtakım simsarlar Emel’i olmaz işlerde kullanmaya kalkarlar mı? Soruyorum: Emel ve bebeği nasıl kurtulur? Şimdiki halde bir bayan polisin evinde kalıyormuş Emel. Şimdilik polis himayesinde, fakat yarın ne olacak? Bu gepegenç kadın boyunu aşmış problemini nasıl çözecek... Öyle tek başına değil şüphesiz... Aynı durumda olan kimbilir kaç kadın daha çıkacak karşımıza, deşsek eğer... Emel için bundan sonrası belki zor ama hiç değilse koca dayağı yemiyecek... Baskı ve zulüm görmeyecek, aldatılmışlığın zedelenmiş duyguları ile yaşamak zorunda kalmayacak. Belki birilerinin kucak açmasıyla bir iş, bir ev de bulabilecek. Ama ya ötekiler, ya binlercesi?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT