BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Duyduğu zilin sesiyle iliklerine kadar titredi... Arzu hanım kendisini odasına çağırıyordu. Bir Kemal beyin odasına baktı. Bir Arzu hanımın odasına uzanan daracık koridora. Kimsecikler yoktu. Telaş içersinde Arzu hanımın odasına doğru seğirtti...



Berrin, birkaç adımlık sekreteryanın masa hizasına geldiğinde, nerdeyse yerlere kadar eğilip, kandilli bir temenna çaktıktan sonra kekeledi: -İyi günler efendim. Berrin’in bu kez onu duyacak hali yoktu. O ki, ruhunu fersah fersah ötelere kaçırmış da geriye ruhsuz bir bedeni kalmış belki de şu an dünyanın en bedbaht kadınıydı. Bir gölge gibi geldiği apartmandan, şimdi de yine bir gölge gibi süzülüp gidiyordu... Genç kız, çok televizyon dizisi seyretmişti. Çok kitap okumuştu. Hatta tek tük mahalle kavgalarına bile şahit olmuştu ama böylesine ani, böylesine şiddetli, böylesine çabuk biten ama her şeyi bitiren bir aile kavgasını ilk kez yaşıyordu. Sanki bir şehri besleyen koskoca bir trafo patlar gibi olmuştu... İki insan bir elektriklenme ile birbirlerine karşı patlamış, bu patlamayla birlikte, yürekleri ağza getirecek derecede şiddetli bir gürültüyle birlikte korkunç bir alev topunun akabinde ortalığı zifiri bir karanlık basıvermişti. Az önceki kavgayı böyle yorumlamaya çalışıyordu. Duyduğu zilin sesiyle iliklerine kadar titredi. Arzu hanım kendisini odasına çağırıyordu. Bir Kemal beyin odasına baktı. Bir Arzu hanımın odasına uzanan daracık koridora. Kimsecikler yoktu. Telaş içersinde Arzu hanımın odasına doğru seğirtti. Kapıyı tıklattı. İçeri girdi. Arzu, elinde kumanda, masasının önünde misafirlere ayrılmış deri koltuğun üzerine öylesine oturmuş vakit öldürmek için televizyona bakıyordu. Yönünü çevirmeye bile gerek duymadan yarı alaycı sordu: -Gitti mi hamınefendiler? Bu yarı alaycı söz, Arzu’nun olup bitenden haberi olmadığındandı. Sedef az önce Kemal Beyin odasında yaşananları Arzu’ya anlatsa mıydı? Yoksa üstüne düşmeyen vazifeye karışmış olmaktan dolayı başına bir hal gelir miydi? -Berrin hanım çıktılar efendim. Televizyonu kapatıp, kumandayı masaya eğreti bir şekilde bırakan Arzu, zaten hazır vaziyette kapıya yöneldi. Kolundaki saate bakmaya bile gerek duymamıştı. Çünkü Kemal kendisini bekletmeyi hiç beceremezdi. İşte yine hanımını başından savmış kendisine lazım olan vakti ayırmak üzere odasında bekliyordu. Sedef, Arzu’nun ardından yürürken halen kararsızdı. Acaba içeride olan biteni söylese miydi? Bir an küçük diline kadar geldi duygular. Ama cesaret edemedi. Çünkü böylesi bir olaydan söz etmediği için ihtar almazdı. Masasına geçip oturdu. Oturdu ama, bütün kalbiyle Kemal beyin odasında yaşanacak ikinci diyaloğu merak ediyordu. Arzu kapıyı tıklatmaya gerek duymadan her zamanki gibi içeri adımını attı. Atmasıyla birlikte ağzı bir karış açık kaldı. Gördüğü manzaraya dünyada inanamıyordu. Kemal beyin masasının üzerinde abajurdan sümene, masa takviminden mini bibloya, kristal küllükten mermer kalemliğe kadar herşey yere dağılmış, üstelik kırılacak eşyalar da kırılma eyleminden gerektiği kadar nasibini almışlardı. Kemal’e baktı gözleri faltaşı gibi açılmış halde. Kemal, sırtı kapıya dönük halde koltuğuna oturmuş, başı öne eğik elinde zarf açacağıyla masanın kenarına çentik atar gibi mini dokunuşlan yaparken düşünüyordu. -Kemal bey? Kemal dönüp bakmadı bile. Hayret ilk defa Arzu’yu hiçe sayan bir tavır içerisindeydi. Yoksa duymamış mıydı? -Kemal bey? Yine cevap yoktu. Şaşırdı Arzu. Bir iki adım attı. Ama şaşkınlığın zirvesindeydi. Ne olmuştu iki dakikada. Bu odada az önce Kemal bey hanımıyla görüşmemiş miydi? Öyleyse bu ne ortalık savaş alanı gibiydi? Peki Kemal beyden neden ses seda çıkmıyordu? Yoksa?!. “Aman Allahım!” dedi içinden. “Yoksa Kemal bey öldürüldü mü?” Bu korkunç ihtimal Arzu’nun kan dolaşımını ekvatordan kutuplara akan buz nehirlerine çevirivermişti. Genç kadının alnından boncuk boncuk soğuk terler boşandı. Gözlerinin önü kararır gibi oldu. Kapının kolunu tutan eli boşlukta kalmıştı şimdi. Onsekiz yaşında yaşadığı o talihsiz gün, bir film şeridi gibi canlanıvermişti gözlerinin önünde... İşte aynen böyle, babasının ardından da “Baba!.. Babacığım” diye seslenmişti. Babası aynen Kemal beyin koltuğunda sırtını yan dönmüş başı öne eğik halde oturduğu gibi oturuyordu. -Babacığım... Babasından cevap gelmediği gibi, geri dönüp de bakmamıştı bile... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT