BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gariban muhabirin destek üssü: ‘HAYYAM’

Gariban muhabirin destek üssü: ‘HAYYAM’

Gazeteci milleti fotoğraf makinesinden tez bıkar. Cebi üç kuruş para gördü mü Hayyam’a koşar, üstüne fark verip takas yapar. Esnaf aldığı makineyi yıkar, paklar ve işe yeni başlayanlara satar.



Arap ülkelerinden birinde, sanırım Irak’tay#dım. Çantamı açtığımda, donmuş kalmıştım. En çok iş gören objektifim (28-70) darmadağın olmuştu. Çift makine ve bir çuval objektif taşıdığım için işim aksamadı ama canım sıkıldı. İstanbul’a döndüğümde Hayyam’ın (Sirkeci’de fotoğraf makinesi tamircilerinin konuşlandığı bir handır) yolunu tuttum. Olacak bu ya o gün hepsinin de eli doluydu ve “bırak, bakarız” diyecekleri tuttu. Kızdım mı, telaşlandım mı bilmem, hanın basamaklarına çöktüm. Parçaları içiçe oturttum, bilezikleri bir o yana bir bu yana döndürüp sıktım. Elime alıp okkaladım ve makineye taktım. Önce manuel netlik, sonra otofokus yaptım. Namıssız fişek kesildi, sanırsın ki saat. Neşem yerine geldi ve mühendislik okumadığıma hayıflandım. Göz göre göre ziyan oluyordum canım. Geçen gün arkadaşın birini 70-210’una dertli dertli bakarken gördüm. Efendim, merceklerden birinin altına kıl, tüy kaçmış da, görüntüyü bozuyormuş da filan. “Aklım ermez” desem mesele yok ama serde sazanlık var, yan toplara çıkmadan duramam. “O işler kolay aslanım” diye atladım, “objektif dediğin iç içe iki boru, gerisi makara, kukara. Ah şimdi burda bir saatçi tornavidası olsa...” Ciddiye alacağını nereden bilebilirdim, sen git, bilgisayarcılardan alet edavat bul, dikil karşıma. Hatta (ustayız ya) yanına demlik filan hazırla. Haydaaa, ne işin var çayda. Sen misin kurcalayan Objektifi elime alınca yüreğime inceden bir sıkıntı çöktü, zira bu benim Sigma’ya pek benzemiyor. Alet hem çiçek kadar temiz, hem orijinal Nikon. Hani ölüsünü 500 marka yakala, hiç kaçırma. İyi ama bu saatten sonra karizmayı karalatacak değiliz ya. İlk gördüğüm vidadan sökmeye başladım. Aklım sıra peşpeşe koyup sıralama yaptım. Son çıkanı önce takarsam niye olmasındı canım. Ancak üst kapağı açar açmaz içerden öyle bir tazyik koptu ki anlatamam. Bu Japon milletinin parmakları ufacık ufacık ya, dar alanlardaki kısa paslaşmalardan hoşlanıyorlar. Cihazı turşu küpü gibi dolduruyor, ne kadar yay, kablo, entegre varsa içine basıyorlar. Tekrar tıkıp tıkıştırıp vidalarını sıktım ama bu kez gövde kaymaz oldu. Bir daha açtım bir daha kapadım “ı ıh”. Son bir kez açtım ve artık kapatamadım. O ara ne oldu anlayamadım segmanlar, yaylar oraya buraya dağıldı, entegreler elimde kaldı. Ensemden nasıl haşlak sular iniyor anlatamam. Diyeceksiniz ki “Sonra?” Sonra n’olcak, “Ben buna bir de evde bakayım” deyip parçaları torbaladım, doğru Hayyam’a... Döküntüleri önüne koyduğumda Murat Usta çok şaşırdı. Bir objektife bir yüzüme bakıp “bunu bu hale getirmek için çok uğraştın mı?” diye sordu. Hadi gel de cevap ver. Meğer yazık olmuş güzelim alete. Sadece kopan entegre 200 markmış, onu da sipariş edecekmişler de, artık ne zaman gelirse... “Para dediğin ne ki, el kiri...” diyemedim tabii. Ama bundan da hayır çıkarmanın bir yolu olabilirdi. Mesela hazır gelmişken çarşıyı haber yapmak gibi... İstanbul Eminönü’ydü Eskiden, hani Maslak’ın Manhattan’a özenmediği yıllarda oteller ya Tarlabaşı’na, ya da Sirkeci’ye sokulurlar. Şehzadebaşı, Aksaray nataşa mataşa tanımaz, Laleli’de iyi aile çocukları dolanırlar. Bayezid sokaklarında çıngıraklı yoğurtçularla, kadife sesli zerzavatçılar turlar. Kabak kafalı oğlanlar gazoz kapağı toplar, saçı örgülü kızlar seksek oynar. O zamanlar İstanbul dendi mi akla Sirkeci gelir. Otobüsçüler, nakliye ambarları, arabacılar, yedek parçacılar, kabzımallar burada konuşlanırlar. Kamyoncular arabalı vapura binebilmek için üç gün sıra bekler, kuyruklar zaman zaman Yenikapı’ya uzar. Ortalık atarabasından geçilmez ve treleybüslerin ikide bir boynuzu çıkar. Eğlence dünyasının nabzı yine Beyoğlu’nda atar, ancak parayı kolay bulan Anadolu hovardaları Sirkeci’de yamulurlar. Mirasyediler ve tokatçılar kargadan başka kuş Anadolu Sazevi’nden başka (ki aslında Merzifonlu Kara Mustafapaşa’nın yaptırdığı tarihi bir camidir) pavyon tanımazlar. Yer, içer, civar otellerde sızarlar. Sonra günün bir vakti trenden inen gurbetçiler sığınacak çatı altı ararlar. İşte o aralar “Hotel Hayyam” sıkı iş yapar. Nereden nereye Gelgelelim dünya hızlı, Eminönü daha hızlı değişir. Sebze Hali Bayrampaşa’ya, Nakliye Ambarları Cevizlibağ’a taşınır. Otobüsçüler Harem ve Topkapı’ya dağılırlar. Nedendir bilinmez millet trenden soğur, Anadolu Sazevi yine cami olur. Tramvay, troleybüs kalkar ve cüzdanı kalınlar eğlenmek için başka yerler bulurlar. Hasılı Sirkeci’nin havası kaçar, Hayyam da “işhanı olarak” hizmete başlar. O yıllarda fotoğrafçılığa gönül verenler Babıali Yokuşu’na açılan dar aralıkları turlar, emektar makinalarına flaş, objektif, filtre uydururlar. Burada agrandizörden, banyo malzemesine her aradıklarını bulurlar. İstanbul’da fotoğraf makinesi alınıp satılan bir başka adres Bayezid Çınaraltı’dır. İşte, Hayyam her iki grubu da bünyesinde toplar. Diyeceksiniz ki Babıali olmasa Hayyam olur muydu? Onu bilemem ama Hayyam da olmasa fukaradan gazeteci çıkmaz. Elbette sıfır makine, sıfır makinedir ve adamı kolay kolay yolda koymaz. Ancak sıradan bir muhabir onlara yaklaşamaz. Makine deyip geçmeyin şöyle okkalı bir body 4 bin mark yazar. İki tane objektif, orijinal flaş ve yakışıklı bir çanta bir o kadar tutar. Eğer bu seriyi dijitallerle yapmaya niyetlenirseniz 8-10 bin dolardan kapı açarlar. Pahalı merak Hal böyle olunca müstamelcilerin yıldızı parlar. Hayyam esnafı müşterilerine Lupitel ve Zenith gibi çerezlerden, Leica ve Hasselblad gibi cevahirlere kadar geniş bir yelpaze sunar. Rolleiflex’ler, Hanımex’ler, Yashika’lar, Prakticala’lar, Olimpus’lar, Mamiya’lar, Ricoh’lar, Pentax’lar, Nicon’lar, Canon’lar, Minolta’lar... Nikkor, Sigma, Vivitar, Cosina, Tamron objektifler, kollu kolsuz flaşlar, çantalar, sehpalar ve bin çeşit aksesuar... Biliyor musunuz bu muhabir milleti makinesinden tez bıkar. Yemede içmede gözleri yoktur ama cebi üç kuruş gören makine yenilemeye kalkar. Tuzunu kurutan dooğru Hayyam’a koşar, üstüne fark verip makine takaslar. Esnaf aldığı makineyi yıkar, paklar, bakımını yapar ve işe yeni başlayanlara satar. Diyelim ki bir şeyler değişti ve gazeteciler makine kovalamaz oldu. Hayyam batar mı? Bence batmaz. En azından arasıra objektif kurcalayan bir şaşkın çıkar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95953
    % -0.94
  • 5.8268
    % -0.21
  • 6.5545
    % -0.3
  • 7.5654
    % 0.02
  • 238.458
    % -0.16
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT