BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Savcı genç kızla konuşmasını tamamlamıştı ki içeriye giren sivil giyimli ama Emniyet’ten olduğu belli bir görevli, savcının önüne bir zarf bıraktı ve kulağına doğru eğilip birşeyler söyledi. Savcı’nın gözü Arzu’ya kayarken dudaklarıyla “Mımm” sesi çıkarttı...



Babaannem o gece yine bizde misafir kalmıştı. Onu evde alıkoyduğumuz için mutluyduk. Çünkü her defasında anneme de babama da nasihatlar ederdi: -Kızım, benim oğlum olduğu için söylemiyorum. Senin kocan asla senin üstüne gül koklamaz. Çünkü bu civarda gezip tozmadığı yer kalmadı. Bakmadığı kız kalmadı. En son seni gördü. Seni beğendi ve aldı. Böyle bir adam nasıl olur da senden başkasına gönül verir? -Sen git onu kendinden başkasını beğenmeyen oğluna sor. Ben onun gözünde artık sıradan bir hizmetçi gibiyim. Sabah kahvaltısını hazırlarım. Akşam da yemeğini. Kahvesini getiririm gömleğini ütülerim bu kadar. O beyefendi ise, benim şıkır şıkır yıkayıp ütülediğim elbiselerle gider iş yerinde başka kadınlarla muhabbet eder. Onu, “Ne kadar da şık biri, ne kadar da görgülü biri diye birbirine lanse eder bayanlar. O da bu şıklığını kime borçlu olduğunu düşünmeden hayatını yaşar.” -Ama çocuğum onun mesleği bu. Bayan terzisi. O zamandan beri tabii ki işini geliştirdi. Tabii ki insanlarla dayalog kurdu. Hepsi ekmek parası için. -Yaaa... Ne kadar da masumane bir söz. Ekmek parası. Peki o birlikte günlerce yolculuk ettiği iş arkadaşlığı adı altında otelleri bile birlikte paylaştığı kadınlar? Onlarla birlikte çektirdiği fotoğraflar. Birlikte yedikleri birlikte içtikleri kafeteryalar restoranlar piknik alanları... Bizim bunları eşimizle birlikte yaşamaya hakkımız yok mu? Ben bunu söyleyince kıskanç oluyorum öyle mi?!. Babamla annemin kavgası babaannem olduğunda dinse bile asla bitmezdi. Artık babam da annem de hayatından bezmişti. Yıllar boyu süren kavgalar sonunda bizler kocaman çocuklar olmuştuk ama onlar da sinir harbinin sonuna gelmişlerdi. Artık her ikisinin de birbirine söylediği söz, “Yeter artık bitsin bu iş. Ne olacaksa olsun” olmuştu. Ve bir gün babamın silah aldığını öğrendik. Yoksa babam annemizi vuracak mıydı? Ya da artık işlerini büyütüp ufak çaplı tüccar olarak kendini birilerinden korumak için mi almıştı bu silahı? Savcı, hiç ses çıkartmadan dinliyordu Arzu’yu: “Babam artık silahla geziyordu. En son o gün işyerine ziyarete gittiğimde babamı odasında tabancayla vurulmuş olarak gördüm. Demek ki babam, annemle yaşadığı bu kıskançlık kavgalarına dayanamayıp hayatına kıymıştı. Savcı, sonunda: -Çok güzel bir şekilde aile durumunuzu anlattınız. Ama babanızın bu sebeple intihar ettiğini nasıl açıklayacağız. Dolayısıyla bu sonuç ortaya çıkana kadar sizler bulunduğunuz adresten ayrılmayacaksınız. Savcı genç kızla konuşmasını tamamlamıştı ki içeriye giren sivil giyimli ama Emniyetten olduğu belli bir görevli, savcının önüne bir zarf bıraktı ve kulağına doğru eğilip birşeyler söyledi. Savcı’nın gözü Arzu’ya kayarken dudaklarıyla “Mımm” sesi çıkarttı. Sonra biraz çabukça zarfı açmaya başlarken Arzu’yu yanına çağırdı: -Bak bakalım, bu defter ve bu yazı kimin? -Ne yazısı? -Bilmiyorum. Henüz okumadım ama belki tanırsan diye sana da gösteriyorum. Arzu defterdeki yazıya bakar bakmaz tanımıştı. “Bu... Bu babamın yazısı” -Anlıyorum. Savcı Arzu’nun da duyabileceği bir şekilde hatıra defterini açtı ve ilk sayfadan itibaren okumaya başladı: “Bu yazılanlar benim ölüm sebebimi açıklar.” Arzu babasının intihar ettiğini tahmin ediyordu ama kesin olarak tabii ki birşey söyleyemezdi. Ama işte hatırasında babası her şeyi açıklıyordu: “Ben Celal Artunç... Çocukluğum fakir bir ailenin üçüncü çocuğu olarak sefalet içerisinde geçti. Babam bir fabrikada işçiydi. Vardiyalı olarak çalışırdı. Evinden başka hiç ama hiç bir düşüncesi yoktu. Bir gün evimizin balkonunda otururken, babamın bacak bacak üstüne atmış halde, benden çay alırken söylediği şu sözü hiç unutmuyorum: -Oğlum... Size vasiyetim olsun. Evinize özlük üveylik sokmayın ne olur. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT