BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bitmiş bir takım bitmiş bir şehir...

Bitmiş bir takım bitmiş bir şehir...

Anadolu’nun bağrından çıkıp, İstanbul’un şampiyonluk saltanatına son veren o Trabzon nerde, bu Trabzon nerde ?



Anadolu’nun bağrından çıkıp, İstanbul’un şampiyonluk saltanatına son veren o Trabzon nerde, bu Trabzon nerde ? Birisi Şenol’u, Turgay’ı, Necati’si, Dobi Hasan’ı Tuncay’ı ile hâlâ gönüllerde taht kurmuş, diğeri yüreksiz, sevimsiz, çelimsiz haliyle, taraftarın nefretini kazanmış... 4 yıl önce Şenol Güneş ile eski günlerini tazeleme imkanı bulmuşken, elinden kaçan bu güzelliğin arkasından baka kalan Trabzonspor, bir daha asla toparlanamayacağı sinyalini her geçen gün daha hızlı veriyor... Yazık edilmiş ve sindirilmiş bir şehrin takımı, kaybettiği prestijine mi yansın, yoksa kaybettiği taraftar sevgisine mi? Aşkın nefrete dönüştüğü Karadeniz kentinde, psikolojik sorunlar da kötü gidişle vitrine çıkarak, herkesin tepesini attırmış.. Evde uysal Karadenizli bile, Avni Aker’d#ki yıkılmışlığın karşısında stad canavarı olup çıkıveriyor... Elini cebine atıyor, ne geçerse sahadaki ruhsuz dediği futbolcusuna sallıyor... Taş, ayakkabı, bozuk para ve hatta cep telefonu... Bu kadar çileden çıkmış insanlar, bir daha aşık olamayacak psikolojik yıkıntı içinde Karadeniz’in o efeliğini maalesef kötü emellerde kullanmaya çalışıyor... Karadenizli çıldırmış... Karadenizli bunalıma girmiş... Karadenizli hepten yıkılmış... Gerçekten Trabzon’a yürekten bağlı bu insanların gönlündeki kor ateşini söndürenler, sorumlu gibi değil, sorumsuzluklarını kamufle edip sahte kimliklerle fink atıyor... Ayna karşısında bile yüzlerine vuran utanmazlık kızartılarını görmezlikten gelip, suçluların başka yerde aranmasını muzaffer bir kumandan edası ile gösteriyor: “Trabzonlular, ilk hedefiniz ruhsuz futbolculardır... İleri “ Peki, iyi, güzel de, işaret ettikleri bu ruhsuz futbolcuları kim bir araya getirdi? Transfer paralarını kim verdi? Yeni bir takım kimliği ile “Bu sene şampiyonluk bizim” diyen başkaları mıydı? Bu dolambaçlı yollara sapanlar, artık saklandıkları paravanların yıkılması ile şimdi dımdızlak ortada kaldı... İstedikleri kadar, hava bassınlar... İstedikleri kadar “En büyük benim” desinler... Yemezler... Trabzon’u eritmek için, kazanın altına odun sürenler, sonunda o kazanın içine kendileri girecektir... İstanbul deplasmanına geldiklerinde, başkanlarının evine zorla misafirliğe götürülen bordo-mavili futbolcular tipik bir kuklaya döndürülmek istenmiştir... Bir kişiyi mutlu etmekle, onbinlerce kişiyi mutlu etmek birbirine karıştırılmıştır... Ve sonunda hava atalım derken, havlu atılmıştır... Onlar ki... Her maçtan önce “Bu son şansınız” diye futbolcuları tehdit etmekle başarı yakalanamayacağını bilemediler... Eli cebinde başkan eli sıktı diye, koskoca bir Ogün’ün kolundan kaptanlık pazubantını çıkarıp itilmişler arasına atmakla İstanbul ‘a efelenemediler... “Yamyam” sözüne bozulan bir golcüsünün poposuna tekme vurup göndermekle disiplin sağlayamadılar... Kulübe sahip çıkıyorum ayaklarıyla, muhalefeti sindirme politikası uygulayarak devrim yapmayı (!) marifet saydılar... Alkolik yazarlarla, gerçek spor yazarlarını hep karıştırdılar... Birisi doğru yolu, diğeri avanta yolunu kolladı... Uyanamadılar... Birisi yanlışı gördü, erken uyardı, birisi göz göre göre yağcılığa kadeh kaldırdı... Ve sonunda Trabzonspor’u el birliği ile sevgisizliğe, yalnızlığa ve tükenmişliğe sürüklediler... Koca bir şehri ve onun takımını diri diri toprağa gömdüler... Gazaları mübarek olsun...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT