BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Savcı son satırları okurken sesinin titrediğinin farkında değildi. Arzu ise gözlerinden akan yaşlara rağmen sanki az önce babası konuşuyormuş gibi dinliyordu. Son sözler tamamlanınca genç kızın dudaklarından dökülüvermişti inleyen kelimeler...



“Lütfen beni rahat bırak!” Deli miydi bela mıydı ne olduğunu bilemediğim bu kadın, benim eşim başta olmak üzere herkesi kendisine inandırmayı başarmıştı. Durumu aileme kabul ettiremediğim gibi çalışanlarıma da izah edemiyordum. Yavaş yavaş çalışanlarım bana kötü gözle bakmaya, sonra da birer birer işyerimden ayrılmaya başlamışlardı. Bu haber iş yaptığım piyasaya da dalga dalga yayıldı. “Celal hovardanın tekiymiş”e çıktı adım. Bu öyle pis bir lekeydi ki, hiçbir deterjanla yıkanmıyor temizlenmiyordu. Ne yapacaktım? Böyle durumda bana destek olacak en yakınlarım değil miydi? Ama en yakınım olan eşim başta beni öyle kabullenmişti. Kimseye belli etmesem de avuç avuç biriktirerek bir yerlere getirdiğim işlerim şimdi güneş karşısındaki buz gibi eriyordu. Çok zoruma gitti bu durum. Bunalıma düştüm ama çözümü kimseden bulamadım. Oysa ben namusuna zerre halel getirmemek için ta çocukken babama söz vermiştim. Ama şimdi namus sebebiyle evimden ailemden ve işimden dışlanmaya; sonra da toplumdaki saygınlığımdan kaybetmeye başlamıştım. İşte şimdi kimseye anlatamasam da, kimse beni bir daha böylesi bir şeyle suçlayamayacak. Çünkü artık bu iki yüzlülerin dünyasında ben olmayacağım. Celal olmayacak. Son söz olarak yine diyorum ki, ben asla eşimi aldatmadım. Aldatan insanlara da binlerce kez yazıklar olsun. Onlar en şerefsiz insanlardır. Eşimi ve çocuklarımı çok seviyorum. Biliyorum çok büyük bir günah ama artık dayanamıyorum. Hoşçakalın...” Savcı son satırları okurken sesinin titrediğinin farkında bile değildi. Arzu ise gözlerinden akan yaşlara rağmen sanki az önce babası konuşuyormuş gibi dinliyordu. Son sözler okunup tamamlanınca genç kızın dudaklarından dökülüvermişti inleyen kelimeler: -Babam... Babacığım... Geçmişin acı günleri böylesine çabucak canlanıp geçmişti Arzu’nun gözleri önünden... Arzu bir an mazisini böyle hatırlamıştı. Çabuk toparlandı. Kemal beyin masasına doğru ilerlerken, pervasız iş kadınlığı tavrı yoktu. Sanki yıllar önce babasının masasına giden ürkek kızın hali vardı: -Kemal bey... Cevap vermiyordu Kemal bey... Yanına kadar sokuldu. Hatta masasına eğildi. Yüzüne doğru baktı... Gençlikte yaşadığı duygulardan etkilenmiş olmanın verdiği ruh haliyle seslendi: -Kemal bey ne oldu sana böyle? Kemal bir an kafasını çevirecek gibi oldu ama vazgeçti: -Hiçbir şey... Şu anda hiçbir şey konuşmak istemiyorum. Lütfen beni rahat bırak. Bu sert konuşma Arzu’nun da kendine gelmesine yetmişti. İş kadını olduğunu hatırlayıverdi birden. Aynı ses tonuyla cevap verdi: -Ne demek istediğinizi anlamıyorum. Ben mi sizi rahatsız ediyorum. Yoksa, rahatsız olunan ben miyim? -Nasıl anlarsan anla Arzu. Ama şu an hiç ama hiçbir şeyi düşünecek durumda değilim. -Yani birlikte çıkmıyoruz şimdi öyle mi? -Hiçbir şey sorma bana ve beni yalnız bırak. -O görüşme ne olacak... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT