BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İyimserliği yönetmek

İyimserliği yönetmek

Son haftalarda Türkiye’de ortaya çıkan iyimser hava için yazılarımızda şunu dile getirmiştik: İyimser değil, umutlu olalım. Ancak Türkiye, yine iyimser rüzgarların etkisinde kalmaya devam ediyor.



Son haftalarda Türkiye’de ortaya çıkan iyimser hava için yazılarımızda şunu dile getirmiştik: İyimser değil, umutlu olalım. Ancak Türkiye, yine iyimser rüzgarların etkisinde kalmaya devam ediyor. Nitekim, IMF Avrupa direktörü M. Deppler, geçen hafta çok ilginç bir tespit yaptı: “Türkiye için en önemli tehlike erken iyimserlik; Türkiye, olumlu gelişmeleri yönetemiyor ve gevşeme sürecine giriyor. İşte en büyük tehlike bu”. Deppler’in işaret ettiği tehlike, toplumsal hafıza ile de ilgili. Herşey çabuk unutuluyor. Şimdi Türkiye’nin önündeki en önemli konu bu. Bazı geçici veya ufak iyileşmelerin, biraz olsun kıpırdanan ekonominin etkisiyle, herşey düzeliyor havasına girilirse, tehlike yeniden , ve bu defa öngörülemez biçimde ufukta belirir. Ekonomik program şimdiye dek, bir hayli etkin ve hızlı bir şekilde uygulandı. Kanunlar çıktı, para ve maliye politikasında iyileşmeler sağlandı. Ama, ekonomik büyüme henüz başlamadı, ülke son bir yılda kaybettiği GSMH payını bile yerine koyamadı. İstihdamda artış başlamadı, devletin iç ve dış borcunun GSMH’ya oranı hala % 90’larda. Dolayısıyla, gerçek iyileşme, ancak bunların düzelmesi, iyiye gitmesi ile mümkün olacaktır. Reform yasaları çıktı, ama henüz uygulama sonuçları alınamadı. Yasalar ne kadar doğru ve etkin olursa olsun, uygulama eğer olması gereken gibi değilse, sonuç kocaman bir hüsran olur. Nitekim, en son çıkan, Mali Sektör veya popülist tabirle “Bankaları Kurtarma” yasası, belki finans sektörünü rehabilite edecek, ve reel sektöre nefes aldırıp kaynak aktarabilecek esasları sağlıyor. Ancak, henüz Cumhurbaşkanı onaylamadı. Bir an için düşünelim. Cumhurbaşkanı yasayı veto ederse, ne olacak. Alın size kısa süreli bir kaos. Gerçi, Meclis yasayı değiştirmeden tekrar gönderebilir ama, bu sefer de Anayasa Mahkemesine gitme riski var. Diğer tarafta ise sürekli kan kaybeden, komada bir bankacılık sektörü var ve günler bile önemli. IMF, yeni kredi diliminin serbest bırakılmasını bu yasaya bağlayabilir. İşte size ekonomiyi gerebilecek bir varsayım. Dolayısıyla, herşeyin birbirine pamuk ipliğiyle bağlı olduğu, ana meselelerini henüz yoluna koyamamış bir ekonomide, doğru şeyler yapılmaya başlandı diye, hemen iyimserlik havasına girmek, herşey bitiyor, güzel günler yakındır edebiyatı yapmak, istikrara ihtiyaç duyan bir ekonominin önündeki en büyük tehlikedir. Türkiye, yılların birikim olan birçok sorunu çözmeye çalışıyor. Uçurumun kenarına gelmiş bir ekonomi, birçok şarta bağlı dış desteğin yardımıyla düze çıkartılmaya çalışılıyor. Üstelik, hantal, köhne ve asalak hale gelmiş bir devlet ve bürokrasi yapısı da bir engel olarak duruyor. Yılların sorunları, yanlışları, suistimalleri, bir veya iki yılda giderilemez. Türkiye, önce bunu anlamalıdır. Şu ana kadar uygulanan program, genel hatlarıyla doğrudur. En azından sorunlar ve kökenleri doğru teşhis edilmiştir. Ancak, bu henüz başlangıçtır ve esas olan uygulama ve sonuç alma sürecidir. Bu da çok sabır, çok sebat ve çok tahammül gerektirmektedir. 2002 zor bir yıl olacaktır ve bu yıl içinde ekonomik büyüme başlamaz ve istihdam artışları oluşmazsa, Türkiye’nin geleceği pek iç açıcı olmayacaktır. Dolayısıyla, erken iyimserlik, devlet ve piyasa için tedbir ve uygulamaların gevşemesi ve günübirlik popülist davranışlara yol açmamalıdır. Deppler’in de dikkat çektiği tehlike budur ve cidden önemlidir. Türkiye ekonomisi iyileşme sürecinin başındadır. Süreç devam ettirilebilirse, sonuçlar ekonomi için tabii ki olumlu olacaktır ama bunun için de iyimserlik değil, sebat ve istikrar gereklidir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT