BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Arzu, telefonu kapatıp kapıya yönelirken Sedef’in suratına baktı. Sanki “Zavallı solucan” der gibiydi. Merdivenlerden hızlı hızlı indi. Asansörü bile beklememişti... Arzu’yu da gönderen Sedef, koca büroda Kemal bey ile yapayalnız kalakalmıştı. Mutfağa yöneldi...



Ani bir hareketle telefona sarıldı Arzu. Sanki herbirini Kemal bey’in beynine vuruyormuşcasına sert hareketlerle tuşlara bastı. -Alo... Rasim bey... -Çok sürpriz birşey oldu. -Şu anda anlatamam. Ama bizim dışımızda özel bir durum. -Yani Kemal beyin kendi ailesiyle... -Dolayısıyla şu an gelemiyoruz. Ayrıca ben de burdan hemen ayrılıyorum. -Hayır Rasim bey, ikinci bir kez yüzüme karşı kovulmak istemiyorum. Bunun bedeli çok ağır olacak elbet. -Görüşmek üzere... Arzu telefonu kapatıp kapıya yönelirken Sedef’in suratına baktı. Sanki “Zavallı solucan” der gibiydi. Merdivenlerden hızlı hızlı indi. Asansörü bile beklememişti... Arzu’yu da gönderen Sedef, koca büroda Kemal bey ile yapayalnız kalakalmıştı. Mutfağa yöneldi. Ne yaptığının o da farkında değildi ama, bir bardak su doldurup Kemal beyin odasına yürüdü. Kapıyı açtı. Çekingen adımlarla masaya doğru yürüdü. Dağınıklığı görünce şaşırmıştı ama şok olmadı. Kemal bey, ister istemez içeri girenin kim olduğuna baktı. Bu esnada Sedef de özür dilercesine cevap verdi: -Bir bardak su getirdim efendim. -... Kemal beyin gerçekten ağzı kurumuş olmalı ki, suyu hiç itiraz etmeden aldı. Sedefle patronu arasında hiç konuşma geçmedi. Sedef sanki kendisine emredilmiş gibi, masanın üzerinden yere dağılan malzemeleri birer birer toplamaya başladı. Her birini masanın üzerinde hatırladığı kadarıyla eski yerine yerleştiriyordu. Kemal bey ise, ne “bırak” diyordu; ne de teşekkür ediyordu. Ama yapılanları gözüyle görmesine rağmen engel olmaması durumu kabullendiği anlamına gelirdi. Sedef odayı toplayıp, yerdeki kırılan parçaları ayrı bir mukavva kutu içerisine doldurup odadan ayrılırken ardından seslendi Kemal: -Sedef? -Efendim Kemal bey? -Kızım o kutuyu götür gel, sana çok önemli birşey söyleyeceğim. Sedef denileni çabucak yapıp Kemal beyin yanına döndü. Kemal beyde kendisine karşılık hiç öfke yoktu. Sanki sesi yeniden kadife gibi olmuştu. Acaba Kemal bey kendisine çok önemli ne söyleyecekti?!. Koşar adımlarla elindeki kırık eşya dolu kutuyu kendi masasının hemen kenarına bırakıp, aynı hızla Kemal beyin odasına geldi. Kapıyı yine aynı kibarlıkta tıklatıp içeri girdi. Kemal bey halen dalgındı. Hatta Sedef’in içeri girdiğinden haberi bile yok gibi duruyordu. Dolayısıyla genç kız bir iki adım atıp, hafif yutkunduktan sonra varlığını belirtmek ister gibi konuştu: -Buyurun efendim, sizi dinliyorum. Kemal beyin gözlerinde bir ıslaklık mı vardı ne? Sedef bir hoş oldu. Patronunu ilk defa böyle görüyordu. Az önce, yüreğini ağzına getiren, sesi gök gürlemesini andıran bu adamın, şimdi de gözleri, yağan yağmurlar gibi ağlamaya mı hazırlanıyordu. Dünyadaki varlıklar hep böyle miydi? Öfkeyle merhamet, acıyla sevinç, umutla karamsarlık hep yan yana mı dururdu böyle? Bir munis kedicik gibi, bir babanın en uslu çocuğu gibi, masanın önüne geldi. Her zaman silip tozunu aldığı koltuğun kenarına ilişti Sedef. Evet başlamıştı işte gözlerden akan yaşlar. Koskoca bir insan ağlıyordu koskoca odada. Bir ara “Yapmayın Kemal bey” diyecek oldu. Ama öylesine duygulu bir atmosferdi ki, o ağlamanın muhteşem samimiyeti karşısında bir belgesel izler gibi hiç nefes almadan göz pınarlarından yanaklara inan gözyaşı taneciklerinin birbiri ardına Kemal beyin bıyakları arasında kayboluşunu seyrediyordu Sedef... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT