BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Çocukluğum trenle başlar benim. Hani o kanatlı, buharlı lokomotiflerin uzun bir düdükle veda ettikleri, yine uzun bir düdükle insanları buluşturdukları diziler...



Çocukluğumun anıları Çocukluğum trenle başlar benim. Hani o kanatlı, buharlı lokomotiflerin uzun bir düdükle veda ettikleri, yine uzun bir düdükle insanları buluşturdukları diziler... Çok uzaklardan, önce gökyüzünü öpen dumanı, sonra kara kaşı, kara gözü ve ince ince çalan düdüğü, ayrılığı ve kavuşmaları bize bir arada yaşatan, anıları incileyen, kara vagonlarında göz göz odaları, renk renk insanları... Bir kuş örneği konaklıya konaklıya, doğanın ayrı ayrı kesitlerinden örnekler veren bu siyah, tez haber muştusu tren, beni nerelere götürmez ve neler söyleşmeyiz... Sırdaşım, dostumdur. Konakladığı her istasyon dört mevsimi yaşatır bana.. Ne güzel günlerdi... İstasyonumuz Atkaracalar, gür ağaçların ortasındaydı. O sıralar henüz elektrik uğramamıştı. El fenerlerinin, gaz lambasının aydınlığında istasyonumuz dağ gelinciği gibi görünürdü. İki dağ arasında geniş düzlükler ve ortasından okulumuza giden patika yolda canlanır çocukluğum. Kışlar soğuk geçerdi. Kar çizmelerimizden içeri girer de soğuktan uyuşmuş ayaklarımız gıdıklanırdı. Aldırmazdık. Beni asıl korkutan kurtlardı. İçimden ezberlediğim duaları okurdum. Cesaretim artar, uzaklardan gördüğüm çoban köpeklerine de güvenirdim. Ama bu sevimli yaratıklarla karşılaşmayı istemezdim. Meslek Okulunu bitirdiğim yıllar, bir ara İncesu’da ilkokul öğretmenliği de yapmıştım. Kara Mustafa Paşa’nın 1660 yıllarında yaptırdığı han, hamam, çarşı ve okulumuz; Osmanlının Viyana önlerinde kurduğu muhteşem çadırı, göz kamaştıran hazinesi, kültürü ve en önemlisi adalet kavramını anımsatırdı. Hatta sefer sırasında askerlerin, bağlara girip üzüm yediklerini, alınan her salkım üzüm için çubukların altına bir altın konduğunu, hakkın nerede olursa olsun yenmediğini, bu büyük milletin ata mirası olduğunu yad ederdim. İnsan ne olursa olsun soluk alıp verdiği yerleri görmeyi arzuluyor. Siyah saçlara kırağı düştükçe de tutkuya varıyor... Gençlikte çocukluğunu, ihtiyarlıkta gençliğini yaşama arzusu, sanırım insanlık tarihi kadar eski... Trenimizle konakladığımız her istasyon, elektriğe, suya kavuşmuş, badanası, boyası pırıl pırıl... Telgraf Makinesi kalkmış onun Bethowen’in beşinci senfonisi gibi kulağa hoş gelen mesajı yok... Telefon, teleks, elektrikli diziler, yükseltilmiş peronlar ve II, III hatta IV. yollar yapılıyor. Demiryolcu babamın, emekliliğinden mirası demiryolculuk salt bana özgü değil. Demiryolcu olupta demiryolculuğa gönül vermeyen olur mu? Görevim gereği Kayseri’ye gitmiştim. Görüşüp, buluştuğum hangi meslekdaşım olursa mutlaka konu demiryolculuktu. Ankara’ya dönüşümde kompartmanda yaşlı bir beyle karşılaştım. Trenimizin her konakladığı istasyonda başını pencereden dışarı doğru çeviriyor, saatine bakıyor, burda telaki (buluşma) var, burda rampa (meyil), asgariden yirmi iki dakika sürer, bir dakikalık açık kapanır gibi sözlerle trenin sivil bir görevlisi zannını uyandırıyordu. Beyefendiyi anlıyordum... Mutlaka emekli demiryolcu olmalıydı. Bunu fark etmeme rağmen onu izleme nedense bana haz veriyordu. Trenin sesini duymak Hoş-beşden sonra sohbeti koyulaştırdık. Bana: “Otuzbeş yıl emek verdim, şeftrendim, bu gezimin nedeni o günleri yeniden yaşamak” diyordu. Mesai arkadaşlarımı, iş yeri amirlerimi soruyordu. Onlardan verdiğim her haber, gözlerini süslüyor, titreyen ellerine güç veriyordu, “Yarın sen de evlat, böyle olacaksın... Emekli olduğumda, trenin geçtiği, sesini dinleyeceğim yüzünü göreceğim bir yer aradım, oturacak bir yer, buldum da... Hanıma söyledim, ben, buradan ayrılmam. Kirada otururum o senin dediğin yerde oturmam.” Sözünü kestim özür dileyerek. “Nerede oturmanızı istiyordu efendim”, Ev almıştım, emekli olmadan önce. Yeri güzel, iyi de oradan tren geçmez, sesi duyulmaz ki... Size bir şey söyleyeyim mi evlat, gece kendime mazaret bulurum hanıma, yumurta-yoğurt lazım mı derim. Bu gün falan yerin pazarı, filan yerde ucuzluk var... Maksadım başka... Trene binip arkadaşlarla buluşmak, onlarla konuşmak, trenle olmak evlat... Ben Kayseri’ye de böyle bir mazeretle geldim. Bu istasyonları görmeliyim, tanıdık-tanımadık demiryolcuları seyretmeliyim..” diyordu. İçinde seyahat ettiğimiz trende anısını yeniden yaşıyor, güçleniyor, tecrübelerinden örnekler veriyordu. Demiryolcu, bu raylardan, vagonlarına katar katar doldurduğu sevgiyi ayırmıyor, uzaklaşamıyordu, emekli de olsa... Salt benim değil, hepimizin dostu, sırdaşı, yol arkadaşı oluyor trenle gelen... ¥ Kemal Süha Esen Serzeniş Sıdk ile bağlandım zülfün teline, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. Senin için düştüm elin diline, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. Biçare oldum halimi bilmezsin, Yaban ellerinde ne yer içersin. Bir misafir gibi gelip geçersin, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. Hasreti çekmeyen safa bulamaz, Sevmeyen sevgiden bir dem vuramaz, Çilekeş olmayan murad alamaz, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. Seher vakti döner iken beyaza, Gülün rengi soldu, kaldı ayaza, Ümidim kalmadı bir başka yaza, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. Aşkın bir mum gibi eridi, söndü, Nevbahardı mevsim, şifaya döndü, Gönlümün çiçek açtığı o gündü, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. Anuş der bu kadar serzeniş yeter, Anladınsa eğer bir elif yeter, Bunca acı elem ve keder yeter, Bakmadın yüzüme kara gözlü yar. ¥ Anuş GÖKÇE- İSTANBUL Zafer gülleri -Çeçen aslanı Şamil Basayev’e- Gecenin dumanı dağları tuttu, Esmez oldu artık seher yelleri. Gökyüzü maviyi çoktan unuttu, Ne zaman açacak zafer gülleri. Cehennem topları titretir yeri, Kopan fırtınadır er ölümleri, Şehitlerin donar tebessümleri, Okunan duadır tek ödülleri ¥ Hüseyin ÖZKAYNAKÇI / SİVAS Sen Bir rüzgar esiyordu Alıp götürüyordu beni, sessizliğimin acı çığlığıyla Uçsuz bucaksız bilmediğim köşelere Sürükleyerek önünde Bütün eller uzaktı artık bana Bütün gözler yaralardı beni Bir bakışımı yıkardı Gözler yalan söylerdi Ben sonbaharda dökülürken Masum sandığım yürekler Ayrı baharlarda açardı Ben senin bildiğin gibi bana verdiğin cezayı, Sensizliği yaşıyorum Kaybolmuşum sensizliğin çıkmazında Unutmuşum yürümeyi Sen bilemezsin beni anlamayı ¥ Meral BOL / İSTANBUL Yorgunum Bu gece yine uykusuzum yine yorgun, yine yalnız ve yine sensiz Sensizliğin sessizliğinde hep sensiz ve sessiz... yasak umutların peşinde sensizliği yudumladım her gece oysa sen hep uzağımda.. bu gece yine seni düşlüyorum sensizliğin kıskacında.. dudağımda sigara, yarım kalmış bir türkünün sıcaklığında eriyor duman duman. yalnız, sessiz ve sensiz odamda seni düşlüyorum yine. buzlanmış düşüncelerimde sen, masamda eskimiş resmin gölgelerin hüznünde beliren hayalin... plaktan süzülen yalnızlığın türküsü, bu gece yine uykusuzum yine yorgun, yine yalnız ve yine sessiz... seni düşlüyorum. ¥ Mehmet KONUŞAN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT