BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Kalkınma mı dediniz? O biraz zor!”

“Kalkınma mı dediniz? O biraz zor!”

Eğer vatandaşların hak ve hürriyetlerine değer verilmeden, kalkınma ve müreffeh olma imkanı bulunsaydı, herhalde Sovyetler Birliği, Amerika ve Avrupa ile ekonomik ve teknolojik rekabeti devam ettirebilir, dehşet dengesi (nükleer silah yarışı)nde bir adım ileride olmayı becerir ve bugün dahi varlığını sürdürüyor olabilirdi...



Eğer vatandaşların hak ve hürriyetlerine değer verilmeden, kalkınma ve müreffeh olma imkanı bulunsaydı, herhalde Sovyetler Birliği, Amerika ve Avrupa ile ekonomik ve teknolojik rekabeti devam ettirebilir, dehşet dengesi (nükleer silah yarışı)nde bir adım ileride olmayı becerir ve bugün dahi varlığını sürdürüyor olabilirdi... Ama... Bu amayı içeriye taşıyarak biraz deşmeye çalışalım. Bugünlerde adına “Mini demokrasi paketi” denilen ve anayasa değişikliğine uyum sağlamak için, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 159 ve 312. maddeleri ile, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 ve 8. maddeleri, 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununun 16. maddesi ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 107. maddesinin değiştirilmesine dair hükümet tasarısı tartışılıyor... Tabii daha çok Ceza Kanununun 159 ve 312. maddelerinde yapılmak istenen değişiklikler tartışılıyor. Tasarının altına imza koyan hükümet ortağı ANAP, hiç de mutlu değil ve bunun mutlaka değişmesi gerektiğini ifade ediyor. Çünkü değişiklik anayasa ile uyumlu değil! Buna karşılık MHP lideri bahçeli, tasarı metninin özgürlükleri daraltmadığını söylüyor ve bunun aynen Meclisten geçmesi için musırr (ısrarlı) olacaklarını söylüyor. (Nitekim, tasarı Adalet Komisyonundan aynen geçti!) Tabii Bahçeli böyle diyor diye, gerçeklerin de o yönde olması gerekmiyor! Bahçeli’nin hukukçu kurmayları kendisine ne telkin etmişler bilemeyiz ama, sözkonusu tasarı hukukçular, siyasetçiler ve sivil kuruluşlar tarafından yerden yere vuruluyor! SP Genel Başkanı Recai Kutan şöyle dedi: “Bu tasarı ile Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak asla mümkün değil. Bu tasarı ancak Faşist Mussolini İtalya’sında veya Nazi Almanya’sında benzerleri bulunan bir metindir...” Cengiz Çandar da Yenişafak gazetesindeki köşesinde aynı benzetmeyi yapmış ve faşist bir tasarı hazırlamak için hukuk fakültesi öğrencileri böyle bir metni hazırlasalardı mutlaka on üzerinden on alırlardı... demiş. TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan da mini demokrasi paketinin düşünce özgürlüğünü geriye götürdüğünü ısrarla vurguluyor. Eleştiriler sadece içerden değil, dışardan da geliyor. AB Dönem Başkanı İspanya’nın Ankara Büyükelçisi, Manuel De La Camara ve AB’nin Ankara Temsilcisi Karen Fogg da, önceki gün Ecevit’i ziyaret ederek endişelerini belirttiler. Ve mini paketin bu haliyle AB normları açısından sıkıntı doğuracağını ifade ettiler. Başbakan ise onlara, “sadece biraz bekleyelim...” şeklinde cevap verebildi. 159. maddede yapılmak istenen değişiklik gerçekleşirse, herhangi bir devlet memurunu tenkit etmek bile kişinin kendisini derhal mahkemede bulmasına yolaçabilecektir. Çünkü ikinci fıkrada “... cürümlerin işlenmesinde, tahkir ve tezyif edilen açıkça belirtilmemiş olsa bile, ona yönelik bulunduğunda tereddüt edilmeyecek bir durum varsa, tahkir ve tezyif edilen açıklanmış gibi kabul edilir” diyor. Bu kadar muğlak, belirsiz ve subjektif bir hüküm herkes için tuzaklarla dolu demektir. 312. maddede ise, “Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak insanları birbirine karşı kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” deniliyor. işte belirsizlik ve keyfi uygulamalara müsait bir örnek daha... Halbuki dünyanın medeni ve kalkınmış ülkelerinde, ceza hükümleri, keyfiliğe ve yanlış algılamalar meydan vermeyecek derecede açık ve sarih olarak derpiş edilir. Ama bizde özgürlükleri genişletme adına tam tersi yapılıyor. Ne kadar komik ve acı bir durum! Önceki akşam, NTV’de kalkınma ile ilgili bir programda, “Ne zaman kalkınırız?” sorusuna şöyle güzel cevaplar ekrandan yazılı olarak verildi; “Vatandaşın devlet için değil, devletin vatandaş için var olduğu inancı yerleştiğinde... Bürokraside vatandaşların potansiyel suçlu olarak görülmediği bir kamu düzenine geçildiğinde... İnsan Hakları kavramının sadece Avrupa Birliği’ne girmek için uyulması gereken bir kavram olmadığının anlaşılması halinde...” Evet, gerçekten insan haklarının en doğru ve en yaygın tarifi şöyledir; “İnsanın insan olmaktan ötürü sahip olduğu haklar...” Şimdi, bir soru da benden; sizce ne zaman kalkınırız? Cevabını da müsaadenizle şöyle arz edeyim: Bu hal devam ederse, daha çok bekleriz! Yani bu kafayla o iş biraz zor...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT