BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Babasından beklediği karşılığı bulamamıştı Berrin. Hiç şaşırmadı. Ama buna rağmen çok üzüldü. Böyle zamanda ne kadar ihtiyacı olacaktı ana baba şefkatine. Ahmet bey, sanki evde hiç misafir yokmuş gibi davranıyordu...



Berrin kapıyı açtı. Karşısında elinde bir naylon poşetle babasını gördü. Baba kız birbirine bakıştılar. Sonra, babası Ahmet beyin yorgun dudakları aralandı: -Annen evde mi? -Annem evde tabii. Hoşgeldin. Ver elindeki poşeti alayım. -Al bakalım. -Beni kucaklamayacak mısın baba? Bu sözle birlikte Berrin babasının boynuna sarıldı ve yanaklarından öptü. Ahmet beyin hiç de karşılık verecek durumu yoktu. Kızının kendilerine rağmen evliliğe karar vermesinin üzüntüsü halen üzerinde hissediliyordu. Koskoca adam evladına söz dinletememenin ıstırabıyla olsa gerek çökmüştü. Babasından beklediği karşılığı bulamamıştı Berrin. Hiç şaşırmadı. Ama buna rağmen çok üzüldü. Böyle zamanda ne kadar ihtiyacı olacaktı ana baba şefkatine. Ahmet bey, sanki evde hiç misafir yokmuş gibi davranıyordu. Kızı paltosunu çıkardı. Vestiyere astı. Nuriye hanım da mutfaktan çıkıp gelmiş, kocasını karşılamıştı: -Hoşgeldin bey. -Hoşbulduk. -Berrin geldi. -Hayırlısı olsun. Sonra derin bir iç çekip odasına yürüdü adam. Nuriye hanım kocasının yıllardan beri devam eden alışkanlıklarını bildiği için, ona göre davranıyordu. Ahmet bey, şimdi içeri gidecek elbiselerini çıkartıp, pijamalarını giyecek, sonra gelip salona oturacaktı. Yorgunluk kahvesi ile yanında bisküvi kurabiye türü hafif bir iki yiyecek olacak. Sigara paketi ve çakmağı hazır olacaktı. Anne bunları hazırlarken, Berrin mutfakta kahve pişiren annesine sokuldu. Çekingen ve yıkılmış haldeydi: -Anne babam hiç memnun olmadı gelişimden. -Biliyorum kızım farkındayım. -Ne yapacağım ben şimdi? -Biraz istersen üstüne gitme. Zamana bırakalım. Kapı açıldı. Ahmet bey salona yürüdü. Evde buz gibi bir hava esiyordu.  Aynı akşam avukat Murat’ın evinde ise bambaşka duygular hakimdi. Genç avukat, adliye koridorunda dolaşıp yorulmuş bedenini evdeki koltuğa bırakmış, kucağına atlayan kızı Emel’in çocukça şakalaşmalarına karşılık veriyordu. Ayşe hanım gün boyu yolunu beklediği kocasıyla iki laf etmeye fırsat bırakmayan kızına seslendi: -Rahat bırak babanı. Biraz konuşmamıza izin ver kızım. Sonra kocasının yanıbaşına oturdu. Gözlerine baktı sevgiyle. “Nasılsın Murat” dedi. “Nasıl geçti günün?” Murat o gün şahidi olduğu olayı anlattı: -Yahu bugün iki çocuk geldi büroya, dedi ve yaşadıklarını anlatıp kararsızlığını açıkladı. “Haluk amca hiç taraftar değil ama yüreğim acıdı çocukların o haline. Ne yapacağımı bilmiyorum.” -Ama Murat, bu devirde her önüne gelene acımaya kalkarsan sonra biz acınacak hale geliriz. Haluk amca çok haklı. -İyi söylüyorsun hoş söylüyorsun Ayşe. Tamam da her önüme gelene acımış olmayacağım ki, ilk defa böyle bir şey çıktı karşıma. -Bence başına iş almana gerek yok. Hem paraları yok hem karşında bir insan yok. Çocukların gözyaşları seni etkilemesin. Unutulur geçer. Belki ilk defa kavga etmiyorlardır. Belki bu kaçıncıdır? -Bilmiyorum hanım. Ama ben çocuklara söz verdim. Yarın anneleriyle gidip konuşacağım. Eğer kadın isterse davasını kabul edeceğim. -Ne kadar safsın biliyor musun? Elin kadını senden kendini savunma istedi mi? -İstemesin? -O kadının kocasının nasıl biri olduğunu biliyor musun? -Ne olacak yani? -”Sen benim karımla ne hakla konuşmaya geldin? Sana mı vazife?” derse ne diyeceksin? Sonra bir iftiraya bakar bu işler. Allah korusun al başına belayı... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT